|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Adı bugüne kadarki benzerlerinden farklı; dileriz içeriği de farklı olur... İlk sayısının elimize ulaşmasına az kalmış... "Aylık Eleştirel Pedagoji Dergisi". Genel yayın yönetmeni Kemal İnal'dan başlayarak derginin yayın ve yazı kurulunda tanıdık isimler var. "Birlikte ve Başka bir eğitim dergisi için" demişler. Aman inşallah öyle olur çünkü böyle bir şeye şiddetle ihtiyaç var... "Muhalif Ama Popüler" bir çizgi tutturulacakmış; bu da iyi, demek ki şu ya da bu ekibin toplandığı bir platformdan fazlası hedefleniyor... Zaten düşünsenize: Milyonlarca öğrenci ve "veli"nin yılın hiç değilse yarısını şu ya da bu biçimde "okul meselesi"ni düşünüp taşınarak geçirdiği bir ülkede aklı başında bir "pedagoji" dergisinin "popüler" olmasından tabii ne olabilir? "Zil" ve "teneffüs" meselesinden şöyle söz edilmiş: "'Zilin çalması', öğrenci çocuk-ergen için özgürlük, serbest hareket etmek, kantinde atıştırmak, arkadaşlarıyla lak lak etmek, karşı cinsi süzmek, tuvalet ihtiyacını karşılayıp rahatlamak, çıkıp hava almak, soluklanmak, koşup oynamak, gökyüzüne bakmak, güneşlenmek ve belki de sıkıcı dersten kurtulmak demektir. Zil, muhalif bir aydın, öğretmen ya da öğrenci ve veli için, devleti, klasik koşullanmayı, baskıyı, fabrika düdüğünü, saati, kapatmayı, otoriteyi, formalliği, askeri düzeni, öğretmenin mutlak otoritesini temsil ediyor, desek yanılmış olur muyuz?" Hayır yanılmış olmuyorsunuz büyük ölçüde haklısınız ama "manifesto"nuzun bu bölümü bana biraz fazla "Foucault'cu" gibi geldi ve açıkçası işi buraya kadar götürmenin hiçbir gereği de yok doğrusu! Neyse yolları yine açık olsun, yola çıkarken heybede bunların olması da iyidir... Ayrıca (yeri gelmişken söyleyeyim) "Yönetenlerin Değil Ama Ezilenlerin Pedagojisi" diyerek yola çıkmak da epeyce "sert" kaçmış. Yanlış anlaşılmasın, itirazım bu iki "pedagoji" ömrünü tamamladığını düşündüğümden değil. Sadece şu nedenden: Bu formullerin (tarihte) dönüp dolaşıp sonunda yine "ezilenler"in başına dert açtığını hatırladığım için... Dergi soruyor: "Keyifli eğitim" için ne yapmalı? Çok yerinde bir soru. Sahi, acaba ne yapmalı? Meslek lisesi öğrencilerinden ve velilerinden başlayarak toplumun asabını giderek artan bir biçimde bozan, milleti "katsayı" problemlerinden dolayı cinnetin eşiğine getirmiş olan bu eğitim ve öğretim sistemini "keyifli" bir hale getirmek için acaba ne yapmalı? Cevabı kolay bir soru değil bu; sizi bilmem ama bu konu açıldığında ben bayağı kötümserim. Önümüze çıkarılan onlarca "test sınavı" ve sonu bir türlü gelmeyen katsayı problemleri yüzünden toplum olarak o kadar çok yorulduk ki, bu işleri ciddi olarak gözden geçirebilmek için uzunca bir zaman soluklanmaya, yani uzun bir "teneffüs"e (yoksa "paydos"a mı?) ihtiyacımız var... (Biliyorsunuz, bu gidişle, yakında, karpuz seçmek için bile merkezi sınav sisteminden geçmemiz gerekecek...) Hatırlayanlar vardır, ben bu köşeyi her yıl hiç değilse üç beş kere başta ÖSS soru/cevapları olmak üzere eğitim-öğretim meselelerimizi gözden geçirmeye ayırırım. Bu yazı çizilere bugün dönüp bakıyorum da yıllarca neredeyse aynı konuları tartışmışım. Ama hakkımı yemeyeyim, bu "dön baba dön" hali benim kalemimin tekrar düşkünlüğünden (hiç değilse sadece ondan) kaynaklanmıyor herhalde. Pek çok konuda olduğu gibi eğitim-öğretim sistemimiz de "atlı karınca" misali de ondan; çünkü bu alandaki yapı da kendini sürekli üreten, kendine yeten, kendi başına mesut ve memnun bir hayat tarzı tutturmuş gidiyor.. Bu yılki Özel Okullar Sınavı'nın şampiyonu Onur Karyağmaz'a, sınava hazırlandığı dershanede yapılan basın toplantısı başlarken, üzerinde dershanenin adı yazılı olan tişörtü giydirmek istemişler. Onur önce itiraz etmiş, tişortü giymek istememiş. Ama "Dershane" bu, işin peşini bırakır mı, sonunda amacına ulaşmış tabii ki. "Dershane" yöneticilerinin Onur'dan ikinci bir istekleri daha olmuş: "Kamera karşısında okulunun adını söyleme." Başarı öğrencimiz ise sonunda dayanamayıp, "Ben bu okulun öğrencisiyim" diye tepki göstermiş... Gazetede fotoğrafı da var, resimaltında "Onur Karyağmaz'a çekim sırasında 'zorla' dershane tişörtü giydirildi" deniyor. Durum sahiden de anlatıldığı gibi; Onur, dershane yetkilisinin nezaretinde bedenine bir iki beden küçük de gelen tişörtü zorla üzerine geçirmeyi deniyor, başını göremiyoruz henüz çocuğun... Bu memleket, şaka değil, sahiden güzel bir memleket doğrusu... Hadi bakalım "Zil ve Teneffüs"cüler, biraz soluk alalım.... Belli olmaz, belki ortaya gerçekten farklı bir ilköğretim okulu müfredatı koyup izin için Talim ve Terbiye'nin kapısına dayanmayı da denersiniz... O güzel günler yakın mıdır acaba?
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |