|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Gittikçe sistematik bir saldırı dalgasına dönüşen "terör" saldırıları karşısında İslam âlemi, Müslümanlar adeta sorguya çekiliyor. Bu sorgulama yönteminin bir adım sonrası inandıklarından dolayı suçlanmaları olabilir. Terör bombaları patlamadan çok önce medya kanalıyla zihinleri terörize edilmeye çalışılan Müslümanların inançları ile patlayan bombalar arasında doğrudan sebep-sonuç ilişkisi kurulmaya çalışıldığı apaçık ortada. Tüm insanlık gibi Müslümanlar da şu soruyu kendi kendine sormalı: bu saldırılardan kim ne hasıl etmek istiyor? Bu saldırıların gerçek sorumlusu kim? Bu soruları sormanın/ gündeme getirmenin bile teröre mazeret bulmak olarak yorumlandığı bir 'medyatik terör kampanyası'ndan bir an için sıyrılıp aklı selimle düşünmek, olanlar kadar muhtemel gelişmeleri değerlendirmek zorundayız. Öncelikle şu iki tespiti yapalım; hiç kimsenin İslam adına bu tür eylemlerle Müslümanların geleceğini rehin almaya hakkı yoktur. Kendi dar dünyasından bakarak insani ölçüleri bir kenara bırakıp tüm insanlığın geleceğini etkileyecek, Müslümanların altından kalkamayacağı bir strateji "emperyalizmle savaş" adına dayatılmaktadır. İkincisi, İslam dünyası kendi içinde bu tür eylemlere cesaret verecek zihinsel ve kültürel oluşumları ayıklamalıdır (bu anlamda bir uyarıyı 11Eylül sonrası yazdığım ilk yazıda yapmıştım). Böylesi metodu meşru gösterecek bir İslam okumasının vaz ettiği otoriter olduğu kadar kolaycı çözümlere yol açabilecek anlayışları gözden geçirmelidir. Londra'da, Mısır'da olduğu gibi gittikçe hedef gözetmeksizin tırmanış gözeten saldırılar arttıkça, küresel hegemonyaya karşı geliştirilen her eleştiri "mazeretçi ve ezberci" yaftasıyla karşı eleştirinin, dahası küresel saldırının meşruiyet gerekçesi haline getiriliyor. Bu yöntem gerçekte, medya kanalıyla yürütülen dezenformasyondan beslenerek kitleleri terörize etmektedir. Amerikan imparatorluğunun tesis etmeye çalıştığı küresel hegemonyanın temelde bir terör stratejisi üzerinden yürütüldüğü gözönüne alındığında ne demek istediğimiz çok daha iyi anlaşılır. Bu noktada temel saptırma; Amerikan hegemonyasının başı çektiği küresel adaletsizlik görmezlikten gelinerek, tüm dünyayı kuşatan Amerikan gücünün teröre karşı bir savunma olduğuna inanmamızın istenmesidir. Askeri ve ekonomik işgalle gerçekleşen Amerikan hegemonyasının beslendiği temel kaynak terördür, bu terör olmasa bile mutlaka icat edilecektir. Bunun en somut örneği, Amerikan güvenlik stratejisini yakından izleyenlerce; yapılan tüm hazırlıkların, 11 Eylül olmasa bile Afganistan'ın işgal edileceği yönündeki açıklamalarıdır. 11 Eylül'le hiçbir bağlantısı bulunmadığı, işgale gerekçe gösterilen unsurların hiçbirinin gerçek olmadığı -ki, bizzat Amerikan yetkilileri tarafından açıklandı- halde Irak'ın işgal edilmiş olmasıdır. Küresel hegomonyanın sürdürülebilmesi için bizzat 'terör'ün üretilmesi gerekmektedir. Yeni Amerikan düzeninin terör stratejisi üzerine kurulmuş olması bu saldırıların mutlaka provokasyon olduğu anlamına da gelmeyebilir. Önemli olan bunların hangi amaca yönelik (her iki taraf için de geçerli) değerlendirilmekte olduğudur. Olguları anlamaya çalışmanın gittikçe terörü meşru göstermeye yönelik mazeretçi ve ezberci bir okumaya yol açtığı iddiaları kimi durumlarda doğru olabilir. Mesela; 1- Amerikan saldırılarını terörü bahane ederek neden anlamaya hatta meşru ve gerekli göstermeye çalışıyoruz? Eğer sonuçları itibariyle bakılacak olursa Amerikan saldırılarında ölen masum sivillerin sayısı ile terör saldırılarında ölenler arasındaki fark kıyas bile kabul etmez. "Kızıl Ken" namıyla tanınan Londra Belediye Başkanı Ken Livingstone'nun söyledikleri bir bakıma vicdan muhasebesi olarak okunabilir: "Niye bir Yahudi genç İsrail ordusuna katılıp savaşabiliyor ve İngiltere'ye kahraman olarak dönüyor da, bir Müslüman genç Filistin'de savaşınca terörist oluyor? Terörizme ve teröristlere karşı bir sempati duymuyorum. Sadece çifte standarda karşı çıkıyorum" Osmanlı'nın çekilmesinden sonra Ortadoğudaki huzursuzluğun nedeninin Batı'nın uyguladığı iki yüzlü politikalar olduğun söyleyen Kızıl Ken'in, petrol uğruna baskıcı rejimlere verilen desteğin bu sonucu doğurduğunu ifade etmesi 'ezber bozan' bir yorum olsa gerek. 2- Gerçekten, ezberci yorum "gittikçe olguları gözden kaçırma, kaçıra kaçıra da giderek dünyayı anlayamama, terör karşısında tavır alamama tehlikesini içinde barındırıyor." Teröre karşı Amerikan stratejisini meşru gösterme eğiliminin Amerikan sömürgeciliğini, küresel işgali görmezlikten geldiğini unutmamak gerekir. Ayrıca bu bakış, dünyanın dört bir tarafına yayılmış ve 11 Eylül'den sonra onlarcasının eklendiği Amerikan üslerinin hangi teröriste karşı kullanıldığını ve ne sonuç aldığını görmezlikten gelebilir. Teröre karşı mücadeleyi askeri ve ideolojik olarak yürütme kararında olan Amerika'nın, terör tanımında paradigma değişimi yaparak 'medeniyet ekseni'ne oturttuğunu ise hiç sorgulamaz bu 'ezberci okuma'ya sarılanlar. Bu nedenle, 11Eylül sonrası yeni bir Haçlı seferi başlatan Amerika'nın neden tüm Müslümanları inandıklarından dolayı potansiyel düşman olarak algıladığını, medeniyetler çatışması tezine dört elle sarıldığını düşünmek kafa konforlarını bozabilir. 3- Sonuç, terörü anlamaya çalışırken anlama ve mazeret bulma arasındaki çizgi iyice aşılmış; terör üreten bir stratejinin hegomonik hedefleri meşruluk kazandırılmaya çalışılmıştır. Bu da kitlelerin zihinsel olarak terörize edilmesidir. 4- Evet, küresel adaletsizliğe ve kuşatmaya tavır almaktan, ısrarla yıkıcı bir terörün nasıl mazur gösterildiğinden bahsediyoruz.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |