T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 26 MART 2006 PAZAR
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Ankara'da Şafak
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  İzdüşüm
  Kültür-Sanat
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Dücane CÜNDİOĞLU

Sövgü ekonomisine bir örnek: "Aristo Mantığı"

Düşünme'yi ve dolayısıyla düşünce'yi ciddiye alan insanlar, bilmeden/anlamadan konuşup yazmanın, boş lâflar etmenin bir bedelinin, bir maliyetinin olduğunu, hiç değilse olması gerektiğini düşünürler.

Nedir acaba bu bedel?

En başta geleni, güven kaybıdır; tıpkı verdiği çek karşılıksız çıkan bir işadamının kaybettiği türden bir güvendir bu. Düşünce eleştirisi, bir 'isbat' hükmüne dönüşebilirse, boş lâf sahiplerinin başına gelenin, en azından bir işadamınınkiyle benzerlik taşıyacağı sanılabilir. Bu, kesinlikle yanlış bir sanıdır. Düşünce'nin kuralları, iktisad'ın kurallarından çok farklıdır çünkü.

Ödenecek bedelin bir diğeri de unutulma, başka bir tabirle umarsanmamadır. Lâkin ziyadesiyle gecikmiş bir cezadır bu. Yol açtığı sonuçlara nisbetle önemsizdir. Hani bir söz vardır, "Gecikmiş adalet, adalet değildir" diye, işte bunun gibi bir şey. Kervan yürümeye devam eder.

Sonuç itibariyle boş lâflar etmenin bedeli, umumiyetle 'ödenmemiş' olarak kalır. Bedava sunulan herşey gibi, boş lâflar da aslâ müşterisiz kalmaz. Adamın biri Sirkeci'de köftecilik yapmaya başlamış. Köftelerini bir yiyen bir daha yememiş. Fakat adam yine de 40 yıl köftecilik yapmış. Düşünme ürünleri için bu sürenin "çok az" olduğu kabul edilmelidir.

Hâlen kendisine müşteri bulabilen boş lâflardan biri de şu ünlü "Aristo Mantığı" ifadesidir. Bu alaycı ve küçümseyici ifadenin, ününü borçlu olduğu yaygın aymazlığın kökenlerini 'teşrih' etmekte şimdilik isteksiz davransak bile, örneklerini 'teşhir' etmekten aslâ kaçınamayız.

Bir dudak büküşün eşlik ettiği şu küçümseyici "Aristo Mantığı" ifadesi, tek kelimeyle 'beylik'tir. Boştur. Çünkü kullanıcıları, hem zahmetsizce 'Aristo' ve 'Mantık' sözcüklerini yanyana getirmenin keyfini çıkarırlar, hem de bu terkibi bir kağıt mendil gibi çöpe atabiliyor olmanın haz ve gururunu yaşarlar. Böyleleri çaldıkları pahalı bir aracı uçuruma itip keyifle onun takla atışını seyreden çocuklar gibidirler. Keyifleri çocukça, gururları cahilcedir.

Klasik mantığın muhaliflerinden sayılsa da matematikçi-filozof Ludwig Wittgenstein bile bedbince şikâyet etmekten kendisini alamaz:

- Aristoteles adı, çoğu Mantıkçımız tarafından saygısızca anılıyor. Günümüz Mantıkçılarının çoğunun Mantık hakkında, onun 2000 yıl önce bildiğinden daha fazla bir şey bilmediğinden haberi olsaydı, her halde mezarında ters dönerdi.

Hâl böyleyken, beylik lâflar tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de 'müşterisiz' kalmıyor. Meselâ Freud külliyâtını Türkçe'ye kazandıran ve bence çevirideki titizliğinden ötürü takdiri hakkeden mütercimlerden Dr. Emre Kapkın'ın "Düşlerin Yorumu"nun girişinde yer alan şu sözlerine bakalım:

- "Füsun Akatlı bir yazısında ülkemizde bazı düşünce akımlarının sloganlara indirgenmesinden ve tüm düşünce sisteminin bir tür yozlaşmaya uğramasından yakınır. Freud da bu tür bir yozlaştırılmadan çokça nasibini almış bir yazar. (...) Kültürümüzün doğmatik olmaya eğilimli düşünce biçimi ve Aristo mantığının egemenliği, Freud sonrası yazarların (Fromm, Reich gibi) düşüncelerinin içindeki Freud etkisinin yok sayılmasına neden olmuştur." (s. 11, 3. bas. 2001, 1. bas. 1991)

Yukarıdaki satırların yazarından, "kültürümüzün doğmatik olmaya eğilimli düşünce biçimi"ni biraz temellendirmesini istesek, acaba bize başka kültürlerde izine rastlanamayacak türden salt kültürümüze özgü bir 'temel' (!) göstermeyi başarabilirler mi? Sanmıyorum. "Doğmatik olmaya eğilimli düşünce biçimlerinin bulunmadığı" bir kültür nereden temin edilebilir? Üstelik kültürü bizzat mümkün kılan da zaten şu kaçınılası doğmatik temayüller değil midir? Öyle ya, "Freud'un dogmatik eğilimli düşünce biçimi" olmasaydı, bugün psikanalizm'den söz edilebilir miydi?

"Aristo mantığı'nın egemenliği"ne gelince, bu, beylik bir lâftır ve "sövgü ekonomisi" amaçlıdır. Kullanıcısının çocukça bir keyif almasını, cahilce gururlanmasını sağlar ama muhatabına gerçeği göstermez. Temelsiz bir önyargıdır çünkü.

Düşünmenin gerçek düşmanlarıysa, sövgü ekonomisi'nin ürünleridir; yani bedelsiz ve maliyetsiz sanılan beylik lâflar...

Not: Kısmen benim de sorumluluğumun bulunduğu bir duyuru sorunundan ötürü, Taksim Atatürk Kitaplığı'nda vereceğim ikinci seminerin tarihini buradan ilan etmek durumundayım: 28 Mart 2006 Salı, saat 18.30.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi