|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Mandela'nın evinin önüne vardığımızda, bardaktan boşanırcasına müthiş bir yağmur başlıyor. Yağmur yağınca daha güzel oluyor zenciler... Asfaltlara dökülüp kendi filmlerini oynuyor siyahi kadınlar ve inci dişleriyle çocuklar. Mandela ve Tutu'nun çocukluklarının geçtiği, kederli isyan şarkılarını paylaştıkları Wilakazi Caddesi'nde, hayatını roman gibi yaşayacak kadar güzel duruyor sanki bütün zenciler.
Yıllar önce, "Ümit Burnu Seyahatnamesi"ni okurken, bir gün dünyanın bu uzak coğrafyasına gelmeyi aklımın ucundan bile geçirmezdim. Bir hafta önce, Gazeteciler Yazarlar Vakfı'nın davetlisi olarak valizlerimi toplayıp elimde yine "Ümit Burnu Seyahatnamesi"yle Afrika'nın taa ucuna Johannesburg'a uçuverdim işte... Johannesburg Havaalanı'na indiğimde karmaşık duygular içindeydim. Kafamın bir tarafında, bu "kara coğrafya"nın yüzyıllardır yaşadığı acılar, bir tarafında ise yeni "Gökkuşağı ulusu"nun özgürlük rüyası canlanıyor. Ve Güney Afrika'da özgürlüğün simgesi efsane lider Nelson Mandela... Artık resmi olarak emekliye ayrılan Mandela, Güney Afrika'nın önünde bir efsane olarak durmaya devam ediyor. Çünkü o, bir ulusun kaderini değiştirdi, siyahlara özgürlüğün tadını öğretti. Yeni "Gökkuşağı ulusu"nun ülkesi Güney Afrika'da artık ırkların karıştığını, siyah, beyaz, Hintli, Malaylı ve melez çocukların birlikte aynı okullarda oynadığını görmek mümkün. 90'ların başında doğan bugünün gençleri, ülkeye büyük acılar yaşatan apartheid rejiminden habersiz büyüyorlar. Değişim henüz daha çok yeni. Mandela'nın ırkçı rejimi devirmesinin üzerinden sadece 10 yıl geçti. Renklerin karışımı mümkün mü? Güney Afrika'ya gelip de, Mandela efsanesinin izlerini görmemek mümkün değil. Gittiğiniz her yerde, Mandela'nın fotoğraflarını, üzerinde resmi bulunan hediyelik eşyaları, tişörtleri ve özel Madiba gömleklerini bulabilirsiniz. Güney Afrika'da günlük hayatı biraz daha yakından tanıyınca, renklerin karışımının o kadar da kolay olmadığını görüyoruz. Hâlâ sokaklarda, mahallelerde, okullarda, ofislerde herkes dostunu kendi rengine göre seçiyor. Şimdilik, gökkuşağında olduğu gibi ırklar yanyana, karışmadan ama birbirlerini de rahatsız etmeden birlikte yaşamayı öğreniyorlar. Kısacası, ırklar arasında derinlerde yatan tansiyonun kaybolduğunu söylemek henüz erken. Nitekim, belirtildiğine göre, beyazlar "2050 yılına kadar siyahların yarısı AIDS'ten ölecek ve biz yine iktidar olacağız" diyerek kendi aralarında gizliden gizliye başka bir umudu dillendiriyorlarmış. Soweto'da zenci baharı 2,5-3 milyon siyahın yaşadığı Soweto'dayız. Burası, apartheid rejiminin en acımasız olduğu dönemlerde zenci ayaklanmalarının en yoğun yaşandığı bölgelerden birisi. 1976 yılında öldürülen ilk siyahi öğrenci Hector Peterson adına dikilmiş bir anıt ve müze de burada bulunuyor. Mandela'nın evinin önüne vardığımızda, bardaktan boşanırcasına müthiş bir yağmur başlıyor. Yağmur yağınca daha güzel oluyor zenciler... Asfaltlara dökülüp kendi filmlerini oynuyor siyahi kadınlar ve inci dişleriyle çocuklar. Mandela ve Tutu'nun çocukluklarının geçtiği, kederli isyan şarkılarını paylaştıkları Wilakazi Caddesi'nde, hayatını roman gibi yaşayacak kadar güzel duruyor sanki bütün zenciler. SAFARİDE renklerin dansı Güney Afrika'ya ayak bastığınız andan itibaren, "safari" tutkusu sizi de alıp doğanın o gizemli rüyasının içine çekiverir. Bu kıtaya gelip de "safari"ye çıkmadan dönmek elbette olmaz. Ve çok geçmeden, vahşi hayvanların ve doğal hayatın cazibesine kapılıverirsiniz. Vahşi hayvanları doğal ortamında izlemek, fotoğraf çekmek, doğanın sesini dinlemek, kokusunu doyasıya içinize çekmek... Safarinin belki de en güzel yanı, Afrika bozkırlarında güneşin batışını seyretmek, başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz o muhteşem gökyüzünde renklerin dansını izlemektir. Johannesburg'taki milli parkta safari arabasıyla akşama doğru yola koyuluyoruz. Amaç, vahşi hayvanları daha yakından tanımak. Hepsini görebilmek tamamen şansa kalmış. Her nekadar bu, naylon bir safari olsa da, yine de payımıza arslanlar, gergedanlar, yaban öküzleri, zebralar, zürafalar ve ceylanlar düşüyor. En çok da zebralar ve zürafalar estetik kelimesine çok yakışıyorlar.
YÜKSEL UZEL:
Johannesburg'da, bir zamanlar Türk Sanat Müziği'nin önemli isimlerinden birisi olan Yüksel Uzel'in evindeyiz. Yüksel Uzel, kendi deyimiyle müzik dünyasından "ricat" ettikten sonra Güney Afrika'nın Johannesburg kentine yerleşmiş. 5 yıldır burada yaşıyor. 5 dönümlük bir arazi üzerine kurulmuş muhteşem bir evi var. Güllerin krizantemlerin, oya ağaçlarının ve rengarenk çiçeklerin süslediği bahçesi adeta bir botanik bahçesini andırıyor. Bahçeye bakan geniş salonda, bize börekler, pastalar, çaylar ve meyve suları ikram ediyor. Bir taraftan böreklerimizi yerken, bir taraftan da Türkiye hasretinden ve Güney Afrika'dan sözediyoruz. Zamanımız kısa, acelemiz var. Yüksel Hanım'a, dünyanın bu uzak coğrafyasına niçin yerleştiğini, bu kadar uzaklara gitmenin bir küskünlük sonucu olup olmadığını soruyoruz. "Buraya küserek gelmedim" diyerek başlıyor Yüksel Hanım sözlerine. "Türkiye benim ülkem, benim insanlarım. Burada kafamı dinliyorum. Üç beyin kanaması geçirdim. Bu yüzden hayatımı önemsiyorum. Kısacası 'müzikten ricat' ettim. Üstelik burası dünyanın 'saklı bahçesi' burada çok huzurluyum" diyor. Belli ki müzik, en azından icra anlamında şimdilerde Yüksel Hanım için çok uzaklarda... Sadece müzik dinliyor o kadar. Müziğe hiç ihanet etmediğini belirten Uzel, bu saatten sonra piyasanın eline düşmek istemediğini söylüyor. Bir dönem, basında Semra Özal'ın "papatyası" olarak tanımlanan Yüksel Uzel'le politika konuşmadan olmazdı elbette. Ve biz de aynen öyle yapıyoruz, Yüksel Hanım'a Türkiye'ye ve siyasal iktidara ilişkin sorular soruyoruz. Uzun uzun, Başbakan Tayyip Erdoğan'ı çok beğendiğini ve Türkiye'nin önünün açık olduğunu anlatıyor. Hatta sohbetin bir bölümünde, 17 Aralık sonrasında komşularının kendisine gelerek Erdoğan için, "Helal olsun oğlana, bütün Avrupa Birliği sırtını sıvazladı" şeklindeki sözlerini aktarıyor. Başbakan Erdoğan'ın şubat sonunda gerçekleştireceği Güney Afrika ziyareti sırasında kendisiyle görüşüp görüşmeyeceğini sorduğumuzda ise, adeta gözlerinin içi parlıyor ve, "Tayyip Bey'i evimde ağırlamaktan onur duyarım" diyor.
2. Bölüm: 'Zalim dağ'ın eteğindeki dünya incisi Cape Town
|
|
|
|
|
|
|