T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D İ Z İ 26 KASIM 2005 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Başın üzerindeki göz
Fatma Karabıyık BARBAROSOĞLU


Modernite durumdan vazife çıkardı

Kimliğini "modern" değerler üzerine kurduklarına inananlar, başörtülüleri denetleme ve hizaya sokma konusunda mesul gördü, birbirinden farklı "hüküm"lerin dolaşmasına neden oldu.

Tesettür zevklerini tartıştılar
Emine Erdoğan'ın Atina gezisi sırasında giymiş olduğu çizmeleri Yunan Fist Laydi'sinin giydiği babet türü düz topuk ayakkabılar ile mukayese ederek beğenisini Emine Erdoğan'dan yana koyan Ertuğrul Özkük'e eleştirinin, gazetesindeki Ayşe Arman'dan gelmesi, kendini "zevk erbabı" olarak görenlerin zevklerinin tartışılabilirliğini göstermesi bakımından dikkat çekici.
Başörtüsü yasakları, tesettür defileleri, İslami tv kanalları ve bu kanallardaki başörtüsü reklamları, stüdyodaki başörtülü seyirciler, başörtüsünün lehinde ve aleyhinde yazılan köşe yazıları, gazete maneşetleri, tesettürlü kadın kıyafetlerinin dış mekan çizgisini yumuşatıp belirsizleştirdi. Tesüttürlü kadınların giyim tarzı çeşitlenip, dış mekanlarda giyilen kıyafetlerin genel çizgileri tesettürlü olmayan kadın kıyafetlerine yaklaştıkça seküler çevrelerin eleştirileri arttı.

Tesettürlü kadınların giyim kuşamlarıyla ilgili olarak birbirinden farklı hükümlerin dolaşımda olmasını birden fazla etkene bağlamak mümkün. Ama temel dayanak noktası, kimliğini modern değerler üzerine kurmuş olduklarına inananların, "ötekileri" yani başörtülüleri, denetleme ve hizaya sokma konusunda kendilerini mahir ve mesul olarak görmesi. Durumdan vazife çıkaran bu mesuliyet duygusu, hak, hürriyet, özgürlük, eşitlik gibi temel insani prensipleri geçersizleştiren baskıcı tavırdan besleniyor.

Bu baskıcı tavrın görülmesini engelleyen yöntemlerin başında ise genelde İslami kesim özelde ise başörtülüler üzerine yapılmış alan araştırmaları, dizi yazılar geliyor. Çünkü yapılan alan araştırmaları ile dindarlar, "islami kesim" olarak belli sınırların içine hapsedilerek, kontrol edilmeleri gerektiği mesajının içselleştirilmesini sağlıyor. Alan araştırmalarının ortaya koyduğu dil ile, dindarlar bir tehdidin gizli öznelerine dönüştürülüyor. Böylece yabancılaştırılarak uzaydan gelmiş istilacı güç kimliğine haps edilerek yıllardır birlikte yaşadıkları komşuları için bile "dikkat tehlike" ibaresi ile paketleniyor. Paketin açılmaması için düzenli olarak "ne yerler / ne içerler / kim bunlar konulu" tanıtım programları devreye sokuluyor. Esasında eskiden beri "burada" olanlar, bu "tanıtım programları" ile henüz gelmiş, bilinmeyen yabancı tekinsizliğine büründürülüyor. Yabancı tekinsizliğini arttırmak için, dindarları şekil üzerinden kategorize etmek en sık rastlanan yöntem.

Başörtüsünün yasaklı olmasını meşrulaştırmak için, tesettürlü kadınların "tekinsiz kimlik" içinde inşa edilmesi gerekiyor. Bu inşa için gerekli malzemeler: İğneler, başörtüsünün büyüklüğü, başörtüsünü bağlayış şekli, bonenin gösterilmesi / gösterilmemesi, başörtüsünün uçlarını saklama ya da salma biçimi. Şekil üzerinden yapılan sınıflandırmaların ortak bir noktası yok.Çünkü eleştirileri dile getirenlerin içinde bulundukları "modernlik kalıpları" ve kendilerini tanımladıkları üst kimlikler /laik / liberal / sosyalist / feminist olarak farklı. Dolayısıyla her tanımlama kendi bakış açısının sınırlarını ve sorunlarını beraberinde getiriyor. Böylece modernlik paydasında eşitlenmiş gözükenlerin aynı kişi ve aynı konu hakkında birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan tavırları, hem kendilerine dair kimlik karasızlığını, hem de dindarları tanımlaya çalıştıkları kriterlerin kararsızlığını pekiştirmiş oluyor. Bir vesile ile medya gündemine düşmüş tesettürlü bir kadının giyim şeklini -ki bu genellikle siyasetçi eşleri oluyor- liberaller modern bulup onaylarken, laikçiler hiç de dindar bir kıyafet olmadığı konusunda eleştirilerini dile getirerek baş örtmek ile dindarlık arasında bir bağlantı olmadığını ispat etme noktasından hareket ediyor. Sosyalistlerin eleştirileri ise daha ziyade statü mekanları ve tüketim kalıpları noktasında toplanıyor.

'Çarşaf ve büyük boy başörtüler estetik değil'

Serap Ergün, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunu. Kendini ve ailesini laik olarak tanımlayan Ergün, başörtüsünü bağlama modellerinin kimisinin ideolojik olduğu görüşünde ve bu yüzden ideolojik örtü takanlara kızıyor. Ünivesitede başörtüsü takmanın kişinin hakkı olduğunu düşünüyor ama ideolojik amaçla takılan örtüyle okula gidilmesine karşı. Çarşaf ve büyük boy başörtüsü takanları ise estetikten uzak ve zevksiz buluyor: "Başörtü takıp aşırı makyaj yapanların hayatlarından memnun olmadıklarını düşünüyorum."

Öncelikle ilköğretim ve lisede okuyan öğrencilerin başörtüsü takmalarını doğru bulmadığını söyleyen Ergün, üniversite çağındaki gençlerin örtünme şekilleriyle ilgili de şu yorumu yapıyor: "Başörtüsünü çene altından iğneyle ve büyük boy bağlayanlar biraz daha orta yaş ve üzeri görüntüsü uyandırıyor. Eğer pardesü değil de daha spor giyinenlerde mesela pantolon üzeri uzun gömlek veya bluz gibi giyinip üzerine uzun eşarpları boyundan dolayarak başlarını kapatmaları diğer bağlama şekillerine göre daha hoş duruyor ve klasik görüntünün dışında farklı bir görüntü yaratıyor. Sokakta bu tür giyinmiş bakımlı görünen gençler daha cok dikkatimi çekiyor. Kişisel tercihleri olabilir ancak çarşaf giymeleri ise gerçekten çok itici duruyor.Şık bir başörtüsü bağlama şekli nasıl olur doğrusu bilmiyorum. Ama ben sadece başörtüsü bağlayan birini gördüğümde kendi göz zevkime göre olmuş yada olmamış derim.Eğer gercekten inancına göre başörtüsü bağlanıyorsa abartıdan uzak ve sade olmalı. Bence çok abartılmıs frapan olan örtüler inançtan uzak bir görüntü sergiliyor.Sanki kendini beğendirmeye çabası varmış gibi görünüyor. Sade ama bakımlı olmak farklı bir şey abartmak ve en şık ben olmalıyım çabasına girmek ise farklı bir şey. Dışardan bakıldığında iki durum birbirinden ayırtedilebiliniyor

Yine, üniversitelerde uygulanan başörtüsü yasağının bağlama şekli nasıl olursa olsun aşılamayacağını düşünüyorum. Bu ülkede din ve vicdan hürriyeti var ve bu hürriyet kişiyi ilgilendirir. Ancak üniversitelerde eğer bir amaca hizmet etmek amacıyla başörtüsü takılıyorsa bunu yanlış buluyorum. Ayrıca bu sorunu peruk takarak da çözmeye çalışmak çok anlamsız."

  • ZEYNEP CEREN

      DİĞER BÖLÜMLER
  • 1. Bölüm : Sokakta ferman padişahın, evde kadının
  • 2. Bölüm : İğneleyici hüküm çıkardılar
  • 3. Bölüm : Tesettür defilelerinde 'öteki' üzerinden şov
  • 5. Bölüm : ŞEKİL-İDEOLOJİ arasında başörtüsü
  • 6. Bölüm : Başörtüsü korkularına estetik biçim kattılar!
  • Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi