|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Oğuz Atay, bu ülkede fikir ve akademi olmadığını kahrederek söylemişti. Bu ülkede akıl ve sağduyu da yokmuş. Entelektüel zeka hiç arama. Düşünebiliyor musunuz, akademik gettolarda parmakla gösterilen, süreç içinde "açılımcı" görüşleriyle temayüz etmiş, üstelik rahatlıkla "liberal-demokrat" sınıflandırmasına dahil edebileceğimiz arkadaşımız bile "demokrasinin halka rağmen olabileceğini" savunuyor. Kaç gündür gazetelerde "hain" tartışması okuyoruz. Bir eski Başbakan, Sultan Vahdettin için herşeyin söylenebileceğini, ama hain denemeyeceğini beyan etti diye, başına gelmedik kalmadı... Nasıl bir entelektüel vasattır ki, "Vahdettin zaten talihsiz ve beceriksiz bir adamdı, üstüne bir de hain olması gerekmez" diye bir söz söylenince, birileri bundan "Atatürk'e saldırı" anlamı çıkarıyor. Nasıl bir Atatürkçülük tanımıdır ki, Vahdettin'in olsa olsa zavallı bir ihtiyar olabileceğini söylediğiniz anda bile "yurttaş" ve "Atatürkçü" olmaktan çıkıyorsunuz. Bülent Ecevit, İlber Ortaylı, Yılmaz Çetiner, Mim Kemal Öke, Reşat Kaynar, Yılmaz Öztuna, Murat Belge, Mete Tunçay, Murat Bardakçı artık yurttaş ve Atatürkçü değiller. Sözü, kendilerine "ulusalcı" adını takan Kemalist, Maocu ve şovenistlerden mürekkep oluşumun, "bu ülkede akıl ve sağduyu da yokmuş" tespitini doğrulayan Lozan çıkarmasına getirmek istiyorum. Bunlar, AB süreciyle birlikte Lozan'ın tehlikeye girdiğini, AB'ye üye olmamız durumunda Lozan'da masada aldıklarımızı "bir anda kaybedeceğimizi" düşünüyorlar. Dolayısıyla, AB tehlikesine karşı yeniden kurtuluş savaşı başlatmalı, hatta gerekirse Samsun'a yeniden çıkmalıyız. Daha önce kaç kez yazdım, hatırlamıyorum, AB bir fırsattır... Değişim fırsatı. Belli bir azınlık için din ve medeniyet tercihi, belli bir kesim için zenginlik, para, serbest dolaşım hakkı, ticaret ve seyahat imtiyazı olabilir. Bizi ilgilendiren, asıl, Avrupa Birliği'nin aynı zamanda bir "değişim projesi" sunması. Bir türlü demokratikleşemeyen, yani statüko belasından kurtulamayan Türkiye için de vazgeçilmez fırsat... Üye olmasak da (ki, hiçbirimiz can atmıyoruz) bu fırsatı değerlendirip daha mamur, daha yaşanabilir bir ülke haline gelebiliriz. Fakat bunlar "değişim"den hoşlanmıyor. Demokrasiyi "en büyük tehlike" görüyorlar ve yegane kurtuluşun yeniden kuva-yı milliyeden, yani kurtuluş ideolojisinden geçtiğini savunuyorlar. Eh, biz de "helal olsun" diyoruz. Bu güzelim kavramı, "kuva-yı milliye"yi, götürüp, şovenistlerin ve boş hayalden beslenen militarist takımın ideolojisine dönüştürdüler ya... Helal olsun! Efendim, bu ülkeyi sevenlerle, bu ülkeyi küffara peşkeş çekenler arasında savaş varmış. Bu yüzden Lozan'a çıkarma yapılmış. Bu ülkeyi sevenler arasında IMF'yi çağırıp gözünü kırpmadan teslim anlaşmalarının altına imza atan milliyetçiler var, "Çok partili sistem Osmanlı gericiliğidir" diyen eski cuntacılar var, Bekaa Vadisi'nde geçit resmiyle karşılanan kemalist yurtseverler var, "Kemalist burjuvazi işçiyi ezmiştir" diyen Maocu militanlar var... Mustafi politikacılar, siyaseti katletmekle övünen emekli başsavcılar, mütekait askerler, herkes var, ama "hukukun üstünlüğü" ve "demokrasi" diyen bir Allah'ın kulu yok. Amaç nedir? Amaç, belli ki, içe kapanmanın ideolojik altyapısını oluşturmak. Devlet eliyle Avrupa Birliği sürecine itip bu gerçekleşmesi rastlantılara kalmış "illüzyon"a inanmamızı sağlayanlar, şimdi de Lozan'ı bahane ederek "demokratikleşme"ye karşı militarist saflarda yer almamızı istiyorlar...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |