|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
"Kalkınma" ve "gelişme" kavramları modern dönemde insanları en çok meşgul eden kavramlar olmuştur. Bunun geri planında insanlığın bir doğrusal çizgi şeklinde algılanması yatıyor. Bu süreçte tabiatı daha iyi kontrol altına alabilen, kaynakları daha iyi kullanabilen, daha güvenli bir hayat kurabilen toplumlar diğerlerine göre nispi olarak "kalkınmış" ve "gelişmiş" kabul edilmektedir. Bir toplumun "gelişmiş" ve "kalkınmış"lığını ölçmede çeşitli kriterler gündeme gelmektedir. En çok bilinen kriter kişi başına düşen milli gelir seviyesidir. Bir toplumun bir yıl içerisinde meydana getirdiği toplam mal ve hizmetlerin toplum bireylerine bölünmesiyle elde edilen fert başına düşen milli gelir seviyesi, kabaca gelişmişlik düzeyini yansıtmaktadır. Zaman boyutunda bu sayının izlediği seyir toplumun gelişmesiyle ilgili seviye hakkında bir bilgi vermektedir. İnsani Gelişme daha gerçekçi… Günümüzde tek başına kişi başına düşen milli gelir miktarının "gelişmiş"liğin ölçülmesinde yeterli olmadığı savunulmakta ve bunun dışında farklı ölçüler önerilmektedir. Son yıllarda bu konuda üzerinde durulan ve giderek kullanımı yaygınlaşan kavramın "insani gelişme" olduğu görülüyor. Evet artık "gelişme" ve "kalkınma" değil "insani gelişme" tercih edilmektedir. Bu kavramın mantığında şu var: Tek başına milli gelir, bir toplumun gelişmişliğini ifade etmede yeterli değil. Önemli olan yaratılan milli gelirin nasıl kullanıldığı ve temel insani ihtiyaçların nasıl karşılandığıdır. Mesela bir toplumda milli gelir yüksek olabilir ancak bu toplumda kadın erkek ayrımı var ve kadınlar yeteri kadar sosyal ve ekonomik hayatta aktif değilseler "insani gelişme" açısından geri bir durumdur. Yine bir toplumda milli gelir yüksek olmakla beraber toplum üyelerinin kamusal politikaların belirlenmesinde katılım imkanları sınırlı, iktidarların topluma karşı hesap verebilirlikleri zayıf ise bu toplum gelişmişlik açısından geri durumda kabul edilmelidir. Bu örnekleri daha da artırmak mümkün. Geçtiğimiz aylarda Kemal Derviş'in başkanlığa getirildiği Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) adlı uluslararası kuruluş ülkelerin, belli bölgelerin ve dünyanın kalkınma raporlarını yayınlamaktadır. Söz konusu raporlarda ülkelerin belli alanlardaki durumu belli ölçülerle değerlendirilerek bir endeks oluşturulmakta ülkeler bu endekse göre sıralanmaktadır. Oluşturulan "İnsani Gelişme Endeksi", bir ülkenin veya toplumun genel olarak "gelişmişlik"ini ortaya koymaktadır. Türkiye zikzaklar çiziyor… En son yayınlanan 2004 Türkiye İnsani Gelişme Raporu'nun ana teması bilgi iletişim teknolojilerinin kullanımı oluşturmuş ve bunların insani gelişmeye olan katkıları üzerinde yoğunlaşılmıştır. Türkiye, global ölçekteki Human Development Report 2004'e göre 177 ülke arasında 88'inci sırada yer almıştır. Bir önceki yılda 175 ülke arasında 96. sırada yer almış olduğuna göre bir gelişme söz konusudur. 1990 yılında 70. sırada yer bulan Türkiye 1995'te 174 ülke arasında 66. sırada yer almıştır. Ancak bu gelişmenin devam etmediği gözleniyor. özellikle doksanlı yılların ikinci yarısında önemli düşüşler yaşamıştır. Mesela 1998 raporuna göre 174 ülke arasında 85. sıraya gerilemiştir. Bunu takip eden üç raporda da 82, 83 ve 96 olmuştur. Bu durumda 1992'den itibaren İnsani Gelişmişlik açısından nispi bir gerileme söz konusudur. Yeniden 1992 öncesinin seviyesine gelinmesi için 2000 li yılları beklemek gerekmiştir. Yani devamlı bir gelişme söz konusu olmayıp zaman zaman ciddi gerilemeler de vuku bulmaktadır. İnsani Gelişmede ekonomik büyüme, yoksulluğun ortadan kaldırılması, öğrencilere nitelikli eğitim sağlanması, vatandaşların kamusal kararların alınmasına mümkün olduğu kadar daha çok katılabilmeleri, temel insan haklarının en geniş anlamda sağlanması, iyi yönetişim, sağlıklı bir çevrede yaşayabilme gibi temel unsurlar belirleyici olmaktadır. Bütün bunların temininde milli gelir elbette önemli, ancak asla yeterli değil. Bu bakımdan adeta herkesin temel hedefi olarak beliren "gelişme" ve "kalkınma"nın sadece gelir artışı, milli gelirin büyümesi gibi parametrelerle belirlenmesi eksik bir yaklaşım olmaktadır. Önemli olan yaratılan gelirin nasıl harcandığı ve toplumsal ve siyasal alanlarda ne gibi gelişmelerin olduğudur. "İnsani Gelişme" kavramı, bireyi kalkınma sürecinin tam merkezine yerleştirip onu gelişmenin nesnesi değil taşıyıcısı yapmakta olduğundan daha gerçekçi ve tercihe şayan yapmaktadır. Önemli olan İnsani Gelişme'nin neresinde olduğumuzdur.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |