|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
17 Temmuz 2005 Pazar günü Yeni Şafak'ta Fehmi Koru'nun yazısının başlığı 'Uygarlıklar ittifakı' idi. Yazının başlığını görür görmez, Roger Garaudy'nin "uygarlıkların diyalogu" projesini hatırladım. Fehmi Koru'nun yazısında BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın adıyla anılan plandan, İspanya'nın başını çekeceği yeni girişime Türkiye'nin hazır olup olmadığından söz ediliyordu. Güncel siyasal ortam, yapı ve oyuncular, tarihsel dayanakları olan böyle bir ittifak veya diyaloga ne kadar uygun ve hazırlıklıdır, bilemem ama Roger Garaudy gibi siyaset, düşünce ve eylemi birlikte yürütmüş, dürüst ve yürekli bir aydının, neredeyse yirmi yıl önce böyle bir girişimin içinde, hattâ başında olduğunu hatırlamak beni heyecanlandırdı. Hemen Hece Yayınları'nın çıkardığı Hâtıralar'ı elime alıp ilgili bölümü buldum. Sizinle paylaşmak isterim: "Kurtuba: Uygarlıkların diyalogu İslâm'ın evrenselliğini kavradığımdan beri Batı'da manevî mesajı canlandırmayı düşledim. Arvupa'da inanç uyanışı sağlamayı engelleyen özgül geleneklerin dilinden ve Yakındoğu folklorundan onu kurtarmalı." "İspanyol tarihinin Müslüman dönemi boyunca Kurtuba, Avrupa'nın en büyük kenti olmuştu. Paris ve Londra o zamanlar henüz kasaba idiler. Kurtuba kültür yükselişinin merkeziydi." "Avrupalıların Yahudi-Hıristiyan ve Greko-Romen kaynaklarıyla birlikte uygarlıklarının bu üçüncü Arap-İslâm kaynağı konusunda bilinçlenmelerine yardım etmenin benim görevim olduğuna inanıyordum.(…) Tanrı'dan gelir her şey, Tanrı'ya döner her şey. Müslüman yüreği kasılır ve gevşer." "Bütün kıvrımlarıyla kemerlerin senfonisi, çiçek-yaprak zincirlerinin dalgacıkları yuvarlanarak, çeşitli üslûplardaki sütun başlıklarına karşıtlık içinde sütunların zirvesine yonca yaprağı yahut lotüslerin dansını seğirtir. Ancak düşler ülkesinde doğabilecek bütün geometrileri ve bütün bitki örtüleriyle bütün bu girift ve arabesk mimari, bizi deniz diplerindekine benzer bir ışık içinde sınırsız bir devinime çeker." "Her adımda, her şey, koyu karanlıkların ve hiçliğin içinden çekilip çıkarılır; taş, ışığa dönüşür, müzik görünürleşir.(…) VIII. Yüzyılın başında İspanya'ya ulaşan, Araplar değil, İslâm'dır. Sevilla piskoposu Oppas'ın da Berberî saflarına katıldığı küçük bir savaşın ardından İslâm bir çayır ateşi gibi yayılır. Çatışma yoktur. Doğu'daki gibi askerî bir fetih değildir bu, kültürel bir devrim, toplumsal bir devrimdir: Feodallere karşı toprak köylülere verilir, sapkınlık suçlamasıyla kovalamalar artık sona erer; Yahudinin sinagogu da, Hıristiyanın kilisesi de açık kalır." "Üç kültürün bu ortak hayatından Kurtuba çiçeklenişi doğmuştur. Belediye başkanı Anguita benim, geleceği aydınlatmak için bu geçmişi yeniden yaşatma projemi onaylayıp Guadalquivir kıyısındaki kalede Calahorra kulesinde merkezimizi yerleştirmem için bana yer veriyor." "Sonraki başkan da, Kurtuba yücelişini anlatmaya çalışmamız koşuluyla kuleyi kırk dokuz yıllığına bize bırakıyor." "Böylece benim için bir rüyayı gerçekleştirmenin hârika macerası başlıyor. Girişimimizin karakterini göstermek için Calahorra'da 12 Şubat 1987'de bir "İbrahimî Kolokyumu" toplayarak başlamaya karar verdim. Kurtuba Halifeliğinin Yahudi, Hıristiyan ve Müslümanları gibi." "Başkanlığı Dom Helder Camara ile UNESCO'nun Müslüman yöneticisi Amadou Muhtar M'Bow birlikte yapıyorlar. Açılış Yehudi Mehuhin'in bir mesajıyla başlıyor. Üç büyük İbrahimî aile arasındaki bütün dinî polemikleri bir yana bırakıyoruz. Çünkü Hıristiyan, Yahudi ve Müslümanların, üzerinde birleşebilecekleri bir konuda yoğunlaşmak istiyoruz: Dünyanın birliğine katılmak." "Kolokyumda ortaya çıkan öneriler anlamlıdır: Birleşmiş Milletlerde, sömürgeciliğin ayak izi olarak duran "büyük"lerin veto hakkının kaldırılmasını ve Üçüncü Dünya'nın borçlarının silinmesini Dom Helder ve M.M'Bow birlikte önerdiler. Haham Elmer Berger ve benimle birlikte kolokyumun üç davetçisinden biri olan Peder Lelong (beyaz bir papaz), din eğitiminin, çocuğu yalnızca kendi geleneğine saplamak yerine ona öteki gelenekleri de tanıtmak (ve böylece sevdirmek) amacını taşıması gerektiğini anlatıyor. Bu karakteristik çıkışlar, Calahorra'dan yaptığımız çağrıların ruhunu, Arapça adın işaret ettiği (Kal'a hurra) "Hürriyet Kalesi"ni belirtiyor." "Deneysel ve matematiksel yöntemin Avrupa'daki öncüsü Roger Bacon, bunu Kurtuba'da ve İbni Heysem'in Optik'inde öğrendi. Modern bilim Kurtuba'da doğdu ve bizim salonlarımız tıbbın, astronominin ve hidrolik tekniklerinin oradaki yüksek düzeyini sergiliyor. Bu bilim, hikmetten, bilimin sınırları hakkında düşünmekten ve bu bilimin postülalarının bilinçli inancından kopmuş değildi." "Calahorra'da Endülüs'ün büyük düşünürleri İbni Rüşd, Maimonide, İbn Arabi ve Katolik kral Bilge Alphonse, balmumundan yüzleriyle, her biri kendi inancından başlayarak, güncelliği hayli derin bir bilgelik mesajı veriyorlar: Bilimin güçlerini insancıl ve tanrısal sınırlarına doğru geliştirmek zorundayız. (…)" "İnsanın insanlaşmasında Batılı olmayan kültürlerin rolünü gösteren, galiplerin değil mağlûplerin görüş açısından yazılmış bir tarihi, mültivizyonla sergiliyoruz. Kurtuba camiinin dokuz yüz sütununun orijinal görkemiyle yansıdığı devâsâ maketi önünde ibadet eden bir dindar gördüm. Bu caminin yerine katedral yapılmış da olsa bin yıldır aynı Tanrı'nın burada bulunduğunu Tanrı'ya hamd ederek söylüyordu." "Calahorra'daki bütün bilimsel, sanatsal ve dinsel etkinlikleri, günümüze hayat verecek şu gerçeği doğrudan, somut biçimde hissettirecek bir yaklaşımla düzenledim: Avrupa'nın gerçek rönesansı, XVI. Yüzyılda Tanrı'ya karşı savaş açılarak yapılanların tersine, XIII. Yüzyılda burada Tanrı'ya karşı değil, Tanrı ile birlikte doğabilirdi." "Calahorra kulesindeki büromun mazgal deliğinden Guadalquivir'in yaldızlı sularının bir hayat ırmağı gibi akışını gözlerken, düşlerimin en eskisini umulmadık biçimde burada gerçekleştirmiş olduğumu sevinçle düşünüyorum." "Sezar'ın askerlerinin ezici adımlarla sık sık çiğnediği Roma köprüsü Via Augusta'nın karşısında "Doğu ile Batı arasındaki köprü" Calahorra kulesi, bütün hayatımın eğilimini simgeliyor. Romain Rolland'ın "Jean Christophe"unda olduğu gibi: "Hayatın bütün güçlerini bir kıyıdan öbürüne bir anayol gibi taşımak." "Bir yalnızın hayatında dünyanın bütün devinimi, ancak bu kadar yankılanıp anlamlı kılabilir onu." (s. 364, vd.)
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |