|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İstanbul-Ahıska Türkleri ismi Türkiye'de daha çok 1989'da Özbekistan'da çıkan olaylar nedeniyle duyuldu. O günlerde Ahıskalılardan Mesket Türkleri olarak sözedildi. Bu topluluğun 1944'de Stalin tarafından Gürcistan'dan topluca sürgün edildikleri ortaya çıktı. Şimdi Gürcistan sınırları içinde olan Ahıska, 1828'de Osmanlı ve Rusya arasında imzalanan bir antlaşmayla Ruslarda kalıyor. Kırım Savaşı'nda Ahıskalılar Osmanlı'nın yanında yer alıyorlar. 93 Harbi'nde Ahıska'dan Anadolu'ya göçler başlıyor. Birinci Cihan Harbi sona erince Ahıskalılar Kars Milli Şurası'na dahil oluyorlar. 1921'de Ankara Hükümeti ile Gürcistan arasında yapılan bir anlaşma ile Batum'un yanısıra Ahıska Gürcülere bırakılıyor. Güney Kafkasya'da Sovyet yönetimi hakim olunca Ahıska ile Türkiye'nin ilişkisi tümüyle kesiliyor. 1930'larda Ahıska'dan Türkiye'ye gizli göçler başlıyor. İkinci Cihan Harbi'nde Stalin Ahıska'nın eli silah tutan gençlerini Almanlara karşı savaşa sürerken geride kalan analarını babalarını, eşlerini ve çocuklarını 1944 yılında, bir gece yarısı hayvan taşınan yük vagonlarına doldurarak kanlı bir yolculuğa çıkardı. "Kısa sürede geri döneceksiniz, yanınıza hiçbir şey almayın" denilen 70-80 bin civarındaki Ahıskalı kara kışta ölüm trenine dönen bir yolculuğa çıkarıldılar. Hastalıktan, açlıktan, havasızlıktan çoğu çocuk ve yaşlı olmak üzere 14 bin ile 20 bin arasında Ahıskalı vagonlarda can verdi. Ölüler Sovyet askerleri tarafından karlı arazilere, boş çukurlara atılarak kurda kuşa yem edildi. Ruslar, "Sovyet Hükümeti'nin Türkiye ile savaşma ihtimali var. Siz bu savaşta Türkiye'den yana tavır korsunuz. Bu nedenle sizi geçici olarak sürgün ediyoruz" şeklinde bir gerekçe öne sürerler. Ahıskalılar Kazakistan, Kırgızıstan, Özbekistan'a dağıtıldılar. Stalin'in savaşa gönderdiği 40 bine yakın Ahıskalı'dan geride kalan 15 bin kadarı yurtlarına kahramanlık madalyalarıyla döndüklerinde boş ve harap olmuş evlerle karşılaştılar. Sosyalist Sovyet lideri Stalin'in vefasızlığı karşısında şaşkına dönen Ahıskalılar madalyalarını parçalayarak, aielerini bulabilmek için aylarca, yıllarca oradan oraya koşturdular. Stalin'in sudan gerekçelerle toplu sürgüne maruz bıraktığı müslüman halklar daha sonra yurtlarına dönebildikleri halde sadece Ahıskalılar bu haklarından mahrum edildi. Garip Türk ölüm treninde doğdu Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz'un verdiği bilgilere göre, Ahıskalıların bir kısmı 1959'da başta Azerbaycan olmak üzere çeşitli bölgelere göç ediyorlar. 1989'da Özbekistan'ın Fergana Vadisi'nde bir kırıma daha uğruyor Ahıskalılar. Sebebi tam olarak anlaşılmayan olaylarda yüze yakın insan hayatını kaybediyor. Özbek kisveli katiller çoluk çocuk demeden Ahıskalıları buldukları yerde öldürüyorlar, evlerini yakıp yıkıyorlar. Bir üçüncü göç dalgası böylece başlıyor. Ahıskalılar Azerbaycan, Ukrayna ve Rusya'ya dağılıyorlar. 1990'ların başında Türkiye'ye gidişler başlıyor. Geçenlerde Bakü'de yapılan Ahıskalılar Kurultayı'nın organizatörlerinden Ahıskalılar Vakfı Başkanı Mehmet Oğuz, çeşitli ülkelerde olmak üzere 350-400 bin arasında Ahıskalı göçmen yaşadığını kaydederek, "Benim dedelerim 93 Harbi'nde Türkiye'ye gelmişler. Bir kısmı Erzurum, Erzincan ve Çorum'a dağılmışlar. Çoğunu tanımıyorum. Ahıskalılar Vakfı olarak kaybolmuş akrabaları buluşturmaya çalışıyoruz. Her yıl 1944'deki Ölüm Sürgünü'nü anıyoruz. İlki 1944'de olmak üzere üç sürgün yaşadı insanlarımız. Aileler parçalandı. Birbirini göremeyen kardeşler var" diyor. 1944'deki ölüm treninin her Ahıskalı'nın kalbinde derin yaralar açtığını ifade eden Oğuz şöyle devam ediyor: "Her Ahıskalı aile mutlaka bu yolculukta akrabasını, hısımını kaybetmiştir. Hiçbir suçları olmayan masum ve günahsız yaşlılar, kadınlar, sabiler insanlık dışı bir şekilde yurtlarından sökülüp atıldı. Hayvanlar ahırlarda, ekmekler sacın üzerinde kalmış, insanlar bir gece vakti, ne olduğunu bile anlamadan, nereye gittiklerini dahi bilemeden bir meçhule doğru yola çıkarılmışlardır. Aynı aileden gelin bir tarafta, anne baba bir tarafta, çocuklar bir tarafta olmak üzere ayrı vagonlara dağıtılarak götürülmüşlerdir. Affedersiniz, nice gelinler, kızlar, büyüklerinin yanında gaz sıkıntısı çekmişler, utançlarından kendilerini sıkmak suretiyle bağırsak düğümlenmesinden ölüp gitmişlerdir. Kapıları pencereleri kapalı hayvan vagonlarında insanlar ölüme terkedilmişlerdir. Vagonlar üç günde bir, kısa aralıklarla açılmış, ancak o zaman insanlar, Orta Asya'nın dondurucu soğuğunda gri bir gökyüzü görebilmişler. Hacet gidermek için trenden uzaklaşan kadınlar, ya askerlerin açtığı ateş sonucu öldürülmüşler ya da kasıtlı olarak terkedilmişlerdir. Ölüm Treni'nde bir kadının doğum sancısı tutuyor, erkekler ceketlerini veriyor, kadınlar sırt sırta veriyor. Kadın ölüyor, doğan erkek çocuğuna Garip Türk adını veriyorlar. Bu çocuk şimdi 60 yaşında ve Kırgızistan'da yaşıyor. Stalin'in ölüm treninde 17 bin ile 20 bin arasında Ahıskalı can verdi. Bu katliam değildir de nedir?" "6 ay dediler 60 yıl oldu"
"Her yanımızı askerler sardı" Halen Azerbaycan'da yaşayan Hasanoğlu sürgün günlerini şöyle anlatıyor: "10 yaşındaydım. Babam Hasan Yusufoğlu II. Dünya Harbi'nde Almanlara karşı savaşmak için askere gitti. Kolhoz'un kararıyla mektebi bırakıp çalışmaya başladım. 17 yaşı ve üzeriler savaşa gittiklerinden köyde sadece yaşlılar, kadınlar ve çocuklar vardı. Ondan evvel, eli kalem tutan ne kadar aydın varsa, mallarını müsadere ettiler, bir kısmını kurşuna dizdiler, bir kısmını Sibirya'ya sürdüler. 1944'ün Ekim ayıydı. Ayın onbeşi falandı. Angur'un dışındaki köylerden insanları toplayıp taze demiryoluna getirdiler, yük vagonlarına doldurdular. Bizim mekteplere, istasyona askerleri yerleştirdiler. Belediye binasını karargah kıldılar. Gece sabaha doğru dört tarafımızdan makineli tüfekleriyle askerler çevirdiler. İkide bir ateş ediyorlar, kimse kaçmasın diye. Gece bizi topladılar okullara doldurdular. "Sovyet hükümetinin Türkiye ile harp etme ihtimali vardır. Sizi 6 aylığına sürgüne göndereceğiz, sonra geri geleceksiniz" dediler. 5 saat mühlet verdiler. Sonra her eve tüfenkli iki asker saldılar. Toplayıp toplayıp koyuyorlar vagonlara. Saat dokuzda eve geldim, herkes ağlaşıyor. Eşyalarımızı topladık. Annem Azimet Hanım ve yedi kardeşiz. En büyük abim 14 yaşında. Ben üçüncü çocuk, 12 yaşındayım. Diğerleri daha küçük. Süngülerle dürte dürte götürdüler." 56 TREN AHISKALILARI TAŞIDI Nurettin Sasiyev, hiç unutamadığı ölüm vagonlarını ise şöyle dile getiriyor: "Vagonların kapılarını pencerelerini bağladılar. Ne su ne tuvalet var. Abimle birlikte döşemeyi deldik. Üstünü tahtayla kapattık. Gece saat 3.17'de vagon hareket edince bir ağlayış başladı. Anam o zaman saati sordu, dediler '3'ü 17 işledi', bunu hiç unutmadım. Bir trende 96 vagon var. Bizim vagonda 7 aile, diğerlerinde 14-15 aile. 57 tren işlemiş. Bir tahta üzerinde onbir kişi yatardık. Biri çevrilmek istese onbirimiz birden çevrilirdik. Hava korkunç soğuk. Nere gidiyoruz, bilmiyoruz. Tiflis'te durduk, lokomotifi değiştirmişler. Üçüncü gün Bakü'ye geldik. Kapıları açıp adam başı 300 gram ekmek, ne olduğu belli olmayan sulu bir yemek verdiler. Sonra Astragan'da durduk. Pencereler açıldı, kapılar serbest edildi bir müddet. Tir tir titriyoruz. 28. günde Taşkent'e geldik. Bizi Taşkent vilayetine dağıttılar. Ailemi Stalin kolhozuna verdiler. 2 yıl orada pamuk işledik. Sonra Alimkent'e yerleştirdiler. Biz gidende Ruslar, ahaliye, "Kafkasya'dan adam yiyenler geldiler, kapınızı bacanını kapatın" demişler. Birinci gün kimseyi görmedik. Sonra anladılar adam yiyen canavarlar olmadığımızı. Babamdan en son sürgünden önceki Mayıs ayında mektup aldık. Babam, "Ukrayna'da Alman'ı telef ediyoruz. Sağ ve selamet içindeyiz bilesiniz" diyordu. Hepsi bu. Sonra haber almadık. 12 yıl babamı aradık, bulamadık, ne ölüsünü ne dirisini. Harpten dönenler ailelerinin sürgün edildiğini öğrenince neye uğradıklarını şaşırdılar, madalyalarını söküp attılar. 1956'da Korkutgillerin Kahraman'a Azerbaycan'da rastgeldik. Sürgünde askerdeydi. Bulamamış ailesini. "Sen ne arıyorsun burada, ailen Semerkant'ta" deyince sevinçten ağladı, sarıldı bize. Gitti ailesini buldu. 12 yıl bir yerden bir yere gitmemiz yasaktı.1956'da bir kanun çıktığı için ailem Azerbaycan'a geldi. Değiş tokuş yapıldı, kanun izin veriyordu. Bakü'den bir aile Fergana'ya, biz Baküye yerleştik. Üç amcam 1934'de Türkiye'ye kaçtı. Çocukları Eleşkirt, İstanbul, İnegöl, Ankara ve Konyada yaşıyor, soyadları Yıldırım. 1944'de Stalin, bizi öz toprağımızdan söküp attı. 1989'da Fergana'da evlere mendil bağladılar. Hangi ev mendilsiz Ahıskalı evidir. Yaktılar, yıktılar. KAMALOVA: BİZİ TAHIL GİBİ SERPTİLER
KONYALI: HASTALIK KOL GEZİYORDU
|
|
|
|
|
|
|