|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Al işte, bir başağrısı daha... Hain Sultan Vahdettin hain miydi, değil miydi? Eh, soruyu böyle ("Hain Sultan" diye) koyunca, tartışmaya da yer kalmıyor. Bu kez gürültü, Ecevit'in, "Ben Vahdettin için hiçbir zaman hain demedim, çünkü ne kadar zor koşullarda padişahlık yaptığını biliyorum; ülke işgal altındaydı, ordusu kalmamıştı, yine de çok önemli işler yaptı" sözleri üzerine koptu. Hürriyet gazetesinden Sefa Kaplan, Milliyet gazetesinden Önay Yılmaz "fikri takip" yapıp olayın üzerine gitmişler, yani tarihçilere ve siyasetçilere Ecevit'in bu yaklaşımını nasıl yorumladıklarını sormuşlar. İki gazetecinin "denek seçimi" ilginç özellikler gösteriyor; Sefa Kaplan'ın tanıkları ağırlıklı olarak "Vahdettin hain değildi" diyenlerden, Önay Yılmaz'ın tanıkları ise yine ağırlıklı olarak "Bunları tartışmak bile abes, Vahdettin düpedüz haindi" diyenlerden oluşuyor. İki arkadaşımız da, böylece, siyasî/ideolojik tercihlerini ortaya koymuş oluyorlar. Sefa Kaplan'ın bir numaralı tanığı Süleyman Demirel, "Sayın Ecevit'in beyanı yadırgatıcı bir beyandır, Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir" demiş. Ecevit'in beyanı gerçekten yadırgatıcı mıdır? "Hayır, hain değildi" konsorsiyumunun yıllardır savunduğu görüşler gerçekten Türkiye için yeni, alışılmadık ve "tehlikeli" olabilecek görüşler midir? Ecevit'in, sanki ilk kez duyuyormuş gibi şaşırdığımız görüşleri, vaktiyle zatımuhteremin de sahiplenir göründüğü "Ahrar Fırkası" programından ("teşebbüs-i şahsî" ve "adem-i merkeziyet") daha mı az tehlikelidir? Hem, belli bir tartışma olgunluğuna erişmiş ve yüksünmeden her konuyu tartışan Türkiye (AB'yle ilişkiler çerçevesinde, egemenliğin devrinden yeni egemenlik tanımına, neleri tartışmıyoruz ki?) niçin bu sözleri kaldırmasın? Türk entelijansiyası hangi konuyu tartışacağına zatımuhteremin "tehlike" konseptine bakarak mı karar verecek? Kaplan'ın iki numaralı tanığı Mete Tunçay ise, "Ben öteden beri 'Hain Sultan Vahdettin' sözünün, o dönemin şartları içinde söylenmiş haksız bir şey olduğunu düşündüm. Vahdettin siyasî anlamda yanlış hesap yapmış olabilir ama bu Vahdettin'in veya Damat Ferit'in hain olduğu anlamına gelmez. Bu, Cumhuriyet'in kuruluş dönemi koşulları öyle gerektirdiği için dolaşıma sokulan bir söyleyiştir" diyor. Doğrusu da bu. Eski devlet yıkılmıştır, yenisi kurulmaktadır; yeni devlete meşruiyet "eski"yle, yani geçmişle ödeşmekten geçmektedir. Cumhuriyeti kuran kadro da böyle yapmıştır, meşruiyetini "eskinin kötülüğü" üzerine bina etmiştir. Bu da son derece doğaldır. Fakat bugün, Mete Tunçay'ın da belirtmiş olduğu gibi, "Bu meselelere çok daha soğukkanlı bakabilecek ve şefkatle yaklaşabilecek" durumdayız ve öyle de yapmalıyız. Elbette Vahdettin hain değildi. Çok çok talihsizdi. Hadi bilemedin beceriksizdi. Hadi bilemedin hatalıydı. Bunları konuşmak ne "geçmişi geri getirme ve saltanatı ihya" çabasıdır, ne de birilerinin öne sürdüğü gibi "Cumhuriyet eleştirisi"dir. Önay Yılmaz'ın tanıklarına gelince... Bence hiç gelmeyelim oralara. Hem, yer de kalmadı. "Tadımlık" kabilinden, BM Türk Derneği Başkanı Rahmi Kumaş'ın açıklamasını hatırlatalım. Kumaş'a göre, böyle bir dönemde bunları dile getirmek Atatürkçülüğe ihanettir, asıl hain "Mustafa Kemal'e karşı çıkma modasına katılan" Ecevit'tir... Bir de, "tarihçi-araştırmacı" olduğunu söyleyen Erdoğan Aydın'ın görüşleri var. Hayır, ne dediğini yazmayacağım. Değmez. Sadece şu kadarını söylüyorum: Demek ki ülkemizde böyleleri de var.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |