T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Subaylar idam istiyordu

Yassıada'ya giden 200'den fazla subay İhtilal Mahkeme'sinin verdiği kararları yeterli bulmayarak daha çok ölüm cezası verilmesini istiyorlardı.

İdama mahkum edilen Demokrat Parti mensuplarının Yassıada'dan İmralı'ya getirilmelerinden hemen sonra, ikiyüzden fazla subay kararları şiddetle eleştirerek, daha çok ölüm cezasının verilmesini istemekteydiler.

İmralı'ya nereden geldiği belli olmayan kızgın subaylar, Ada Kumandanı Tarık Güryay'ı sabırsızlık içerisinde bekliyorlardı.

Bu durum karşısında hayli telaşlanan İrtibat Bürosu Başkanı Kurmay Albay Namık Kemal Ersun derhal Yassıada'yı arayarak, Tarık Güryay'a İmralı'ya gitmesini emretmişti. Aldığı emir üzerine saat 23.00'te İmralı'ya ulaşan Ada Kumandanı Güryay, oradaki gelişmeleri şöyle anlatmakta:

Ada komutanı anlatıyor

"İmralı'ya yanaşınca, rıhtımı dolduran büyük subay kalabalığının orada olduğunu görmenin hayretine düştüm. Adada ikiyüzden fazla subay vardı. Kimlerdi bunlar? Nerelerden nasıl, niçin gelmişlerdi? Bana uzanan her eli sıka sıka yürüyerek salona ulaştım. Kimler olduklarını, benimle niçin görüşmek istediklerini sordum. İçeriye sekiz subay girdi, evvela omuzlarına baktım:

"Rütbeleri en yüksek olanlar binbaşı idiler." Üçü yüzbaşı, geri kalanı da üsteğmen. İçlerinden ileriye çıkan bir subay: "Kumandanım dedi, bizim öğrendiğimize göre Milli Birlik Komitesi, Yüksek Adalet Divanı'nın verdiği idam hükümlerini tasdik etmeyerek, müebbed hapisliğe çevirecekmiş! Bu ne demek? Suçluları asmaktan korkuları varsa, şayet duyduklarımız doğruysa, onların yerine getirmekten korktukları kararı, burada biz infaz edeceğiz!"

Durum son derece önemliydi: Onlar, İmralı Adası'na kolayca hakim olabilecek kadar kalabalıktılar! Biraz sonra, avluda toplanmış olan subayların ortasına çıktım:

"Arkadaşlar" dedim.

"Milli Birlik Komitesi, bu konuda itirazı gerektirecek bir karara varırsa, onun karşısına dikilmek, hiç şüphesiz bizlere değil, rütbeleri bizimkilerden büyük olan ağabeylerimize düşer." Bunları söyledikten sonra içeriye girdim. Dışarıda, anlaşılmaz konuşmalar duyuluyordu. Demek bu sözlerim kendilerine ve gerçeklere uygun düşmüş olmalı ki, en ufak bir teşebbüse yeltenmediler. Ama bana gücendiklerini de anladım. Kendi kendime, "Ne iyi etmişim de İmralı'ya gelmişim!" diyordum.

Gitmeseymişim ihtilalin defteri, belki de üç idamı mumla aratacak bir müthiş kanlı faciayla kapanacaktı!"

Ada Kumandanı Tarık Güryay'ın ifadelerinden anlaşıldığı gibi, idamların infazı, önü arkası kesilmeyen şiddetli baskıların neticesinde gerçekleşmişti. Milli Birlik Komitesi içerisindeki dört subayın, Ankara'da Silahlı Kuvvetler Birliği'nin baskılarıyla ölüm cezalarının infazı doğrultusunda karar verdikleri bilinmektedir. Bu durum çerçevesinde hukuktan, adaletten bahsetmek söz konusu olamaz.

Bayar'ın hükmü idamdan müebbete

Milli Birlik Komitesi tarafından son anda değiştirilen karar neticesinde, III. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın idam hükmü müebbed hapis cezasına çevrilmişti. Ceza hukukuna göre 65 yaşın üzerindekiler infaz olunamayacağı için, Refik Koraltan da affa uğrayanlar arasına girmiş oluyordu.

Bu affın asıl sebebinin insani/hukuki kaygılar olmayıp ihtilalci Milli Birlik Komitesi'nin kamuoyu tepkisinden çekinmesi olduğu bilinmektedir. Ada Kumandanı Tarık Güryay, İmralı'daki son gelişmeleri, tuttuğu günlük raporunda şöyle anlatmakta:

Ben, evvela Bayar'ın hücresine uğradım. Gözleriniz aydın olsun beyefendi, dedim. Milli Birlik Komitesi, hakkınızdaki idam hükmünü müebbed hapse çevirdi. Ellerini arkasından bağlayan kelepçeyi çözdürdüm. Acıyan bileklerini oluşturarak, hiç konuşmadan sessizliğini muhafaza etti. Bayar'dan sonra, aynı müjdeyi Koraltan'a da verdim.

Hasan Polatkan'ın idamı

Ada Komutanı Tarık Güryay, idam hükümleri müebbete dönüşen DP'li devlet adamlarının hücrelerini dolaştıktan sonra salona dönmüş ve salonda kendisini Başsavcı Egesel ve diğer hakimleri iki deniz albayının eşliğinde beklediklerini görmüştü. Onların bildirdiklerine göre, kararlar tasdik olunmuş ve İmralı Adası'nda, idamlık yalnız iki hükümlü kalmış oluyordu: Polatkan ve Zorlu! Bu arada ada komutanını kenara çeken iki görevli üç idamın da aynı anda yapılması için Menderes'in iyileşmesinin beklenmesinin uygun olup olmadığını sordular. Ancak Kumandan bu konuda fikir beyan etmeyince idam kararını tatbik için harekete geçildi.

Hücrelerin bulunduğu binanın altında büyük loş bir salon vardı. Müdürün teklifi üzerine, hükümlülerin oraya getirilmeleri kararlaştırıldı. Gardiyanlar, önce Hasan Polatkan'ı getirdiler: Polatkan, tek kelimeyle bitikti! Bütün reflekslerini kaybetmiş bulunan vücudu, ancak kollarındaki gardiyanların desteği ile ayakta durmaktaydı. Okunan kararı dinlemiş, anlamış olduğunu hiç sanmıyorum. Biraz sonra, hocanın yaptığı dini telkini çok zor tekrarladı. Yüzü bir ölününkünden de sarıydı. Gömlek giydirildi. Elleri arkadan kelepçelendi, gardiyanların kolunda sehpaya kadar götürüldü ve hüküm infaz edildi!


Devam Sayfaları
« 1 | 2 | 3 | 4 »

 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED