|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Türk halkının aşırı politize olduğu açıkça görülen ve bilinen bir gerçektir. Ne demokratik ülkelerde ne de monarşilerde halkın bu denli siyasetle iç içe olduğunu göremezsiniz. Demokrasi kültürünün yerleştiği ülkelerde halkın siyasi tercihlerinin daha bilinçli ve genellikle seçim dönemiyle sınırlı olduğunu görürüz.. Halk arasında bizdeki gibi kutuplaşma ve kamplaşmalara rastlayamazsınız. Türk halkı öyle değil, alışverişinde bile kendi partilisini tercih etmeye varan bir kamplaşma var. Ülke olarak bu siyasi kamplaşmanın ve ideolojik kutuplaşmanın sıkıntılarını çekiyoruz. Kasabadaki sıradan vatandaştan büyük şehirlerdeki elit tabakaya kadar hemen her kesimde bu kutuplaşma müşahede edilmektedir. İhtilal dönemlerinden sonra sistem içinde oluşan oligarşik adacıklar, bu kutuplaşmayı körüklemekte ve milli iradeye boyun eğmek yerine milli iradeye boyun eğdirmeye kararlı görünmektedir! Bu oligarşik adacıklardan biri de YÖK'tür. Milli iradeyi hiçe sayan icraatlarıyla üniversiteleri bilim yuvası olmaktan ziyade ideolojik kamplaşma ve kutuplaşma merkezi haline getirmeye çalıştığı gözlenmektedir. YÖK, üniversitelerin kalitesini yükseltmek yerine milletin seçtiği hükümetle mücadeleye yoğunlaşmak gibi bir paradoks içinde görünüyor. Demokratik ülkelerdeki bütün kurumlar millet adına görev yapmak durumundadır. Meclis millet adına yasamayı, yargı millet adına hüküm vermeyi, hükümet millet adına icraat yapmayı üniversiteler de millet adına eğitim ve öğretim vermekte ve araştırma yapmaktadır/yapmalıdır. Üniversiteler idari özerklik ile toplum denetimine kapatıldığı için halka hesap vermemekte ve idari özerklik maalesef millet aleyhine kullanılmaktadır. Gelişmiş demokratik ülkelerde üniversiteler ya doğrudan hükümete bağlı ya da bulunduğu şehirdeki halkın temsilcilerinin oluşturduğu bir mütevelli heyeti tarafından idare edilmektedir. Bu sebeple de üniversiteler halkın değerleriyle çatışmak yerine halk adına bilimsel araştırmalara ağırlık vermektedirler. Yani buralarda idari özerklik yoktur ama akademik özgürlük sonuna kadar kullanılmaktadır. Bizde ise ilim adamının birey olarak sahip olması gereken akademik / bilimsel özgürlük ile idari özerklik biribirine karıştırılmıştır. Bizde üniversiteler, 82 Anayasası'ndan beri de YÖK, hükümete, "milletten topladığın vergileri bana ver, istediğim kadar kadro ver, istediğim kadar para ayır ama üniversiteyi nasıl idare edeceğime karışma. Parayı nereye harcayacağım, kimi nasıl görevlendireceğim bu senin işin değildir" diyor. 'Halktan toplanan vergilerle finanse edilen üniversiteler, ileri ülkelerdeki demokrasi anlayışının gereği olarak, bakanlıklar, yüksek öğretim kurulu, gibi merkezi veya mütevelli heyetler gibi yönetim kurulu niteliğindeki ara kuruluşlar aracılığıyla toplum denetimine tâbidirler.' Artık ileri üniversitelerde kendi seçtiği organlar eliyle yönetilen üniversite kalmamıştır. YÖK'ün meslek liseleriyle ilgili aldığı katsayı kararı başına buyruk icraatlarının en son örneği olarak bardağı taşıran son damla oldu. Olağanüstü süreçte imam hatiplere karşı takınılan tavır bütün meslek liselerini mağdur etmiş, meslek lisesi mezunları üniversiteye girişlerde eşit haklardan mahrum bırakılmıştır. Bununla birlikte meslek lisesi mezunlarına kendi alanlarında bir avantaj sağlanmış katsayıları 0.24'ten hesaplanmıştı. YÖK aldığı son karar ile bu oranı da 0.08'e düşürerek meslek liselerini tamamıyla katletme istikametinde son adımını atmıştır. Ülke gerçeklerinden tamamıyla uzak bu karar ile YÖK sanki hükümetin meslek liselerine vermeye çalıştığı eşit haklara karşılık mevcut haklarını da ellerinden alarak bir misillemeye gitmiş görünmektedir. Üniversite böyle yönetilmez. Hükümete muhalefet etmek siyasi partilerin işidir. YÖK'ün işi değildir. Ama Anayasa'nın verdiği özerklik ile YÖK bu hakkı kendisinde bulabiliyor. Dikkat edilirse ülkede tartışılan sosyal sorunların hemen büyük çoğunluğu YÖK uygulamalarından kaynaklanmaktadır. YÖK idari özerkliği suistimal etmektedir. Bu suistimalin önüne geçmek gerekir. Ben bunun için YÖK'ü toplum denetimine açacak ve demokratik bir yapıya kavuşturacak Anayasa değişikliği önermiştim. Tıpkı RTÜK üyelerinin seçiminde olduğu gibi YÖK üyelerinin de Meclis tarafından seçilmesini sağlayacak bir Anayasa değişikliği artık zaruret halini almıştır. TBMM'nin Ekim'de açılır açılmaz yapması gereken ilk iş bence bu değişikliği gerçekleştirmek olmalıdır.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |