AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K Ü L T Ü R
Hikmet ve nükte dehası

Mustafa Özçelik'in, Nasreddin Hoca'yı anlattığı kitabı, bir din alimi olan hikmet ve nükte dehası "evliya Nasreddin"in bilinmeyen birçok yönünü ortaya koyması bakımından önem taşıyor.

  • HALE KAPLAN ÖZ
    Nasreddin Hoca çocukluğumuzdan beri fıkralarıyla güldürdü bizi. Eşeğe ters binmiş resimleriyle hafızalarımıza kazındı, pekçoğumuz onu komik eski zaman insanı olarak hatırladık. Odunpazarı Belediyesi tarafından yayınlanan Mustafa Özçelik'in "Nasreddin Hoca" isimli kitabı, zihinlerimizdeki Nasreddin Hoca imajını yıkıp yeni ve gerçek hoca ile bizleri tanıştırmak için kaleme alındı. Bir alim, bir ahlakçı ve yaşadığı toplumda kanaat önderi olan Nasrettin Hoca'yı bu kitapla tanımak sanırız fıkralarına gülen herkesin boynunun borcu.

    Nasreddin Hoca fıkralarında övgü, sevgi, güldürü ve yergi vardır. Hoca'nın güldürürken düşündüren biri olduğu halde neden sadece ve hep komik kısmı daha öne çıkar ve Hoca zihnimizde 'komik bir portre' olarak şekillenmiştir?

    Bunu doğrusu ben de Nasreddin Hoca'yı tanıdığım ilk günden beri yadırgamışımdır. Rahmetli ninem bile ondan "Hoca Nasreddin", "evliya Nasreddin" diye bahseder, biz onun fıkralarını anlattığında bizim gülme tepkimize karşılık "biraz da düşünün" derdi. Ben onu "komik bir adam" şeklinde gösteren bu tür yaklaşımların biraz art niyet biraz da bilgisizliğin bir sonucu olduğun düşünüyorum. Çünkü Hoca'nın başına gelen bu olay Yunus'un da Mevlana'nın da başına geldi. Onlar da inandıkları, bağlandıkları İslam inancı ve düşüncesi zeminin dışında ele alınmadılar mı? Onlar da "dinler üstü, kitapsız, Kâbe'siz bir düşüncenin insanı" olarak değerlendirilmediler mi? Evet, Hoca güldürür. Ama bu, fıkralarının bizde uyandırdığı ilk intibadır. Biraz daha dikkatli bakışla baktığımızda, güldürmenin bir amaç değil araç olduğunu asıl niyetin düşündürmek olduğu hemen farkedilir. Çünkü Hoca, halktan biri gibi yaşar ama bir misyon insanıdır. Gördüğü yanlışlıkları, insan zaaflarını, düzensizlikleri eleştirmek ve işin her zaman için doğrusunu göstermek Hoca'nın asıl tavrıdır. O yüzden Hoca'yı "Bir bilge" "bir hikmet ve nükte dehası" olarak anlamak bence işin en doğrusudur.

    Kitabınızdaki bilgilerden anlıyoruz ki Nasreddin Hoca bilge bir kişilik. Mevlana Celaleddin, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ile çağdaş ve onların yüklendiği misyonunkine benzer bir misyon yüklenmiş... Hatta Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşunda üstlendiği önemli görevden de bahsediliyor. Bu bilgilere bakıldığında onu aslında pek de tanımadığımız, çok basite indirgediğimiz görülüyor...

    Tanımadığımız ifadesi doğru bir tesbittir bence de... Ama hangi büyüğümüzü tam anlamıyla tanıyoruz ki... Bizde bütün değerler sandık içinde saklanır. Sevilir, sayılır, değer verilir ama hayatın içine sokulmaz. Bireysel tavrımız da bu, toplumsal tavrımız da... Dünya kültür tarihinde kaç tane Yunus Emre, kaç tane Nasreddin Hoca var ki? Ama bakıyorsunuz kendi ülkelerinde hâlâ adlarına kurulmuş enstitüler yok. İşin uzmanları yetişmemiş. Dünyada pekçok ülke bu tür isimlerle bizden çok ilgileniyor. Düne kadar münevverlerin ilgi alanına girmeyen bu büyüklerimiz Batı'dan esen rüzgârlarla gündeme geliyor. Geliyor ama kendi gerçeklikleriyle değil müsteşrik bakışıyla geliyorlar. Bu ülkenin aydınları, etkili isimleri islâmla barışık değil tümüyle... Öyle ya! Yunus'un da Mevlana'nın da Nasreddin Hoca'nın da bizi götüreceği yer İslam'dır. Bu konuda önyargılarınız olursa bu isimleri birer Müslüman-Türk münevveri, mütefekkiri olarak görebilmeniz mümkün olmaz. Sizin de belirttiğiniz gibi Nasreddin Hoca, Osmanlı'nın kuruluşunda etkili olan misyon insanlarından birisidir. Bir alp-erendir. İslâm, tasavvuf, tarih, kültür gibi konularda önce sağlıklı bir düşünceye ardından sağlıklı yaklaşımlara ihtiyacımız var. Bu sağlandığında bu tür isimlerin eserleriyle bugüne de ışık utacakları, katkı sağlayacakları kuşkusuzdur.

    Bugünün insanı onu anlayabiliyor mu ?

    Bu soruya ne yazık ki evet demek zordur. Çünkü Hoca gibi isimlerin doğru anlaşılması öncelikle onların bağlı oldukları inanç sisteminin ve içinde yetiştikleri hatta oluşturdukları kültürün doğru anlaşılmasına bağlıdır. Hoca'nın her sözü ayrıca derin düşünceler içeren sözlerdir. Felsefe, sosyoloji, psikoloji ve tasavvuf bilmeyi gerektirir. Yaşadıkları devirlerin ve o devirlerdeki olayların bilinmesi de doğru anlama konusunda gerekli bir tutumdur. Ayrıca bugünün insanı-tabi genel anlamda söylüyorum- Hoca'yı ne kadar okuyor ki! Popülist kültür bizi çok farklı sulara götürdü. Fıkra deyince aklımıza Hoca'nın hikmetli sözleri değil mutlaka müstehçenlik ve inançlarla alay vurgusu yapılan sözler geldi yahut getirildi. Hoca'nın anlaşılabilmesi için psikolog, sosyolog, hukukçu, eğitimci vb .yönleriyle incelenmesi gerekir.

    Günümüzde büyük bir mürşid, bir ahlakçı olan Hoca'ya yakışmayacak fıkralar ismi ile birlikte anlatılıyor. Bir fıkranın Hoca'ya ait olup olmadığını nasıl anlarız? Onun fıkralarının karakteristik özellikleri neler?

    Hoca tam bir ahlakçıdır.

    Ama savunduğu ahlâk, İslâm ahlakıdır. Bu gerçeğin üstünü örtmenin en etkili yolu da meseleyi bulandırmak, sulandırmak ve çarpıtmaktan geçer. Böyle yapılmıştır. Ahlak dışı, İslam inançlarıyla uyuşmayan pekçok metin, Hoca'ya ait fıkralar gibi gösterilmiştir. İşin doğrusu yanlışından ayırmak için özellikle Şükrü Kurgan'ın söylediği özellikleri iyi bilmek gerekir: Bu ölçüye göre; Hoca'nın fıkralarında mesela sarhoşluk, içki, cimrilik, ikiyüzlülük, çapkınlık, iffetsizlik, müstehçenlik, ahmaklık, inançlarla alay gibi olumsuz kavramlar olmamalıdır. Zira Hoca, Müslüman Türklerin gülmece tipidir. Bu tür kavramları savunması düşünülemez. Bir fıkra eğer Hoca'ya aitse kısa bir metindir. Yine Hoca'yı zengin, konak, cariye sahibi gösteren metinler Hoca'ya ait olamaz. Hoca'nın fıkralarında incelik, edebe uygunluk, açık sözlülük, hoşgörü, iyimserlik, barışçıl ilişkiler kurma, toplumun aksaklıklarını muhataplarını incitmeden gösterme, öğreticilik, boş inançlarla mücadele, hırsızlık, bencillik, tembellik gibi tutumları yerme özellikleri vardır. Tabiî ki alaycı olmayan bir mizahi tutum, sağlam bir sağduyu ve nesnel bir mantık...

    Sivrihisar'da doğdu, Akşehir'de yaşadı

    Nasreddin Hoca'nın nereli olduğu konusunda da çelişkili açıklamalar yapılıyor. Sizce bu çok önemli mi?

    Bugüne kadar Hoca'ya bu anlamda Sivrihisar ve Akşehir sahip çıkmıştır. Bunlara son zamanlarda Kayseri de eklenmiştir. Coğrafyamız dışında da Hoca'yı sahiplenen ülkeler vardır. Bu tatlı rekabeti ve sahiplenmeyi bir anlamda hoş görmek mümkündür. Fakat şu veya bu şehirde, köyde doğduğunun söylenmesi, iddia edilmesi onu anlamak adına yarar sağlayacak bir yaklaşım değildir. Bu yüzden Hoca'nın nereli olduğu elbette çok önemli değildir. O bu kültürün, bu toprakların insanıdır. Hatta tanınma ve sevilme sınırları kendi coğrafyamızı da çok aşmıştır. Bütün bir dünyanın Hoca'sı olmuştur. Ancak nereli olduğu, nerede yaşadığı gibi biyografik malumatın edebiyat ve kültür tarihi açısından önemi vardır. Bu yüzden bu konudaki bilgilerin de işin gerçeği ne ise o şekilde ortaya çıkması gerekir. Bugüne kadar yapılan araştırmaların ışığında söylenecek olan gerçek şudur: Hoca Sivrihisar'ın Hortu(Bugünkü adıyla Nasreddin Hoca) köyünde doğmuş, çocukluğu ve gençliği burada ve Sivrihisar'da geçmiş, daha sonra Akşehir'e giderek oraya yerleşmiş ve orada vefat etmiştir. Araştırmacılar bu konuları tartışadursun bence bu konudaki en doğru sözü Arif Nihat söylemektedir. "Bir beşik kalmış Sivrihisar'da/Akşehir'de bir mezar.." Bütün bu bilgilere rağmen diyelim ki yeni araştırmalar Hoca'nın başka bir şehirde doğduğunu ortaya çıkardı. Bu Hoca'yı ne küçültür ne de büyütür. Hoca ve onun gibi büyüklerimiz artık gönüllerimizde yaşayan kişilerdir. Onlara toprak anlamında yer isnat emek bu işin nezaketine de doğrusu yakışmaz.

  •  
    Anodolu kadınları Makedonya'da
    Güngör Dilmen'in usta kaleminden Anadolu'nun kadınlarını anlatan ve geçtiğimiz iki sezon boyunca İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nda sahnelenen "Ben Anadolu", Makedonya'ya tiyatroseverlerle buluşmaya gidiyor. Turne kapsamında 27 Temmuz'da Ohrid, 28 Temmuz'da Bitola ve 30 Temmuz'da Üsküp'te sahnelenecek olan Ben Anadolu, "tanrıçalar diyarı" olarak bilinen Anadolu'nun efsane kadınlarını Bereket Tanrıçası Kibele'den başlayarak anlatıyor. Hitit Kraliçesi, Troya Başkomutanı'nın karısı, Bizans İmparatoriçesi Theodora, ilk kadın tarihçi Anna, Orhan Gazi'nin karısı Nilüfer Hatun, Nasreddin hocanın karısı, Şaire Nigar Hanım, Halide Edib oyunda canlandırılan karekterlerden sadece birkaçı. Tek aktris için yazılan piyes sahnede çok oyuncu ile vücut buluyor. Yönetmenliğini ünlü oyuncu ve yönetmen Engin Alkan'ın üstlendiği Ben Anadolu'nun dekor tasarımı Rıfkı Demirelli'ye, kostüm tasarımı Gamze Kuş'a, ışık tasarımını Murat İşçi'ye ait. Bu sıradışı oyunda Anadolu kadınlarını Özlem Türkad, Nur Saçbüker, Sevil Akı, Aslı Altaylar ve Oya Palay canlandırıyor.
    İnsan hakları konulu kısa çek, Mazlumder'e gönder
    İstanbul, İnsan Hakları ve Mazlumlar için Dayanışma Derneği Mazlumder'in düzenlediği "İnsan Hakları" konulu uluslararası kısa film yarışmasının başvuruları başladı. Katılımcıların birden çok filmle katılabilecekleri yarışmaya katılacak filmlerin konusunun "İnsan Hakları" içerikli olması gerekiyor. İmgesel, deneysel, belgesel, animasyon, kurgusal türlerde çekilmiş en fazla 20 dakikalık filmlerin değerlendirileceği yarışmaya katılımcıların, 31 Ekim 2005 Pazartesi günü saat 17:00'a kadar; Mazlumder İstanbul Şubesi adresine, elden kurye veya taahhütlü posta ile teslim etmeleri gerekiyor. Birincinin 2.500 YTL, ikincinin 1.500 YTL ve üçüncünün 1.000 YTL ile ödüllendirileceği yarışmada dereceye girenlere ödülleri 24 Aralık 2005'te yapılacak törenle verilecek.
    Bilgi tel: 0 212 532 29 90

    Şiiratı Bahar Kitabı'nı yayınladı
    Şiiratı, 2005 Bahar Kitabı'nı yayınladı. Yeni sayıda da yeni ve genç şairler, ilk kez çevrilen şiirler ve asılları, aynı şiirin Türkçe'ye farklı insanlar tarafından yapılan çevirileri ve değişik tadlardaki yazılar, incelemeler, denemeler yer alıyor. Şiiratı'nın bu sayısında Haşim Çatış dosyası var. Dosya'da Cevat Çapan, Tarık Günersel, Mahir Öztaş, Ali Duman, Kağan Önal, Halil Köksel, Refik Algan, Enis Batur gibi kalemler farklı yönleriyle onu anlatıyorlar. Hasan Akay'ın "Ahmet Hâşim'in "Yollar" adlı şiirini yeniden okumak" başlıklı yazısı derginin öne çıkan bölümlerinden. Tarık Günersel, Akif Kurtuluş, Orhan Alkaya, Mehmet Yaşın, Orhan Tekelioğlu bu sayının şairleri arasında. Bahar Kitabı'nda Boudelaire'nin dört ayrı çevirisini okuduğumuz Le Chat şiirinin bestesinin kompakt diskini de kitapla birlikte alma şansına sahipsiniz. Şiiratı Yaz Kitabı www.yitikulke.com sitesinden ücretsiz olarak indirilebiliyor.
    Bilgi tel: 0 212 292 27 12

    Ustalar Dirimart'ta
    Dirimart Sanat Galerisi "Geçmişten Günümüze" başlıklı karma resim sergisine ev sahipliği yapıyor. 27 Ağustos'a dek sürecek sergide Mehmet Güleryüz, Devrim Erbil, Burhan Uygur, Bedri Baykam, Burhan Doğançay, Ertugrul Ateş, Ali Atmaca, Erol Akyavaş, Nejad Devrim, Komet, Avni Arbaş, Cihat Burak, Şahin Paksoy, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Eren Eyuboğlu, Abidin Dino, Mark Brusse, Alp Tamer Ulukılıç ve Oğuz Tatari'nin eserleri sergileniyor. Sergi, pazar hariç her gün 10.00-19.00 saatleri arasında gezilebilir.
    Bilgi tel: 0 212 291 34 34
    26 Temmuz 2005
    Salı
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Online İlan

    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED