|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
![]() Zorlu'nun cesareti Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'yu ihtilalciler olağanüstü mahkemelerde yargılayıp darağacına gönderdiler.
İmralı Ada Kumandanı Tarık Güryay'ın anlattığına göre, Fatin Rüştü Zorlu, salona gardiyanların önünden girerek, rahat adımlarla idamı görmek için gelen heyeti selamladı. Kendisine okunan kararı, metanetle dinledi. Ondan sonra ailesine mektup yazması için Başsavcı'dan müsaade istedi. Kâğıt ve kalem verdiler. Oturdu, ailesine mektubunu yazdı. Güryay, ellerine dikkat ettiğini ve titremediğini söylüyor. Yazdığı mektubu bitirdikten sonra Başsavcı'ya verdi ve yine abdest almak için müsaade istedi. Abdest bitince, çoraplarını giydi. Gömleğinin sıvadığı kollarını indirince kol düğmelerini takmayı da unutmadı. Bir şey arar gibi, sağına, soluna bakınıyordu: "Ne arıyorsun?" diyen Güryay'a, kravatını aradığını söylemiş ve sonra gülümseyerek: SAVCIYLA BİLE HELALLEŞTİ "Sahi, hatırladım. Onu, gelirken bizden almışlardı." Bu işleri yaparken bir ara Başsavcı'ya dönüp: "Özür dilerim, bekletiyorum" diyor ve ekliyordu: "Mahkeme müddetince biz suçlu, siz de savcı mevkiinde bulunduğunuz için istemeyerek birbirimizi incittik. Buna rağmen sizden af ve özür dilerim." Egesel de: "Katiyen size kırılmış değilim. Siz de bir kusurum varsa beni affedin ve hakkınızı helâl edin" dedi. Böylece karşılıklı helâllaşmadan sonra Ada Komutanı'na dönerek: "Kumandan bey, sizden, hatırlarsınız ya, son bir ricam olacağını söylemiştim: Benden evvel asılmış olanların ölüme nasıl gittiklerini bilmiyorum. Fakat ben, işte gördüğün gibi, galiba bir insanın olabileceği kadar sakin ve metinim. Senden bunu aileme ve bilhassa anacığıma bildirmeni istiyorum. Son nefesimi, onu utandıracak bir korkaklığa düşmeden verdiğimi mutlaka bilmesini isterim!" İDAMDAN ÖNCE SON RİCASI "Kumandanım bir ricam daha var: Ben, asılanların kaçıncısı oluyorum?" Zorlu'nun asılanların kaçıncısı olduğu sorusuna da: "Ne baştasın, ne de sonda" deyince, bunun üzerine gülümseyerek: "Hayru'l umuru evsatuha! En hayırlısı ortada olmakmış" dedi. Zorlu, metanetini idam sehbasında da korudu. O kadar ki, mahut gömleğin üzerine giydirilişinden sonra, kendisine dini telkinde bulunan hocanın, Arapça kelimeleri telâffuzda düştüğü hataları düzeltti. Kollarını arkadan bağlarken Başsavcı'ya son bir ricada bulundu: Ellerinin önden bağlanmasını istedi. Fakat bunun kanunen imkansızlığı kendisine anlatıldı. Ne masaya, ne de masa üzerindeki sandalyeye çıkarken yardım istemedi. Hatta, heyecandan eli titreyen cellada: "Oğlum, ne titreyip duruyorsun? İlmik senin değil, benim boynuma geçecek" dedi. Sonra adeta kendini uçsuz bucaksız bir boşluğa atar gibi: "Allah memleketi korusun, haydi Allahaısmarladık!" dedikten sonra ayaklarının altındaki sandalyeyi itmek işini de kimseye bırakmadı. Boyu uzun olduğu için ayakları masaya basmıştı. Cellad masayı iterek kendisine düşen görevi yerine getirmiş oldu." Menderes'in son anları
Polatkan ve Zorlu'nun İmralı'daki dramatik idamlarının ardından gözyaşları ve üzüntüler içerisindeki Türk halkı, durumu henüz belirginlik kazanmayan Menderes'in akibetinin ne olacağını merak etmekteydi. Polatkan ve Zorlu bir hiç uğruna asıldıklarına göre, Menderes'in intihar sonrası komadan çıkıp idam edilmeyişi, bir nebze olsun insanların teselli kaynağı olmuştu. 16 Eylül 1961 günü bu duygular içerisinde geçerken, ayın 17'si sabahı gazete ve radyolarda idama dair bir haber çıkmayınca, herhalde Menderes'i asamayacaklar düşüncesine kapılan halk, geçici de olsa ümit parıltılarının sevinçleriyle, muhtemelen gerçekleşebilecek olumlu gelişmeleri sabırsızlıkla beklemeye başlamışlardı. Dışarıdaki sade vatandaşlarla aile yakınları, Menderes kurtuldu zannına kapılırlarken, Yassıada'daki cellatların ne gibi hazırlıklar içerisinde olduklarından habersizdiler. İnsanlarımızdaki Menderes asılamaz beklentisi, henüz komadan yeni çıkmasından dolayı olmalıydı. Hiç değilse tedavi görmesi nedeniyle, affedilmese dahi, en azından birkaç hafta olsun Menderes'i ipe götüremezler düşüncesi herkeslerde hakimdi. Bu durumun hukuken de böyle olduğu, Cumhuriyet kurulduğundan beri bilinen yasal teamüllerdir. Ancak Yassıada'da hukuk ve adalet olmadığına göre, beklentilerin ötesinde her şey olabilir, hatta ölüyü bile asabilirlerdi...
|
|
|
|
|
|
|