AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Vahdettin ve 'alışılmış kanaat' siyaseti

Cumhuriyeti kuran partinin üçüncü adamı Bülent Ecevit'in son padişah Sultan Vahdettin hakkında söyledikleri ile bunun karşısında olan muhafazakar-sag siyasetin tarihi lideri, 9.Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in verdiği cevap Türkiye'de eski-yeni, hatta gelenek-modernlik tartışmasında tarafların tutumu hakkında ilginç ipuçları veriyor. Siyasetin maskesini ters yüz ediyor.

Ecevit, Vahdettin'le ilgili olarak "Ben Vahdettin için hiçbir zaman hain demedim. Çünkü ne kadar zor koşullar altında padişahlık yaptığını biliyorum. Ülke işgal altındaydı. Ordusu kalmamıştı. Yine de çok önemli işler yaptı" dedi.

Bu sözler soğukkanlı bir tarih okuması yapan bir aydın için hiç de yeni ve olağanüstü sayılmaması gereken tarih tespiti olarak okunabilir. Ne var ki, bir bakıma varlığını Osmanlı düşmanlığı ve reddi miras üzerine inşa eden CHP seçkinleri açısından Ecevit'in söyledikleri önemli. Böylelikle, sadece farklı bir tarih okumasına işaret etmiyor aynı zamanda resmi tarih tezini alt üst edecek bir yaklaşımı ortaya seriyor. Hatta ilericilik-gericilik ekseninde yürütülen ideolojik kamplaşmada CHP seçkinlerinin en önemli argümanlardan birini ellerinden alıyor. Çünkü Türkiye'deki Vahdettin tartışması herhangi bir tarih tartışmasının ötesinde ideolojik bir mahiyete sahip. Bu ülkede, Vahdettin'in vatan haini olmadığını savunmak, bir dönem 'vatan hainliği' ile eş görülmüştür. Tıpkı Sultan II. Abdülhamid tartışmasında olduğu gibi bu konu da tarih tartışmasından çıkmış ideolojik mücadelenin aracı haline getirilmiştir. Hataları, eksiklikleri, yaptıkları ve yapamadıkları hepsinden önemlisi içinde bulunduğu şartlardan bağımsız bir ihanet tarihi okutulmuştur yıllarca. Üstad Necip Fazıl Kısakürek'in kitabının yasaklanması, hatta mahküm edilmesi belli bir tarih tezinin nasıl resmi ideoloji haline getirildiğinin örneğidir.

Solcu, devrimci Ecevit'in Sultan Vahdettin'le barışmasını en azından cumhuriyeti kuran partinin tüm kadroları için olmasa bile 'üçüncü adam'ının tarihle barışması, daha sağlıklı bir tarih okumasının yolunu açması bakımından o gelenek içinde önemli bir işlev görebilir. Olur olmaz durumlarda "saltanatı getirecekler" türünden ucuz polemiğe sığınan çevrelerde olduğu gibi sistem açısından gereksiz korkuların aşılması anlamına da gelebilir..

Batıcı, devrimci dahası Atatürkçü Ecevit'in Vahdettin'in vatan haini olmadığını söyleyerek tarihle barışmasına karşılık sağcı-muhafazakar Demirel'in tepkisi bir tarih yorumundan çok kimin nerede durduğu konusunda kafa karışıklığının giderilmesi hususunda hayli anlamlı bir çıkış sayılmalı. Ecevit'in tespitlerine karşılık Demirel; "Türkiye'de bu konuda ilk defa bilinenlere aykırı bir şey söyleniyor. Ben böyle bir beyanı muhakeme edemiyorum. Ancak, tarihteki bazı kişiler hakkında, alışılagelmiş kanaatlerin dışındaki beyanlar yadırganır. Sayın Ecevit'in beyanı da yadırgatıcı bir beyandır. Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir" buyurmuş.

Demirel, "alışılmış kanaatlerin dışında" diyerek Vahdettin üzerinden bir rejim sorunu çıkarmaya çalışması/ima etmesi, aslında tipik CHP tavrıdır. Sonra Vahdettin'in vatan haini olduğuna inanmamayı Türkiye neden kaldıramazmış?

Muhafazakarlıkla en azından dindarlık ilişkisini de açıklayan bu "alışılmış kanaat" ilkesi Demirel'in ve de sağ politikacıların siyaset tarzı hakkında yeterince açıklayıcı sayılabilir. Kimilerinin muhafazakarlığı bir tür Müslümanlık'la ilişkilendirerek, geleneksel de olsa dini değerlere saygı anlamında Demirel tarzı siyasete böylesi bin misyon yüklemesinin isabet şansını ortaya seriyor. Alışılmışın dışında tavır sergilerseniz, gerekirse CHP misyonunu Demirel tarzı muhafazakarlar sürdürebilir anlamı da çıkarılabilir pek ala. Unutmamalı ki, inanç özgürlüğünü alabildiğine daraltan, inandığını yaşamayı suç sayan pek çok kanun DP döneminde çıkarılmıştır.

Gerçi Demirel'in bu sözlerinde de fazla tutarlılık aramamak gerekir. Osmanlı Devleti'nin kuruluşunun 700. yılı nedeniyle yaptığı bir konuşmada, 'Cumhuriyetin ilk dönemlerinde rejimini oturması için Osmanlı aleyhinde bir söylem geliştirilmişti; artık bu tehlike geçmiştir; Osmanlı ile barışmak gerekir" diyen Demirel aslında Ecevit'ten farklı bir şey söylemiyordu. Ecevit de artık böyle bir rejim tehlikesi görmediği için olacak "hiçbir zaman Vahdettin'in vatan haini olduğuna inanmadım" diyor. Demek ki her iki lider de gözümüzün içine bakarak bildikleri, inandıkları gerçekleri halktan gizlemişler; hatta hakikatın zıddını beyan etmişler.

Aradaki fark şu ki; Ecevit iktidarda olduğu dönemde dile getirmediği, en azından gizlediği düşüncesini emekli olduktan sonra yazıya dökme cesaretini gösterebilmiş. Demirel ise emekli olmasına, resmi bir sıfatı olmamasına rağmen hakikati söylemekten kaçınması bir yana daha vahim bir yanlışa düşüyor, hatada ısrar ediyor. Demirel, 'yanlışın niçin savunulması gerektiğini savunuyor'. Hatayı kendiyle sınırlamayıp, adeta, 'tarihin neden tahrif edilmesi gerektiği'ne bir tür gerekçe arıyor.

Önerilen bu tarih yöntemiyle geçmişle sağlıklı, hakikate dayalı ve dürüst bir ilişkinin önünün kesilmesi; gerektiğinde, CHP'den devraldığı 'rejim korkusu siyaseti'ni ima eden bu tavrından daha tehlikelidir. Çünkü, tahrif edilmiş bir tarih bilinci ile bir millet geleceğe yol alamaz.


19 Temmuz 2005
Salı
 
AKİF EMRE


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED