|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Türkiye'nin sabrı taştı
"Türk devleti olarak komşularımızla iyi ilişkiler kurmaya çalışıyoruz. Bu iyi niyetimize rağmen bazı komşularımız, özellikle ismini açıkça söylüyorum, Suriye gibi komşular, iyi niyetimizi yanlış tefsir ediyorlar. Apo denen eşkıyayı destekleyerek Türkiye'yi terör belasına bulaştırdılar. Türkiye iyi ilişkiler konusunda gerekli çabayı gösterdi. Türkiye beklediği karşılığı alamazsa, her türlü tedbiri almaya hak kazanacaktır. Artık sabrımız kalmadı." Yıllardır süren terörü bitirme yönünde son zamanlarda gösterilen çabaların ilk işaretini vermişti Orgeneral Ateş. Türkiye'nin artık sabrı kalmamıştı. Orgeneral Atilla Ateş'in sert konuşmasından sonra Türkiye bölücü teröre son verme yönündeki tavrını sertleştirdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, TBMM'nin yeni yasama yılının açılışında Meclis'teki konuşmasında, "Suriye, Türkiye'ye karşı açık bir husumet politikası izlemektedir. PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye'ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kez daha tüm dünyaya ilan ediyorum" diyordu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu aynı akşam Meclis'in açılış kokteylinde yaptığı açıklama ile Türkiye'nin kararlı tavrını daha da pekiştirdi. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz'ın "Suriye'ye karşı Birleşmiş Milletler yasasının 51. maddesi bize meşru müdafaa hakkı vermektedir" sözleri, Suriye'ye karşı izlenen politikaya bir nevi son noktayı koydu. Yılmaz, 6 Ekim'de toplanan Bakanlar Kurulu toplantısından sonra yaptığı açıklamada Suriye'ye karşı her türlü caydırıcı tedbirin alınmasının kararlaştırıldığını bildirdi. Suriye direnmek istedi
Türkiye'nin kararlı tutumu karşısında Suriye önce direniş emareleri gösterdi. Hafız Esad ordusuna hitaben yaptığı konuşmada, her türlü saldırıya karşı koyabilecek güçleri olduğunu söyledi. Esad'ın bu çıkışına Ankara pratik bir cevap verdi: NATO kuvvetleri İskenderun'da "Dynamic Mix '98" tatbikatını başlattı. Tatbikat, 11 üye ülkenin silahlı kuvvetlerince İskenderun ve çevresinde yürütülüyordu. Tatbikatta 'sarı ülke' olarak adlandırdıkları Suriye'ye temsili operasyonlar düzenleniyordu. 6 Ekim 1998: Gidilecek ülke aranıyor
Ekim ayına gelindiğinde tüm göstergeler terör örgütü PKK'nın lideri Apo'nun Suriye'den çıkması gerektiğini gösteriyordu. Ya burada kalıp ölecek, ya da kendisine başka yer arayacaktı. Yunanlılar öteden beri kendilerine sıcak bakıyor ve destek veriyorlardı. İlk akla gelen yer bu sebeple Yunanistan oldu. Yunanistan'daki siyasi çevrelerle ilişki kurması için PKK adına "Apo'nun sevgilisi" olarak Türkiye'de basına yansıyan Rozerin (Ayfer Kaya) görevlendirildi. Rozerin, Yunanistan'daki siyasi çevrelerle ilişki kurdu ve PASOK milletvekili Kostas Baduvas Şam'a davet edildi. 6 Ekim 1998'de Şam'a gelen Baduvas ile bir görüşme yapıldı. Görüşmenin tanıklarından Ayfer Kaya'ya göre Baduvas, "Hükümetinin, Öcalan'ın ülkesine gelmesini desteklediğini, ülkesine dönünce hemen hazırlıklara başlayacaklarını ve Öcalan'ı Atina havaalanında karşılayacaklarını" söyledi. ...Ve Öcalan Şam'dan ayrılıyor
Abdullah Öcalan, Şam Havaalanı'ndan 9 Ekim 1998 tarihinde normal bir yolcu uçağı ile Atina'ya hareket etti. Öcalan'a, Ayfer Kaya'nın yanısıra Suriye İstihbarat Teşkilatı Muhaberat üyesi Suriyeli iki kişi eşlik ediyordu. Uçak, Atina havaalanına indiğinde saatler 12.00'yi gösteriyordu. Bu arada, Suriye yaptığı açıklamada Öcalan'ın kendi topraklarında olmadığını, terör örgütü üylerinin de tutuklandığını bildiriyordu Türkiye'ye. MİT, çoktan harekete geçmişti. Harekete geçen sadece MİT değildi. ABD İstihbarat Servisi CIA ve İsrail Gizli Srevisi MOSSAD da çoktan Apo'nun peşine düşmüştü.
İlk durak ve ilk şok
Uçak Atina havaalanına indiği zaman Öcalan ve yanındakiler ilk şoku yaşadı. Önceden her şeyin hazır olduğunu ve havaalanında karşılama sözü veren PASOK milletvekili Baduvas ortalıkta görünmüyordu. Baduvas'ın yerine Yunan Gizli Servisi EYP Başkanı Albay Haralambos Stavrakakis ile yardımcısı Binbaşı Sava Kalenderides karşılamıştı Öcalan ve yanındakilerini. Baduvas, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'i bilgilendirmişti ve Simitis hükümeti, Öcalan'ın Yunanistan'da kalmasını kesinlikle istemiyordu. Tam yedi saat Atina havaalanında bekletilen Öcalan, PKK'nın yan kolu olan ve Avrupa'da örgütün siyasi-sosyal çalışmalarını yürüten ERNK'nin Bağımsız Devletler Topluluğu sözde temsilcisi Mahir Welat ile bir telefon görüşmesi yaptı. İbrahim Sarıkurt adına düzenlenmiş pasaporta vize alınması için bir davetiye istedi. Davetiyeyi alan Stavrakakis, Rus Büyükelçiliği'nde tanıdıkları olduğunu belirterek vize işlemleri ile ilgilenmek için yanlarından ayrıldı. Öcalan, yolculuğu garantiye almak için Yunanlı yetkililerden birinin yanlarına verilmesini istedi. Bunun için Türkçe'yi iyi bilen ve 6 yıl İzmir'de Yunanistan Askeri Ataşeliği görevini yürüten Sava Kalenderides aynı zamanda EYP'nin Kürt Masası Şefi'ydi.
Ya Apo'yu at ya da savaş!
Krizin derinleşmesi üzerine Mısır resmen devreye girdi. Mısır Devlet Başkanı ilk önce Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve Hafız Esad ile telefon görüşmesi yaptı daha sonra da Dışişleri Bakanı Musa Amr ve dört bakanı ile Türkiye'ye geldi. Ardından İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi de devreye girdi. Hafız Esad kısa sürede direncini kaybetti. Türkiye'nin şartları şunlardı: "Öcalan ve PKK'nın Suriye ve kontrolündeki Lübnan'dan çıkarılması yeterli olmaz. Suriye, PKK'ya her türlü yardımı kessin. PKK'nın yeniden Suriye'ye dönmeyeceğinin güvencesi, üçüncü ülkeler tarafından verilsin." Bu şartlar ya yerine getirelecekti ya da Suriye, Türkiye ile bir savaşı göze alacaktı. Suriye'nin önünde tek yol vardı. O da yıllardır koruduğu Öcalan'dan kurtulmak. Yoksa savaş kaçınılmazdı... Öcalan ile biraraya gelen üst düzey Suriyeli yetkililer, artık burada kalamayacağını söylerler. Öcalan'ın Lübnan'a gitme önerisini de kabul etmezler. Öcalan, Suriye'den mümkün olan en kısa süre içerisinde ayrılacaktır. Öcalan'dan Ruslara nutuk
Abdullah Öcalan, 9 Ekim'de indiği Atina'da ilk şoku yaşamıştı. Atina havaalanında herşeyin hazır olduğunu belirterek Öcalan'ı Yunanistan'a çağıran Kostas Baduvas'ı arayan Ayfer Kaya, Baduvas'ın olumsuz cevabıyla karşılaşıyordu. Baduvas, toplantıda olduğunu belirterek, "Yapacağım bir şey yok" diyordu. Yapacak bir şey kalmamıştı. Böylece Öcalan, Kalenderides'in de dahil olduğu refakatçilerin eşliğinde Jet leer tipi bir uçakla Moskova'ya doğru hareket etti. Apo, Moskova'ya varmadan önce tüm hazırlıklar yapılmıştı. Havaalanında herhangi bir sıkıntı yaşanmaması için Moskova'da hazırlıkları yürüten Mahir Welat ve Rüstem Broyi, yanlarına bir grup parlamenter almışlardı. Aynı gün saat 21.00'da uçak Moskova'ya indiğinde Öcalan ve beraberindekileri Rus Liberal Demokrat Partisi Başkanı Vladimir Jirinovski, Duma Jeopolitik Komisyonu Başkanı Aleksey Mitrafanof, parlamenter Goznitrof, Filotof, sözde Sürgünde Kürt Parlamentosu üyesi Rüstem Broyi, Mahir Welat ve bazı Kürtler vardı. Abdullah Öcalan buradan alınarak hemen Vladimir Jirinovski'nin, Moskova'daki evine yerleştirildi. Öcalan gelmeden önce nereye götürüleceği konusunda herhangi bir hazırlık yapılmamıştı. Jirinovski'nin evinde 5 gün kalan Öcalan, o günlerde yakınındakilerine şöyle diyordu: "Bugün tarihi bir gün, biz ilk olarak Rusya topraklarına ayak basıyoruz. Bu tarihi adım Kürt-Rus tarihi stratejik ilişkilerinde önemli bir rol oynayacaktır. Bu adım bölgede yeni gelişmelere yol açacaktır."
SABRIMIZ TAŞMAK ÜZERE
Suriye, Türkiye'ye karşı açık bir husumet politikası izliyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, 1 Ekim 1998'de TBMM'nin Yeni Yasama yılında yaptığı konuşmada bunu çok açık bir dille ifade ediyordu. Kara Kuvvetleri Komutanı Ateş'in Reyhanlı'daki konuşmasının ardından Demirel dünyaya şöyle sesleniyordu: "Suriye, PKK terör örgütüne aktif destek sağlamayı sürdürmektedir. Tüm uyarılarımıza rağmen hasmane tutumundan vazgeçmeyen Suriye'ye karşı mukabelede bulunma hakkımızı saklı tuttuğumuzu, sabrımızın taşmak üzere olduğunu bir kez daha tüm dünyaya ilan ediyorum."
EŞKIYAYI DESTEKLEMEYİN
Türkiye'nin komşularıyla iyi ilişkiler kurmaya özen gösterdiğini belirten Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, Reyhanlı'da yaptığı konuşmada, Suriye'yi sert bir dille uyardı. Atilla Ateş, Şam yönetimini, tarihe geçen şu sözlerle uyarıyordu: "Türkiye, komşularıyla iyi ilişkiler kurma çabasında. Bu iyi niyetimize ve gayretimize rağmen bazı komşularımız, özellikle ismini açıkça söylüyorum, Suriye gibi komşular, iyi niyetimizi yanlış tefsir ediyorlar. Apo denen eşkıyayı destekleyerek Türkiye'yi terör belasına bulaştırdılar. Her türlü tedbiri alma hakkımız var. Sabrımız kalmadı."
|
|
|
|
|
|
|