AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Hürriyet'e çağrı

Murat Bardakçı, her pazar, Hürriyet'in neredeyse bir tam sayfasını doldurur. Sayfanın adı "Öteki dünya"dır. Bu ad, âhireti değil, "geçmiş"i temsil eder. Yazar, bu sayfada ülke ve dünya gündemini de kollayarak, tarihten bilgiler, belgeler, anekdotlar, fotoğraf ve resimler sunar.

24 Temmuz 2005 Pazartesi günü, Öteki dünya'nın başlığı "İşte, Sultan Vahideddin'in kendi kaleminden savunması" idi.

Murat Bardakçı'nın yazısından bir bölüm:

"Ben, bir gazetecinin köşesinde kendi kitabının reklamını yapmasını hiçbir zaman etik bir davranış olarak kabul etmedim ama sözünü edeceğim eser artık piyasada hiçbir şekilde bulunmadığı için, bahsinde bir mahzur görmüyorum: Sultan Vahideddin'i konu alan ve onun özel evrakına dayanılarak yazılmış olan tek belgesel kitap, bendenize ait bulunan ve şimdi "nâdir kitap" sayılan "Şahbaba"dır. Vahideddin'in sürgünde yaşadığı İtalya'nın Sanremo kasabasında 1925 yılında kaleme aldığı ve gündemimizi işgal eden "hain miydi, değil miydi?" tartışmalarına cevap teşkil eden hatıralarının bazı bölümlerini Şahbaba'dan burada günümüz Türkçesine aktarırken, konunun bir başka boyutuna da temas etmeden geçemeyeceğim: "Şahbaba"nın bir nüshasını o zaman Cumhurbaşkanı olan Süleyman Demirel'e de göndermiş ve Demirel'den "Bu değerli kitabınızdan dolayı sizi tebrik ederim" meâlinde bir teşekkür mektubu almıştım. Ama ben, Şahbaba kitabımda Vahideddin'in "hain olmadığını" söylüyordum!"

Murat Bardakçı, cümlesinin sonuna ünlem işareti koymakta yerden göğe kadar haklı. Süleyman Demirel'in şaşmayı gerektirecek öyle çok davranışı olmuştur ki… Siyasete atılacağı günlerde İstanbul Teknik Üniversitesi'nden hocası Mustafa İnan, bir karşılaşmalarında, bu işin aslı var mı, diye sorduğunda "Hocam, benden böyle bir şeyi nasıl beklersiniz?" gibisinden bir karşılık verebilmiştir. 12 Eylül'ü izleyen dönemde söylediklerine bakarak Demirel'in özgürlükçü, demokrat biri olduğuna inanabilirsiniz. Bugün ülkemize "100 yıl daha" frenli bakış, takozlu görüş, kısıtlı bilgi, "yararlı gerçek" (Bkz. Murat Belge, Radikal, 22 ve 23 Temmuz 2005), öneren Süleyman Demirel'in aynı kişi olduğuna inanmak, hiç de kolay olmasa gerek. Ama benzer bir güçlüğü, millî mücadele süreci ile devrimler sürecini karşılaştırdığımızda da yaşamıyor muyuz? 23 öncesi söylenenlerle sonrasında söylenenler ve yapılanlar arasındaki farkları siyasal zekâ örneği sayıp benimsemek, dürüstlüğü ve ahlâkı zedeleyen bir yaklaşım değil mi? Nasrullah Camii'nde verdiği vaazı, çoğaltılıp dağıtılan Mehmed Âkif, 1921'de Ankara'da meclisteyken ve yazdığı şiir "millî marş" seçilmişken, 1925'ten 1935'e dek neden Mısır'da gönüllü bir sürgüne katlanmıştır? Yakın tarihimize ilişkin soruları ve sorunları tartışmaktan kaçınmak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Türk ulusunun özgür, bağımsız, güven içinde yaşamasını sağlayacak bir kurum olmak yerine bir "kafes" olmasını istemek gibi görünüyor bana. Süleyman Demirel'i ve onu savunanları izlerken, büyük ve uzun bir tarihin vârisi olan insanlardan, son padişahlarının adı anıldıkça "Hain, hain!" diye ötüşmelerini bekleyen kuş terbiyecilerini izlemiş gibi oldum. Çok utandım. Türkiye'nin böylesine bir aşağılanmayı hak etmediğine inanıyorum.

Son tartışmalar dolayısıyla Milliyet gazetesi, Yılmaz Çetiner'in Son Padişah Vahideddin adlı kitabını okurlarına kupon karşılığı vermek gibi güzel bir karar aldı. Hürriyet gazetesi de, benzer bir uygulamayı Murat Bardakçı'nın eseri Şahbaba için yapsa ne iyi olur!


26 Temmuz 2005
Salı
 
İBRAHİM KARDEŞ


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED