T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Köprülü: Başarının sırrı planlı harekettir

Başarının esasının planlı hareket olduğunu savunan Fuat Köprülü, "Bazısı saadeti vazifeyi yapmakla bazısı işin alayında, eğlencesinde bulur" diyor. Ve ilâve ediyor: "Dalkavuklar ile kölelerde saadet olmaz".

Köprülü.. Sadece bir devrin değil, devirlerin meşhur ismi.. Kimine göre şöhreti kadar değeri ve liyakati olan bir adam değil; kimine göre, sadece edebiyat ve tarihte değil politikada da, beynelmilel bir kıymet.. Biz, bu konuşmamızda, Köprülü'nün değerini araştıracak değiliz. Maksadımız sadece, Meşrutiyet, Cihan Harbi, Millî Mücadele, Atatürk devirlerini de yaşamış ve bu devirlerde roller oynamış gün görmüş bir zatın hayat hakkında neler düşündüğünü öğrenmekten ibarettir..

Akbıyık'taki orijinal evinin meşhur kütüphanesinde kitap kümeleri arasında buluştuğumuz Köprülü, ile evvelâ devran ve matbuat hakkında sohbette bulunduk.. Bizim basın ile Avrupa basınını mukayese etti.. Bizimkini kifayetsiz ve yavan buldu.. İlimle, hakikî bilgi ile alâkasızlığını tenkid etti ve sordu:

"-Bizim gazeteleri okumak suretiyle dünyanın gidişini anlamak mümkün müdür?"

Bu sorusuna şu soru ile mukabede ettim:

"-Bir ilim adamı olarak bizim medenî dünya içindeki mevkiimizi tâyin eder misiniz?"

Beklemediği bu sual karşısında bir an durakladı ve hemen ardından:

"-Korkunç dedi. Tasavvur edemeyeceğiniz kadar geriyiz.. Memlekette harici tanıyanlar az olduğu, daha doğrusu, hakikî veçhesiyle tanıyanlar bulunmadığı için geriliğimizin derecesi kâfi derecede takdir edilemiyor. Bizde tarihçi diye birşey yoktur. %95'i geriliğimizi bilmez."

"-Bu geriliğin sebebi nedir?"

"-Sebebi çok ve uzun.. Zâhirî neticeler üzerinde durmak bir de giderme çareleri üzerinde durmak lâzımdır.."

"-Zahirî neticeden kastınız nedir?"

"-Meselâ cehalet.. Cehalet, geriliğimizin sembolüdür.. Yalnız, yanlış anlaşılmasın halkın köylünün cehaletinden bahsetmiyorum.. Türkiye'de, hakiki mânada edebiyat, fikir ve fen adamı yoktur.. Avrupa'da bu sınıf idare edici sınıftır ve vardır."

"-Bu sınıf bizde neden yoktur?"

"-Türkiye'de yüksek tahsil diye birşey yoktur da ondan.. Bizim üniversiteler gecekondu üniversiteleridir.. Onun için ilim adamı ve hakikî münevver yetiştirmez.. Türkiye'de hakikî mânasiyle kitap yoktur.. Birtakım neşriyat için kitap sözü bilmiyerek sarfediliyor.."

"-Gecekondu üniversitesi yerine hakiki üniversite nasıl olur ve nasıl kurulur?"

"-Bu meçhul değil" bunun artık belli usulleri var.. Yirmi sene sonra Kongo'da Nijerya'da kurulmuş göreceksiniz.. Bizdeki sözde ilim müesseselerini kötü mânasiyle particilik, iltimas, ahbaplık mahvetmiştir.."

"-O sahada geriyiz, bu sahada geriyiz, kitap yok, üniversite yok, ne olacak bu gidişin sonu o halde?"

"-Bize garp mantığı, garp ahlâkı girmedikçe adam olmayız. Yalnız okumuş zümreden bahsediyorum.. Yoksa halkın kabahatı yoktur. Türkiye'nin kuvveti, okuyup yazmamış halktır.. Hani Türk köylüsünü kalkındıralım modası var ya.. Gençler gidip köylüyü uyaralım diyorlar ya.. Bence, gençler, gidip köylüden öğrenmelidir asıl hayatı. Asıl mesele maarif sisteminin köhneliğidir.."

Burada içimden Köprülü'yü tenkid etmek ihtiyacını duydum: "-Sizin birinci derecede söz sahibi bulunduğunuz oldukça uzun bir devir oldu.. O zaman maarifi ıslâh etmek lüzumunu neden duymadınız?"

"-Her işle uğraşamazdım. Biz işbaşına gelince daima bir harb çıkabilir, memleket bir istilâya uğrayabilirdi.. Evvelâ o işi, ele almak lâzımdı; Nitekim memleket emniyetini NATO'ya girmeyi temin ederek garanti altına aldım.. Ben maarifle uğraşsaydım bu işler geri kalırdı.."

Köprülü ile ne konuşmaya gelmiş fakat neler konuşuyordum, biraz da bunu tabiî bulmak lâzımdı.. Tarih, politika, tenkid, edebiyat, tarihi kokan bir zatın yanında bunlar elbette dile gelecekti.. Birden asıl konuya geçtim:

"-İnsan dünyada neyin peşinde koşmalı?"

"-Ne gaye için hazırlanmışsa onun peşine.."

"-Hangi gaye için hazırlanmalı?"

"-Bu, herkesin zevkine, mizacına, hazırlığına, imkânlarına göre değişir.. Bu işte şahsî temayülü, muhiti de rol oynar. Her devrin modası vardır. Bizim zamanımızda aklımıza mühendis olmak gelmezdi.. Bugün herkes mühendis olmak peşinde.."

"-Saadeti tarif eder misiniz?"

"-Tam felsefe. Bu, herkese göre değişir; bazısı, vazifeyi yapmakta bulur.. Bazısı saadeti, işin alayında, eğlencesinde bulur."

"-Bu hususta hangi taraf haklıdır?"

"-Bu hususta herkes haklıdır.. Yalnız mühim olan nokta, insanların kavli ile fiillerinin birbirini tutması lâzım geldiğidir.. Böyle olmayan adamlara sahtekâr denir. Bu çeşit adamlar hiç rahat olmazlar. Bir de, kabiliyetleri olmadığı halde çok muhteris olanlar rahat yüzü görmezler.. Yükselmek ister, başaramaz ve muzdarip olurlar."

"-Hayatta başarının ana prensipleri var mıdır?"

"-Ne iş yapacaksak iyi hazırlanmak, plânlı hareket etmek başarının esasıdır.."

"-Saadetle paranın, aşkın, mevkiin, kudretin alâkaları ne nisbettedir?"

"-Herkese göre değişir. Bazısı memuriyeti sever, bazısı serveti sever. Bazısı zengin mevki sahibi olursa mes'ut olur; bazısı aldırmaz.. Şunu ilâve edeyim ki, dalkavuklarda kölelerde saadet olmaz.. Onun için insanları mes'ut etmek için bir memlekette köleliği, dalkavukluğu kaldırmak, hürriyeti getirmek lâzımdır.."

Vakit uzamıştı.. Tekrar görüşmek temennisiyle, Köprülü'yü, kitapları ve hatıralarıyle başbaşa bırakarak veda ettim..

Tıp bilgini, politikacı ve bir bilge: Sadi Irmak

Tuhaftır; büyük edebiyatçı ve fikircilerin çoğu manevî ve sosyal ilimler erbabından değil de müsbet ilim mensubları arasından çıkmıştır. Rıza Tevfik'ler, Mehmet Akif'ler, Ziya Gökalp'ler, Aleksi Karel'ler.. bu noktada akla hemen gelen misaller.. Bizim Sadi Irmak'ı da bu arada saymak yanlış olmasa gerektir. Kendisi hatırı sayılır bir tıpçıdır.. Tıp ilminin 'Ord. Profesörlük' payesine erişmiş, Avrupa üniversitelerinde hocalık etmiştir. Ama bir taraftan politikada oynar ve faal olurken diğer taraftan edebiyat ve fikir âleminin muhtelif köşelerinde bazen elinde bir Zerdüşt'le, bazen Göte ile bazen de bir din kitabı ile cahneye çıkmaktadır. Zihninin, tabiat ilimlerinden gelen müsbet ve mantıkî düşünme disiplinini edebiyata ve san'ata tatbik ettiği anlaşılıyor.. Bir toplantıda müştereken bulunmak, Sadi Irmak'la görüşmek için bir fırsat oldu. Arkadaşları ve içinde bulunduğu gurupla neş'eli neş'eli sohbet ederken kolundan yakaladım:

"-Hocam, dedim, sizi dostlarınızdan ayıracağım. Müsaade rica ediyorum, zira müsaade etmeseler de götürmeye kararlıyım." Sadi Bey şaşkınlıkla bir bana bir de arkadaşlarına bakarak bir şeyler söylemeye çalışırken zarif bir hanımefendi:

"-Yani beyefendiyi kaçıracaksınız, öyle mi?" dedi.

"-Evet, şimdi ben kaçırıyorum.. Biraz sonra da siz kaçırırsınız.. Ama pek çabuk gelmeyin."

Tenha bir köşeye oturduktan sonra maksadımı izah ettim ve: "-Bu hayattan istediğimiz nedir? Esas hedeflerimiz ne olmalıdır? Saadeti nasıl yakalayacağız? İlminiz, irfanınız, tecrübeniz, san'at heyecanınız bana cevap versin" dedim.

Düşünmeden söylemiye başladı; sanki biraz evvel öğrenmiş de söyleyeceklerini hazırlamış gibi:

"-Bu sualle en yakından iki dâhi meşgul olmuştur. Biri Kant. O; şöyle der: (Üzerimde gökkubbe ve kalbimde ahlâk kanunu.), Kant'ın bu anlayışı klâsik olmuştur. Bunun tamamen aksini Niçe, ileri sürdü. Onca saadet, ahlâk kayıtlarına bağlı olmaksızın kesif yaşamak, yani daimî savaş içinde yaşamaktır. Bu savaş, kuvvetlilerin zayıflardan ayrılmasını temin edecek, bu suretle insan neslinden üstün bir yeni tür, yani insanüstü bir nesil doğacaktır. Onca hayatın gayesi budur. Bana gelince saadetin anahtarı, insanı bütün kusurlarıyla birlikte sevmektir.

Sonra bunu tamamlayıcı noktalar da vardır. Evvelâ insanın mizacında kolay kırılmaya, karamsarlığa tabiî bir meyil vardır. Buna karşı savaşmalıdır. Ayrıca, insan birşey yaratınca mes'ut olur. Yaratma için her an tekâmül etmek lâzımdır. Bu da çalışmak ile olur. Bütün bunların üstünde saadet vücut sıhhatinden gelir. Bütün sinirliliklerimizin, bedbahtlıklarımızın arkasında çok defa bir sıhhat ârızası gizlidir. Bunu bulup savaşmak, saadete götürür. Fakat, en mühim husus şudur ki; sevmek, sıhhat ârızalarını giderici unsurların başında gelir. Onun için mevzu dönüp dolaşıp sevmeye gelmektedir.." Sevimli hoca bunları söyledikten sonra nihayet biraz durakladı.. Hazırcevaplığına birden ortaya çıkan bir mevzu hakkındaki bu hazırfikirliliğine şaşmadım desem, yalan söylemiş olurum.. Kafasında müşekkel, kat'î kanaatler taşıyordu demek ki.. Bir filozofun mütereddit insanlar için söylediği şu söz aklıma geldi ister istemez: "-Kanaatı olmayan insan kadar değersiz bir şey yoktur.." Doktorların hocası gayet kesin ve çabuk cevaplar verdikçe benim de sual sormak şevkim ve zevkim canlanıyordu:

"-Başarıya ulaşmak sizce hangi prensiplere bağlıdır?"

Gene hiç tereddütsüz saydı:

"-Evvelâ hedefi vuzuhla çizmek, sonra hedef yolunda yürürken müşkülattan yılmamak; sonra da maddeye esir olmamak.."

"-Madde, insana ne verir ne vermez?"

"-Biraz refah verir. Saadet vermeye kâfi gelmez. Hattâ bunun aksi de olabilir; genç yaşlarda büyük refah mücadele azmini kırarak zararlı olabilir. Yaşla paralel yürüyen bir refah iyidir."

Konuşmanın tam burasında deminki hanım göründü..

"-Hocam, dedim, şimdilik bu kadarlık kâfi, anlaşılıyor sizi elimizden alacaklar. İnşaallah gene görüşürüz."

Ve açık ve hazır fikirli profesörü arkadaşlarına teslim ettik. Haa! bir şeyi unuttum. Sevgiye dâir bir suâle verdiği cevabı..

Onu da ilâve edeyim ki bir eksik kalmasın!..

-Her çeşit sevgi her çeşit aşk, insanı iyiliğe ve sıhhate götürür mü? sorusuna;

-Normal insanın aşkı dâima sıhhate götürür.

-Yâ tek taraflı aşka ne dersiniz?

-O bile sıhhat ve saâdet getiricidir.

*

Mâlumdur ki Sadi Irmak bir fizyoloji profesörüdür.. Alman üniversitelerinde hocalık yapmıştır.. Ayrıca bakanlık ve başbakanlık makamlarına kadar yükselmiş bir devlet adamıdır. Tababetle siyaseti ve kamu hizmetini birleştirmiş bir kişi olarak (sözlerini) değerendirmek lâzım mıdır, değil midir?

Buna da herkes kendisi karar versin!..




Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 

Osman Akkuşak
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED