|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Güneydoğu'yu sistemli bir şekilde dolaşmakta olan mayınlı terör ve en az bu terör kadar dikkat çekici olan, "şiddeti seçenek haline getiren politika", Türkiye'yi en çok zorlayacak sorundur. Çünkü, kim aksini iddia ederse etsin Kürt-PKK eksenli terör, on yıllardır Türkiye'nin üstesinden gelemediği bir olgudur. Terörün, PKK veya ayrılıkçı Kürt hareketi veyahut da bölge halkına bir fayda sağlamadığı da bir gerçektir ama oyunun sonunda en çok kayba uğrayan "devlet"tir, Türkiye Cumhuriyeti'dir. Kürt sorununu veya kim nasıl adlandırırsa adlandırsın, Güneydoğu'da yaşanan olayların askeri yöntemlerle çözülemeyeceğinin bilinmesi gerekiyor. Türkiye bu gerçekle yüzleşemezse bir adım ileri gidemez, eskiden olduğu gibi yine insan, kaynak ve zaman kaybettiğiyle kalır. "Eskiden olduğu gibi…", çünkü, bugün ne yapılması gerektiğini düşünürken Amerika'yı yeniden keşfe gerek de yoktur. Zira, hiç olmazsa ne yapılmaması gerektiği pekala bellidir. Terörün askeri tedbirlerle önlenemediği gerçeği bir ayıp da değildir. Düzenli ordular, düzensiz gerilla savaşına karşı üstünlük kurabilirler; Türk Silahlı Kuvvetleri de üstünlüğü kurmuştur ama bu hiçbir zaman kesin ve kalıcı bir durum değildir. Nitekim, birkaç yıldır insanların zihninde "artık bitti…" duygusunu uyandıran şiddetin şimdilerde yeniden üremeye başlaması da bu gerçeğin ifadesidir. Ayıp olan, Türkiye'nin bir yandan Avrupa Birliği gibi üst düzey siyasi projelerin, öte yandan köklü ekonomik atılımların üstesinden gelebilirken, Kürt sorununun çözümünde bir arpa boyu yol alamamasıdır. Hükümet, AB uyum paketlerinin içindeki demokratik haklar ve bölgeye yönelik ekonomik girişimlerini örnek göstererek, "bir arpa boyu" yol alınamadığı eleştirisine itiraz etmektedir. Ama, Türk ekonomisinin en hacimli kalkınma projesi olan GAP'ın da yine o bölgede kurulduğunu ve kuruluş süreci boyunca terörün en şiddetli dönemini yaşadığını unutmamak lazımdır. Ayrıca, PKK terörü ve ayrılıkçılık Ak Parti hükümetinin sorumlu tutulacağı bir sorun değildir. Dolayısıyla hükümetin, durumu izah etmek için geleneksel söyleme müracaat etmesi yersizdir. Hükümetten ve özellikle Başbakan Erdoğan'dan beklenen; ne yapılmaması gerektiği de apaçık ortada olduğuna göre soruna yeni ve şaşırtıcı bir açılım kazandırmasıdır. Son seçim sonuçları gösteriyor ki, Erdoğan'ın ve Ak Parti'nin bölge insanları üzerinde yabana atılamayacak etkisi ve nüfuzu vardır. Bir başka ifadeyle bölge halkı hükümete hem sorunun çözümü, hem de makus talihlerinin mağlup edilmesi için umut bağlamıştır. Evet, Türkiye gerekirse sınır ötesi operasyon da yapar, veya başka sertlik gösterileri… Geçmişte de bunlar yeterince yapıldı… Ama, belli ki bugün planlı hale gelen şiddetin çözümü ve Ankara'yla arasındaki mesafe giderek açılan bölge halkını kazanmanın yolu bunlar değildir. Çözümü, her fırsata ABD'ye "PKK'yı ez" çağrısında aramak da çıkış değildir. Ya da Avrupa'ya sert çıkmak…. Ne ABD'nin ne Avrupa'nın, "bizim" yükümüz olan Kürt sorununun, Türkiye'nin yumuşak karnı olduğu müddetçe her zaman kaşınacağı unutulmamalıdır. Şu halde, denenmemiş tek yol; aradan geçen süreye rağmen hâlâ "yeni" olan hükümetin ve yeni liderinin bölge halkıyla kuracağı temastır. Dış politikada örneklerini gördüğümüz ezber bozma cesaretinin bu alana da yayılması gerekiyor. PKK ile Kürt vatandaşların arasındaki bağ koparacak bir tavır, onlara her şartta dostluk göstermeyi taahhüt eden bir dil geliştirmek gerekiyor. Erdoğan'ın söylemini revize etmesi ve bölgeye; bölge insanının kendisinden beklediği bir yakınlık göstermesi, Diyarbakır'a, Batman'a, Şırnak'a, Van'a daha çok gitmesi gerekiyor. Hükümetin bugüne kadar attığı demokratik ve ekonomik adımlar, bunlar da yapıldığı zaman anlam kazanacaktır. Mamafih, şiddete karşı şiddetten başka seçenek düşünmemek ve terörü hedef alırken bölgeyi dışlayan geleneksel söylem de Türkiye için en büyük tehlikedir.
mkaraalioglu@yenisafak.com.tr
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |