|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İstanbul'u tartışıyoruz. Mimarlar geldi. Şehri havadan, karadan, denizden gezdiler. Hayranlık ve şaşkınlık arasında kaldılar. Biri, Şirinevler, Gaziosmanpaşa, Sultanbeyli üzerinden geçerken: İnanamıyorum! Mimar Sinan'ın torunları bu korkunç semtleri nasıl kurdular, diyerek meseleyi özetledi. Aslında malumu ilam kabilinden bir söz ama yabancı ve meşhur bir mimarın ağzından çıkınca önem kazanıyor. Efendim biz de tam bu sırada şehre bir "sembol" aramaktaydık. "Heykel" üzerinden tatsız-tuzsuz-mânasız bir tartışmayı sürdürmekteydik. Yahu kardeşim, bu şehrin sembole ne ihtiyacı var? Şehrin kendisi zaten sembol. Yedi tepe üzerindeki yedi cami, göklere uzanan minareleri, kubbeleri ile coğrafyaya, mekâna imzasını çoktan atmış. Siz bu camileri yıkmadıkça bu imzayı silemezsiniz. Şehirler siluetleri ile şahsiyet kazanırlar. Kadim şehirlerin siluetleri dinî olagelmiştir ve birbirlerinden kolayca ayırt edilebilirler. Çünkü kadim medeniyetlere damgasını vuran dindir. Modern şehirlerin siluetleri seküler anlayışa uygun olarak yüksek binalar, gökdelenler, kuleler, heykellerdir. Birbirlerine benzerler. Minare ile gökdelenin sentezini yapmak ise olmayacak duaya amin demektir. İmza tektir, biriciktir, eşsizdir, taklit edilemez, taklidi suçtur. İmza şahsiyettir, eserdir, sahip olanın kimliğini, kişiliğini, yetkinliğini, ruhunu, düşüncesini, inancını, zevkini, insanlığa eklediği varlığı simgeler. Marka konfeksiyondur, fabrikasyondur, herkes tarafından kullanılabilir. Kullanan kendini ötekiler ile eşitler, bu sahte eşitlikten sanal bir zevk alır. Marka tüketilir. İmza tüketime gelmez. Marka olmak matah bir şey değildir. Sadece tüketimi (kapitalizmi) kışkırtır. Binlerce kişi bir marka yaratmaya çalışır. Varlığı buna bağlıdır. Zaten bunun için tasarlanır. Geçicidir. Moda olur satılır ve biter. Marka turistiktir. Yani paketlenmiş ve tüketime hazır hale getirilmiştir. Propaganda edilir ve satılır. İmza esas itibarı ile satılık değildir. İmza sahibi eserini satmak için vücuda getirmez. O eser onun için var oluş meselesidir. Bir Sinan köprüsü ile bir Van Gogh tablosu kıyaslanamaz. Ayrı ayrı kıymeti haizdir. Biz İstanbul'u nasıl marka yaparız diye ahkâm kesmeyi bir yana koyalım. İşte dünyanın sayılı mimarları burayı gördü. Topyekün "olağanüstü" dediler. "Bu şehri rahat bırakın, çok işiniz var, onlarla uğraşın" dediler. Cedlerimiz şehri inşa etmiş ve imzalarını atmışlar. Bize düşen başta Suriçi olmak üzere bir ıslah, tamir, ihya hareketidir. Bir çeşme, medrese, sıbyan mektebi, cami, tekke, mezarlık, kuş evi vb. metruk ve boynu bükük kalmamalıdır. Gökkafes misali binalara geçit verilmemelidir. Evet Salıpazarı'ndaki depolar kaldırılıp orası Boğaz'a nazır, halka açık yeşil alan yapılmalı; Haydarpaşa Limanı oradan başka yere taşınmalı, ama asla Haydarpaşa civarı gökdelenlere teslim edilmemelidir. Üçüncü köprüye asla izin verilmemelidir. Bakınız ünlü İstanbul ressamı Ahmet Yakuboğlu Boğaz'ı resmederken Boğaz Köprüsü'nü çizmiyor. İçine sinmiyor. İşte medeniyetimizi anlamış zevk-i selim sahibi bir sanatçı. İmza sahibi bir pîr-i fani. Onun hassasiyetini buruşturup bir köşeye atmamalıyız. Şehirlerimiz modernleşelim derken konfeksiyon kentler olup çıktı. Bir örnek bulvarlar, plazalar, marketler, tüp bayileri, benzin istasyonları, uydurma parklar, kooperatif evleri, hisar gibi apartmanlar. Eskiden bir Erzurum, bir Kütahya, bir Urfa, bir Edirne, hüviyetli, çok kendine mahsus -görülmeye değer- unsurlar, yapılar ile bir bütünlük taşıyordu. Şimdi ara ki bulasın. Eskiden kalma bir köşeye rastlarsak önünde durup resim çektiriyoruz. Yazıktır, günahtır. İstanbul ikiyüz yıldır cetlerimizin imzasını korumaya çabaladı. Ne yazık ki bu şehir sanki barbarların istilasına uğradı. Şimdi bize düşen bu onurlu, eşsiz imzayı üzerindeki kiri-pası-tozu temizleyerek ortaya çıkarmaktır. Bir tek küçük örnek yeter: "Eyüp Sultan'daki Şah Sultan sebil-sıbyan mektebi ve kuş evinden oluşan minik binaya bir bakın. Güzelliği karşısında diliniz tutulur. Bunlardan binlerce daha var İstanbul'da. Hüzünlü, boynu bükük. Gökdelen, liman, plaza, iş merkezi, otel vb. yapmak isteyenler Çatalca'ya, Serbest Ticaret Bölgelerine gitsin. Rahat bırakın şu eşsiz ve yaralı İstanbul'u.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |