T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Afganistan'ın keşfi

Afganistan'ı elde etmek suretiyle sahip olacakları gücü keşfeden bölgedeki ve batılı ülkeler buraya mutlaka sahip olmak istediler. Çünkü Afganistan'a sahip olmak demek, doğuda Çin, kuzeyde Rusya ve Orta Asya Türk cumhuriyetleri, batıda İran ve Orta Doğu, güneyde ise Hindistan ve Hint Okyonusu'nu kontrol edebilmek demekti...

9 Kasım 1989'da yüzyılımız sona erdi. Berlin Duvarı'nın yıkılması, yalnızca Soğuk Savaş'ın değil, 28 Haziran 1914'de Avusturya Arşidükü Francois Ferdinand'ın suikast neticesinde yaşamını kaybetmesiyle başlayan küresel çatışma döneminin de sonuçlandığını ilan ediyordu. 20. yüzyılın tamamlanmasıyla birlikte, 21. yüzyılın hayalini ayrıt etmek için yoğun bir gayret içindeyken; 11 Eylül 2001 günü Amerika'da Pentagon'a ve Dünya Ticaret Merkezi'ne yapılan saldırılar yeni yüzyılımızı puslu bir şafağın ardına erteledi. Hiçbir yüzyılın, terk ettiğimiz yüzyıl kadar kanlı olmadığını düşünürken; Amerika'ya yapılan saldırı başladığımız yüzyılın nasıl geçeceğinin haberini vermekteydi. Saldırılar, ekonomik, artistik ve moral gelişimindeki özgün bir dönemin hayalini paramparça etti.

Geçen yüzyıl da İslam coğrafyasına ait bir bölgeyle; Bosna-Hersek'le gündeme oturmuştu. Bu yüzyılda da değişmeyen bir kader olarak karşımızda durmaktadır. İşte ilk sorunsal bölge Afganistan'ın kısa serüveni...

Afganistan Orta Asya'nın güneyinde bir kara ülkesidir. Yüzölçümü 653.000 km2 olan Afganistan'ın başkenti Kabil'dir. Kuzeydoğu ucunda ülkeyi Çin Halk Cumhuriyetiyle birleştiren 240 kilometrelik Vahan koridoru ile birlikte doğu-batı yönünde yaklaşık 1280 km, kuzey güney yönünde ise yaklaşık 970 km uzunluğundadır.

Hindikuş dağları ülkeyi kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayırır. Topografi, ulusal etnik ve dilsel yerleşme dokuları yada tarih bakımında bu bölgeyi farklı alt bölgelere ayırır:

Kuzey Afganistan'ın doğusunda Bedehşan-Vahan batısında Belh-Meymene bölgesi vardır. Dağlar ve yüksek yaylalarla kaplı doğuda Tacikler, daha alçak ve ovalık batıda Türkmenler ve Özbekler çoğunluğu oluşturur.

Güney Afganistan'da ise Kabil, Kandehar, Herat ve Hazaracat olmak üzere dört alt bölgeye ayrılır:

Birinci Bölge (Kabil): Kabil suyunun suladığı alanlarda ülkenin doğu yaylasını içine alır. Bu bölgede daha çok Peştular (eski Pathanlar), Tacikler ve Nuristanlılar yaşar.

İkinci Bölge (Kandehar): Güneydeki seyrek nüfuslu bölgeyi kaplar. Burada yaşayanların çoğu Peştuların Dürrani kollarındandır; az sayıda Belluci ve Brahoda vardır.

Üçüncü Bölge (Herat): Ya da batı Afganistan da denebilir. Bu bölgede Tacikler, Peştular ve Aymaklar birarada yaşar.

Dördüncü Bölge (Hazaracat): Ülkenin orta kesimidir. Öbür kesimlerle çok az bağlantısı vardır.

Kentsel yerleşme

Kentsel yerleşmelerin çoğu, bir çember çizerek tüm ülkeyi dolaşan ana karayolu çevresinde gelişmiştir. Kabil'den çıkan bu yol güney batıda Kandahar'da geçer ve kuzey batıda Mezar-ı Şerife yöneldikten sonra yeniden güneye dönerek Kabil'e ulaşır.

Başkent Kabil, Hindikuş dağlarının güneyinde hem Hindistan yarı kıtası ile Asya, hem de Ortadoğu ile Uzakdoğu arasındaki ticaret yolarının kavşağındadır. Kent, Kabil suyunun iki yakasında 135 km2'lik bir alana yayılır. Nüfusu iki milyona yakındır. İktisadi ve Kültürel etkinlik merkezidir. İşgale kadar olan süreç içinde geniş caddeler ve kalabalık pazarlarıyla gelişmekteydi.

Beş bin yıllık kültür mirası

Afganistan beş bin yılı aşkın zengin bir kültür mirası vardır. Afganistan güzel sanatların doruğuna Gazneli Mahmut (971-1030) döneminde ulaşmış, bu dönemde Gazne kenti Bağdat'la yarışır olmuştur. Timurlar döneminde de (15. yy ) Herat gibi merkezlerde benzer bir yükseliş görülmüştür. El sanat ürünleri arasında Afgan halıları ve bakır işlemeleri meşhurdur.

Stratejik konumda veya yolların kesişme noktasında yer almak gelişmişlik çizginize göre avantaj ve dezavantaj oluşturur. Afganistan'ın stratejik konumuna bakmak için üzerinde kurulmuş devletlerin yayılma alanına bakmak yeterlidir.

Dikkatler Afganistan'da

18 yüzyılın ikinci yarısında Ahmet Şah Durrani'nin Afganistan'da kurduğu yönetim egemenliğini Meşhed'den Keşmir ve Delhi'ye, Ceyhun'dan Umman Denizine kadar yaydı. Afganistan, Osmanlılardan sonra en büyük İslâm Devleti oldu. Afganistan'a sahip olacak güç; doğuda Çin Halk Cumhuriyeti, kuzeyde Rusya ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, batıda İran ve Orta Doğu ve güneyde Hindistan ve Hint Okyanusu'nu kontrol edebilecekti. Ayrıca tarihin ilk dönemlerinden itibaren Merkezi Asya ve Hint Yarımadası'nda var olmak isteyen imparatorluklar veya devletler Afganistan'ı mutlaka elde tutmak istediler. Bunlara örnek vermek gerekirse:

İ. Ö. 6.yy'da Pers (Ahameniş), 4 yy da Büyük İskender İmparatorluğu.

İ. S. 2 yy'da Hint, 3 yy'da Sasani, 10 yy'da Gazneliler, 12 yy'da Cengiz Han, 14'yy da Timur ve 15. yy'da Babür Şah İmparatorluğu ve ardından Safeviler. Afganistan 200 yıl boyunca doğuda Babür devleti ve batıda Safevilerin bir parçası oldu.

18 yy'da Hindistan'ın Britanya İmparatorluğu tarafından işgal edilmesiyle; Rusya ve Fransa'nın dikkatleri Afganistan üzerine yönelmiştir.

İngiliz-Afgan savaşları

İngiliz SAS komandolarının Afganistan'a ulaşan ilk birlik olmamasına şaşırmamak gerekir. Afganistan, bölge ve batılı devletler tarafından Orta Asya ve Hint Yarımadası hakimiyeti için önemli oldu.

19 yy'da Çarlık Rusya'sı ile Britanya İmparatorluğu arasında oynanan büyük oyunda Afganistan, en önemli domino taşlarından biriydi. Rusya, Orta Asya hanlıklarını birer birer işgal ederek sınırlarını güneye doğru genişletirken, Hindistan'daki İngiliz işgal kuvvetleri her geçen gün biraz daha kuzeye doğru ilerlemekteydi. Bunun sonucu 19 yy'ın iki süper devleti Afganistan'da karşı karşıya geldiler. Hindistan'daki İngiliz işgal kuvvetleri üç kez Afganistan'ı işgal etmişler. Afgan savaşları olarak da bilinir. Afganistan'ı denetim altına almayı ve Rusya'nın bu ülke üzerindeki nüfuzuna son vermeyi amaçlayan İngiltere ile Afganistan arasındaki üç savaş yapılmıştır (1839-42; 1878-80; 1919).

Her üç savaşta da Hindistan'ı üs olarak kullanan İngilizler ilk savaşın sonunda Afganistan'ı istila etmenin kolay ama elde tutmanın zor olduğunu gördüler. İkinci savaşı ise çok ağır kayıplar vererek kazanabildiler. Savaşı izleyen dönemde Afganistan'ı sürekli olarak işgal altında tutamadılarsa da, ülkenin dış ilişkilerinde tam bir denetim kurdular. Çarlık Rusya'sı ile Britanya İmparatorluğu Asya'da birbirlerine karşı yıllardır sürdürdükleri mücadeleden sonra Afganistan konusunda bir karara vardılar (1907). Moskova ve Londra Afganistan'ı işgal veya ilhak etmek yerine, stratejik önem taşıyan bu ülkeyi bir tampon olarak kullanmaya karar verdiler. 1917 Bolşevik devriminden sonra İngilizlerle yapılan antlaşma bozuldu. İngilizler 1919'da Afganistan'a saldırdılar çıkan üçüncü savaş Afganistan'ın aynı yıl bağımsızlığını kazanmasıyla sonuçlandı.

Bağımsızlık önderleri

1917 Bolşevik devriminden sonra Rusya kendisine tabi olan halklara, gerekirse "ayrılma" dahil olmak üzere "kendi kaderini tayin" hakkı verileceğini söylemişlerdi. Lenin ve Stalin bir taraftan özgürlük ve demokrasi vaat ederken, öte yandan Orta Asya'da bağımsızlık isteyen gruplara karşı soykırıma kadar varan bir kampanya yürütüyordu.

Ekim 1917 devriminden sonra bağımsızlıklarını ilan eden Hiva ve Buhara Hanlıkları 1920 de Rusya tarafından kanlı bir şekilde işgal edildi ve bağımsızlıkları sona erdirildi. Bunun sonucu Orta Asya'da yaşayan Türkler "Basmacı" adıyla anılan bir bağımsızlık hareketi başlattı. Türkmenistan'da Basmacıların en ünlü lideri Cüneyt Han ve Özbekistan da ise İbrahim Lakay'dı. Rusya uzun süre Cüneyt Han ve İbrahim Lakay'a karşı mücadele etti. Unutmamak gerekir ki Enver Paşa da Orta Asya'da Rusya'ya karşı başlayan bağımsızlık hareketine katılmış ve Basmacı çetelerini yeniden örgütleyerek Buhara ve Fergana'da bağımsızlık savaşını tekrar başlattı.

Lakay Afganistan'dan sürüldü

1922'de Enver Paşa Kızıl Ordu birlikleriyle çarpışırken Türkistan'da Fergana vadisinde Belcivan yakınlarında öldü ve Çegan tepesinde gömüldü. İbrahim Lakay'da ani baskınlarla sürekli Kızıl Ordu'ya kayıplar verdirdi. Kızıl Ordu, 1930 Haziranında İbrahim Lakay'ı Afganistan sınırını 65 km geçerek takip etti. Fakat yakalayamadı. İşgalden korkan Afgan yönetimi İbrahim Lakay'a baskı yaparak Afganistan'dan çıkarıp Orta Asya'ya sürdü.

İbrahim Lakay kısa surede Kızıl Ordu tarafından yakalanarak idam edildi. İsyanlar bastırıldıktan sonra Cüneyt Han önce İran'a oradan Afganistan'a geçerek bağımsızlık mücadelesini 1938'de ölene kadar sürdürdü. Türkiye Atatürk zamanında Afganistan'a öğretmen ve subaylar göndermişti. 1950'li yıllara kadar Afganistan'da çalışan bu elemanlar, bu ülkede birçok eğitim kurumların gelişmesinde önemli rol oynamışlardır.

LENİN'İN AFGANİSTAN PLANI

Lenin'e göre Rusya'nın en büyük rakibi ve düşmanı İngiltere idi. Bu nedenle İngiliz kolonilerinde, özellikle de Hindistan'da halkı sömürgecilere karşı kışkırtarak Britanya İmparatorluğunu zayıflatmak istiyorlardı.

Orta Asya'daki iç savaş sona erdirildikten sonra Lenin Afganistan'la ilgilenmeye başladı. İki nedenden dolayı Afganistan'la ilgilenmişti.

Lenin, İngiltere'nin Rusya'yı işgal etmek veya yeni kurulan Bolşevik rejimini devirmek için Afganistan'ı bir güzergâh olarak kullanacağından korkuyordu. Bu nedenle de İngilizleri Afganistan'dan tamamen uzaklaştırması gerekiyordu. Lenin Afganistan'ı, Hint halkını İngiltere'ye karşı kışkırtabileceği bir sıçrama tahtası olarak görüyordu. Böylece, Hint yarımadasında bir proleter devrim gerçekleştirerek İngiltere'yi buradan tamamen silmeyi umuyordu. Böylece Hindistan SSCB ile stratejik bir ilişki biçimine kavuşmuş olacak ve Çarlık Rusya'sında başlayan Okyanusa sıcak denizlere inme hayali gerçekleşmiş olacaktı.

Lenin'in umduğu gibi Hindistan hemen olmasa bile, 1947'de bağımsızlığına kavuştu.


Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4 |

 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu



Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED