AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Rahmet sözcüleri olmak

Geçtiğimiz ilkbahar boyunca davet edildiğim tüm konferanslarda "İslam ve rahmet toplumu" üzerine konuştum.

Ben İslam'ı bir "evrensel rahmet çağrısı" olarak anlıyorum.

İslam, insanda potansiyel olarak bulunan "kan dökücülük ve fesat çıkarıcılık" damarını terbiye etmek üzere, "Rahman, Rahim ve el Vedud" olan Allah'ın güzel isimlerinden tecelliler taşıyarak, "Rahmeten lil alemin - Alemlere rahmet" olan güzel Peygamber'in ahlâkını yükleyerek, onu "kerem sahibi" "en güzel yaratılışta" bir varlık haline getirme disiplinidir bana göre. Bunu anlattım insanlara.

Annelere "çocuklarınıza güç kullanmayın" diye seslendim. Erkeklere "Eşlerinize güç kullanmayın" dedim. Evladlara "yaşlanan anne - babanıza güç kullanmayın" dedim. Devlete "vatandaşını dövme" çağrısı yaptım. İşverene "işçine karşı", işçiye "işverene karşı" haksız güç kullanma" diye seslendim. "İslam, tam da bu çağda, evrensel barışın sözcüsü olmalı" dedim.

Müslümanlar olarak zulmümüz değil, mazlumiyetimiz konuşulsun, illa konuşulacaksa...

Zulme maruz kalmamak için de çalışıp didinelim, ama asla zulümle birlikte anılmayalım.

Tüm Mekke dönemi, İslam'ın mazlumiyet dönemidir.

Taif'te Allah'ın Rasulü, ayak takımı tarafından taşlanır, kan revan içinde kalırken, "Allah'ım bunları kahret" diye dua etmez, "Allah'ım bunların nesillerini tevhid inancı ile buluştur" diye dua eder.

Bugün nasıl yapacağız da, yeryüzü insanına İslam'ın "rahmet iklimi"ni anlatacağız?

Yaşanan kahredici kaos ortamında böyle bir sorun gelip oturmuş değil mi gündemimize?

Biz kursaydık dünyadaki denklemi, tam da böyle, İslam'ın asıl doğruları ile konuşulamadığı, sadece boğaz boğaza bir savaşın yaşandığı ortamı mı öngörürdük?

Ben, "İslam ve rahmet toplumu" konferanslarımda, "Bu konuyu, Camus'nün 'bilinçli öldürmeler çağı' diye nitelediği 'cinayet yüzyılı'na İslam'ın cevabı olsun diye gündeme aldım" diyorum.

Batı dünyası, birinci savaşı, ikinci savaşı, üçüncü savaşı yaptı ve şimdi "Dördüncü dünya savaşı"nı başlattı. Eski CİA Başkanlarından James Woolsay öyle söylemişti: "Bu ideolojik bir savaştı ve bu defa İslam'ın meydan okuyuşuna karşı verilecekti. 30 -40 yıl sürecekti ve sonunda onlar muzaffer olacaklardı."

İslam, öngörülenin üzerinde bir yükseliş göstermişti. İslam tüm dünyada ilgi ve yönelişe mazhar olmuştu. Ve en önemlisi İslam, kendi coğrafyasına sahip çıkma iradesi sergilemişti ve buna razı olamazlardı.

Sonra oyun başladı ve biz, bu oyunun aktörleri haline getirildik. İş, mesaj planından güç planına aktarıldı. Güç hem sıcak savaş gücüydü, yani kan kusan silahlardı, hem soğuk savaş, yani medya gücüydü... Önce topraklarımıza, sonra tüm dünyanın zihinleri üzerine abandılar...

İslam'ın mesajı çook çok geri planlara itildi.

Rahmetimiz konuşulmaz oldu.

Tüm coğrafya olarak mazlumuz ama, mazlumiyetimiz bile konuşulmaz oldu.

Mazlumiyetimiz, ancak "teröre gerekçe" biçiminde gündeme gelmeye başladı. Mazlumiyetimizi görenler bile "savunma" saikiyle kullandığımızı söylediğimiz gücümüze karşı çıktılar. Çünkü arada, savaşçıların yanında, tam da bizim ulaşmamız gereken masum yürekler sönüyordu.

"Canım, bugünün savaşlarında, silahların kapasitesine bakıp, böylesine kayıplar ortaya çıkması kaçınılmazdır", demek yeterli miydi?

"Canım, onların katlettikleri yanında, bizim silahlarımızla ölenlerin hesabı mı olur?" demek yeterli miydi?

Acaba, çağdaş anafor içinde, İslam ile terörün birlikte anılması sonucu İslam'la buluşacak kaç yüreğin önü kesilmiştir, sorusu sorulmalı değil miydi?

Bana gönderilen "El Kaide" imzalı bir tehdit mektubu, Ahmet Hakan'a gitmiş, o yayınladı sütununda bu mektuptan bazı parçaları.

Ne demeliyim böyle mektuplar karşısında?

Ben daha önce "Kim bu El Kaide, çıksın ortaya!" diye yazmıştım. Gene öyle yazacağım. Kim bana "El Kaide" imzasıyla tehdit mektubu gönderen? Bu imzayı kullanmak o kadar kolay ki... CIA de kullanabilir, Şinbet de, Mossad da... Onun için, acaba diyorum, sivilleri de hedef alan kaç eylem İslam bağlantılıdır, kaçı İslam'a fatura edilmek üzere İslam karşıtlarınca düzenlenmiştir? Ne yazık ki "İslam adına" diye yapılanlar, İslam'a mal edilmek üzere yapılanların üstünü örtüyor ve hepsinin faturası İslam'a, Müslümanlara çıkıyor.

Oysa bunları sömürgecilikleriyle teşhir etmek gerekiyordu.

Bunları Afrika'nın, anne memesinden süt yerine kan emmek zorunda bırakılan çocukların sorumluları olarak teşhir etmeliydik.

Bunları, dünyadaki ekolojik felaketin sorumluları olarak teşhir etmeliydik.

Bunları, bir yüz yıl içine giren savaşlarla, devrimlerle yüzmilyonlarca insanın katlinden sorumlu güçler olarak teşhir etmeliydik.

Ve bir rahmet mesajı sunmalıydık insanoğluna...

Bu, 21'inci yüzyılın kurtuluş ümidi olurdu.

İnsanoğlunun vahiyle yeniden buluşma fırsatı olurdu.

Yürekleri sarsmalıydık.

Şu sözü söyleyen ne güzel söylemiş:

"Ey Müslüman, İslam'ı öyle diri yaşa ki seni öldürmeye gelen sende dirilsin!"


26 Temmuz 2005
Salı
 
AHMET TAŞGETİREN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED