T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
| S İ N E M A | |||
|
|
"Bütün param senin olsun doktor, yeter ki arkadaşımı kurtar!"
Max'in yol arkadaşı Lionel, bir kaç yıl öncesinde karısı tarafından terkedilmiş, ama bu durumu kabullenmekte hâlâ güçlük çeken duygusal bir adamdır. Ayrılmaları sırasında hamile olan eşinin, o epeyce uzun süren bir denizaşırı görevdeyken doğum yaptığını öğrenmiştir ve şimdi de bu evlilikten geriye kalan tek değer olan küçük kızını görebilmek için yeniden eski aile ocağına ulaşma çabasındadır. Bu zıt ikili, son derece yavaş ilerleyen yolculuklarında önce birbirlerine karşı oldukça mesafeli davranacak, sonrasında ise giderek iki kader ortağına dönüşeceklerdir. Hattâ, Lionel'in yol açtığı bir olaydan dolayı birlikte kısa süreli bir cezaevi serüveni dahi yaşarlar. Tam bir gariban olan yol arkadaşına kanı gitgide kaynamaya başlayan Max, Lionel'i artık yıllardır hayâllerini kurduğu araba yıkama servisi işinde yanında görmeyi istemektedir; ancak eski eşinin bu kırılgan adama karşı sergilediği zalimane tutum, müstakbel ortağını umulandan da erken bir biçimde Max'in ellerinden söküp alacaktır. "Yüreğimizi Delip Geçen Filmler" bölümünü alıcı gözüyle takip eden okurlarımız, bu köşeye aldığımız filmlerde teknik ve estetik bir yetkinliğin yanısıra mutlak surette bir "duygu" boyutu da aradığımızı iyi bilirler. Özellikle de "arkadaşlık", sinemada büyük öykülerin anlatılabilmesi için son derece elverişli duygusal malzemeler sunan, insanlık tarihi kadar eski bir insanî değer olarak karşımıza çıkar. İşte, "Korkuluk" da sinema tarihinde "arkadaşlık" olgusuna adanmış en etkileyici ve yürek yaralayıcı filmlerden biri; belki de düpedüz birincisi... Uzun yıllar önce tek kanallı TRT döneminde ve o da yalnızca bir kez ekranlara geldiği için, günümüzün genç sinemaseverleri bu çarpıcı öyküyü yakından tanıma olanağından ne yazık ki yoksunlar. Diğer pek çok nitelikli yapıt gibi, "Korkuluk" da henüz yasal VCD/DVD piyasasında bulunmuyor. Bu unutulmaz arkadaşlık öyküsünü -belki yirmi yıl önce- TRT'de izleme olanağı bulmuş ve gördükleri karşısında büyülenmiş, sonraki yıllarda da filmin ABD kökenli bir DVD'sini güç bela temin etmiş bir sinemasever olarak, önümüzdeki dönemde bir televizyon kanalının söz konusu yapıtı keşfedip yeniden göstermesini ya da bir ithalatçının VCD/DVD'sini piyasaya sürmesini ummaktan başka seçeneğim yok.
Genç sinemaseverlerin büyük bir bölümünün, daha çok "İtalyan mafya babası Don Carleone" kimliği ya da son yıllarda çektiği şık aksiyonlarla tanıdıkları Al Pacino'yu -"Baba-1"den hemen sonra rol aldığı- bu az bilinen filmde henüz izlememiş olmaları, hiç kuşkusuz ki gerçek bir kayıp. Ama onun da ötesinde, bu satırların yazarının öteden beri en gözde aktörleri arasında yer alan büyük usta Gene Hackman'ı, saçlarına henüz akların düşmediği 1970'lerin başlarında, "Korkuluk"taki "Max Millan" rolünde izlemek tek kelimeyle göz kamaştırıcı bir oyunculuk dersine tanık olmak anlamına geliyor. Hackman, çevresindeki hiç kimseye tek kuruşunu koklatmayan cimrinin cimrisi bir sokak adamından, aklını yitiren yol arkadaşının yeniden sağlığına kavuşabilmesi için hastane koridorunda yaralı bir ceylan gibi çırpınan o gönlü zengin insana müthiş bir inandırıcılıkla dönüşüyor. Gündelik hasta trafiği içinde kendisine hiç bir özel anlam ifade etmeyen -derin komaya girmiş durumdaki- Lionel'ı üstünkörü biçimde muayene eden görevlinin yakasına yapışıp, "Sen doktor değil misin, kurtar dostumu! Benim param var, ne kadar istiyorsan veririm, yeter ki onu yeniden eski hâline döndür!" diye tartakladığı ve artık zihinsel olarak çok uzaklara uçmuş durumdaki müstakbel ortağını, "Uyan be adam, uyan artık! Hiç bir şeyin yok, iyisin sen!" diyerek ayağa kaldırmaya çabaladığı sahneler, o gün bugündür sinemada arkadaşlığa adanmış en dokunaklı görüntüler arasında yer alıyor (Zaten kendisi de bu rolde sergilediği performansı, günümüzde seksen yapıtı aşmış olan zengin filmografisinin tartışmasız en iyisi olarak nitelemektedir). Yurt dışından alışveriş yapma olanağına sahipseniz bu filmi ne yapıp edip arşivinize katın. Özellikle de yağmurlu bir günde yakın arkadaşlarınızla birlikte izleyin. Şimdiye kadar, "fânî gök kubbede bâki kalanın yalnızca hoş bir sedâ olduğunu" bundan daha iyi anlatan bir sinemasal öyküyle karşılaşmadığınızı göreceksiniz. "Korkuluk"un 1973 yılında Cannes Film Festivali'nin Altın Palmiye'sini kazandığını da son bir not olarak düşelim. Bkz / Bu filme ilişkin İngilizce bir değerlendirme için tıklayınız
|
![]()
|
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |