|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Cunta, hücre gibi örgütlendi
Emekli Kıdemli Başçavuş Hamdi İnanç, Genelkurmay Kışla Komutanlığı'nda 27 Mayıs darbesinin nasıl örgütlendiğini, kimlerin hangi görevleri üstlendiğini, şüphe çekmemek için aralarında nasıl bir parola sistemi kurduklarını detaylarıyla anlatıyor. Darbe günü, Adnan Menderes'e yakınlığıyla bilinen Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun'a bağlı birliklerin muhtemel karşı hareketine karşı önceden hangi tedbirlerin, titiz bir şekilde, şüphe çekmeden, planlanarak yürürlüğe konulduğuna dair ilginç anekdotlar aktarıyor. Hamdi Başçavuş bu önlemlerin, 27 Mayıs darbesinin askerler arasında çatışma çıkmadan, kan dökülmeden gerçekleşmesini sağladığı belirtiliyor. Hamdi İnanç'ın 27 Mayıs darbesini gerçekleştiren cunta ile ilk irtibatını kuran da, Genelkurmay Kışla Komutanlığı 1. Tabur Komutanı Binbaşı Fazıl Akkoyunlu'dur. Akkoyunlu Kurmay Albay Alpaslan Türkeş'in grubunda yer alan bir subaydır. 27 Mayıs'ta Milli Birlik Komitesi üyesi olan Akkoyunlu, 13 Kasım 1960'da Alpaslan Türkeş ile birlikte tasfiye edilen 14'lerdendir. 'Hamdi, sen mert adamsın!..'
Darbe ilk olarak kendi çocukları yemiştir. Akkoyunlu, 13 Kasım darbesinden sonra Afganistan'ın başkenti Kabil'deki Türk Büyükelçiliği'ne müşavir olarak gönderildi. Hamdi İnanç, Şubat 1960'da Fazıl Akkoyunlu ile yaptığı gizli görüşmeyi anlatıyor: "Şubat ayıydı. I. Tabur Komutanı Binbaşı Fazıl Akkoyunlu geldi. Ben o zaman Lojistik kısmında görevliydim. Bölük Komutanım Binbaşı Şahap Bey ile geldi. Akkoyunlu, çok önemli bir konuyu görüşmek istediğini söyledi. Sakin bir bölmeye gittik, çay içtik. Ben sadede gelmesini merakla bekliyordum. Ordu içinde kıpırdanmalar, öbekleşmeler duyuyorum, ama ne olduğunu tam olarak bilmiyorum. Bana, 'Senin mertliğine inanıyorum, ama konuştuklarımız ikimiz arasında kalacak. Kabul etsen de etmesen de sana konuyu açacağım. Demokrat Parti iktidarından mennun musun?' dedi. 'Hayır komutanım, memnun değiliz' şeklinde karşılık verdim. 'Bunları devirmek için teşekkül edecek bir cuntaya girer misin' diye sordu. Ben de, 'Binbaşım! Bütün mevcudiyetimle kabul ederim, ancak bir şartım var' dedim. 'Nedir' diye karşılık verince, 'Darbe saati geldiğinde Genelkurmay Kışla Komutanlığı'nda verilecek görevlerin en ağırını bana vereceğinize şimdiden söz verirseniz, gözümü bile kırpmadan bu işe girerim' dedim. 'Tamam Hamdi Başçavuş' dedikten sonra ayrıldık. Birkaç kez buluştuk, görüştük." Binbaşı Fazıl Akkoyunlu ile Hamdi Başçavuş arasında ilk irtibat böylece sağlanıyor.
Meşhur 555 K şifresi
27 Mayıs'a karar veren cunta faaliyetlerini sürdürürken, DP iktidarına karşı İstanbul ve Ankara Üniversiteleri'nde protesto gösterileri de giderek artmaya başlıyor. Meşhur 555 K şifresiyle, Mayıs ayında Harbiyeli öğrencilerin de katıldığı gösterilerdir bunlar. Şifre, "Beşinci ayın Beşinde saat Beşte Kızılay'da" cümlesindeki başharflerinden ibarettir. Bu olaylarda öğrenciler ile polisler arasında çatışmalar yaşanıyor. 27 Mayıs'ın ayak sesleridir. Harekat günü yaklaşıyor. Polisin öğrencilere zor kullanması, çok sayıda öğrencinin yaralanması gibi hadiseler, subay ve astsubay camiasını da etkiler. DP iktidarının devrilmesi fikri kökleşiyor. Öğrenci gösterilerinden etkilenen ordu mensupları arasında Hamdi İnanç da var. Hamdi Başçavuş, o günlerdeki duygularını kaleme dökmüş, gün be gün gelişmeleri yazmış. 27 Mayıs'ın gerekçeleri arasında yer alan 28-29 Nisan öğrenci olaylarına tanık olur: "29 Nisan günü oğlum Günal hastaydı. Sabah saat 9 sıralarında ilaç almak için İçcebeci Eczanesi'ne doğru askeri araçla hareket ettim. Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin önünden geçerken fakülteler bahçesinde binlerce talebenin biriktiğini gördüm. İlaçları alıp eve gittim. Saat 12 ile 13 arasıydı. Dışardan yaylım ateşi sesleri geldi. Dışarı fırladım.
İnsafsızlar! Ateş açtılar
Fakülteler evime çok yakındı. Silah sesleri 15-20 dakika sürdü. Ne olduğunu anlamadım. Biraz sonra talebelerin, 'Hürriyet, hürriyet, istifa, istifa' sloganları attıklarını ve Plevne Marşı okuduklarını duydum. Fakültelere doğru insanlar koşuyor. Eşim ve komşumuz Feri Hanım da içlerinde. Eşim yarım saat sonra ağlayarak, 'Talebelere ateş açtılar. İnsafsızlar' dedi. Komşumuzun oğlu Hukuk talebesi Şemsi Yıldırımkaya elinden yaralanmış. Cam kırıkları kesmiş elini. Yarasını sardık. Sırtında cop izleri. Birkaç gün bizde kaldı. O akşam radyodan 'Taşralı üniversiteliler memleketlerine dönmelidirler. Bütün yurt ve pansiyonlar kapatılmıştır' denildi. Ertesi gün kışlaya gittiğimde subayları gergin gördüm."
'ANLADIM Kİ DARBELER FAYDASIZ!'
Cumhuriyet döneminde askeri darbe geleneğini başlatan ilk başarılı girişim 27 Mayıs'tır. Olağanüstü mahkemelerde yargılanan Başbakan Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, İmralı'da idam edildiler. Türkiye halkını acıya boğan idamlar tartışıldı, tartışılıyor. Üç devlet adamının naaşları, Turgut Özal'ın Başbakanlığı döneminde devlet töreni ile İstanbul'daki anıt mezara nakledildi. 27 Mayıs sabahı Yüzbaşı Mehmet Alanyuva ile birlikte Genelkurmay Başkanı Org. Rüştü Erdelhun'u enterne etmekle görevli askeri timin başında olan Kıdemli Başçavuş Hamdi İnanç, Cemal Gürsel'in Özel Muhafızı olarak görevlendirildi. DP'lilerin İstanbul'a götürülmesinde de MBK üyesi Binbaşı Fazıl Akkoyunlu ile birlikte görev alan İnanç, mahkumlara gösterilen sert tutumdan ötürü darbeye karışmış olmaktan pişmanlık duyduğunu ifade ediyor.. İnanç, 27 Mayıs için darbe nitelemesinde bulunuyor, "Darbedir. İhtilal aşağıdan, halktan gelir. 27 Mayıs yukarıdan gelmiştir, bir cuntanın eseridir. 27 Mayıs'ın bizzat içinde oldum. 22 Şubat'ı ve 21 Mayıs'ı yaşadım. 12 Mart'ı, 12 Eylül'ü gördüm. Anladım ki darbelerden ülkeye fayda gelmemiştir" diyor.
'Oğlum Ali, neler oluyor?!'
28-29 Nisan Olayları'nda pekçok talebe gözaltına alındı. Dedikodu gazeteleri faaliyettedir. DP'lilerin emriyle yüzlerce talebenin işkencelerde öldürüldüğü, kıyma makinelerinden geçirilerek tavuk yemi haline getirildikleri bile iddia edildi. 27 Mayıs'ın ilk günlerinde MBK üyesi Ertuğrul Alatlı ve Mithat Ceylan tarafından radyoya verilen bir bildiride kıyma makinelerine atılan öğrenciler iddiasının araştırılacağı belirtildi. Et-Balık Kurumu kuşatılarak öğrenci cesetleri arandı. Radyoda okunan bu bildiri, İngiliz Büyükelçisi'nin dikkatini çekiyor. Büyükelçi, Cemal Gürsel Paşa'ya, asılsız iddialara dayanan bildirinin dış dünyada farklı algılanacağını belirtir. Bildiriden habersiz olan Gürsel, Başbakanlık Müsteşarı Alparslan Türkeş'i çağırıp izahat istiyor. Türkeş de habersizdir. Bildiri, Alatlı ve Ceylan'ın komiteden çıkarılmasına neden olur. Asılsız iddialar darbeden önce ordu içinde de yankı buldu. Hamdi İnanç, 30 Nisan günü Cemal Gürsel'in şoförüyle yapılan konuşmayı anlatıyor: 'Paşa'nın birşeyden haberi yok'
"30 Nisan günü. Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel'in şoförü Ali Şahin, Kışla Komutanlığı'na geldi. Paşa'nın aracına konulmak üzere 1 Tomson makineli ile 1 Kırıkkale tabancası istediler. Depomuzda Tomson yoktu. Birinci Tabur İkinci Muhafız Bölüğü'nden almak üzere Eğitim ve Harekat Subayı Yüzbaşı Orhan Aslan'a telefon ettim. Hemen geldi. İşimiz bitince 28-29 Nisan Olayları'nı konuştuk. Orhan Bey, Paşa'nın şoförüne, 'Paşamızın bu hadiselerden haberi yok mu? Ne diyorlar?' diye sorunca, şoför, 'Vallahi Yüzbaşım, Paşa'nın hadiselerden açık bir malumatı yoktur. Paşa'dan her şeyi gizliyorlar sizi temin ederim. Paşa'yı evinden makamına getirirken bana sordu, 'Oğlum Ali neler oluyor, sen neler duyuyorsun' dedi, ben de, 'Paşam, Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakülteleri'ne ateş açtırmışlar, hayli ölü, yaralı olduğunu duyuyoruz, milletin dilindedir' dedim. Paşam cevaben 'Oğlum, bana verilen fortraklarda nümayiş maksadıyla toplanan talebelerin zor kullanmadan teskin edilmek suretiyle dağıtıldığını bildirdiler. Nasıl olur böyle şey' dedi. Ben de 'Paşam bizim duyduklarımız ve halkın dilinde dolaşan budur' dedim. Derin derin içini çektikten sonra sükutu muhafaza etti" dedi.
|
|
|
|
|
|
|