AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
Ara çözüm 'türban'

1980 darbesinden sonra başörtüsüne getirilen yasak üzerine YÖK Başkanı Doğramacı 'türban'ı teklif eder. Başörtüsünü topluma yabancılaştıran türban adlandırması hem anlam kaymasına yol açar, hem de türbanı 'korku' öğesi olarak yeniden kodlar.

12 Eylül 1980 askeri darbesini takip eden yıllar boyunca başörtüsü ve başörtülü öğrenci tartışmaları ülke gündeminin değişmez maddelerinden biri olur. İhtilal yönetiminin tasarrufuyla kurulan Yüksek Öğretim Kuru- mu(YÖK)'nun başkanlığını yapan Prof. İhsan Doğramacı, yasağın devam ettiği 1984 yılında, gerilimi düşürmek, başörtülü kız öğrencilerin okullarına devamını sağlamak amacıyla ara bir çözüm olarak "türban"ı teklif eder ve üniversitelere talimat verir.

Saçı kapatan ama boynu açıkta bırakan, Fransızca kökenli türban kelimesi bundan sonra başörtüsü yasakları çerçevesinde sorunlaşan konuya adını verir. Bir anlam kayması yaşanır ve başörtüsünü modern şekilde bağlayan genç kızların örtüsü de yanlış bir adlandırmayla türban olarak telâffuz edilir.

12 Eylül darbesinin ardından İmam Hatip Liselerinde de ilk kez başörtüsü yasağı uygulanır. Daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı'ndan alınan resmi bir yazı ile öğrencilerin sadece Kur'an derslerinde başlarını örtmelerine izni verilir.

Başörtülü öğrencilerin yükseköğretim kurumlarında görülmeye başlandığı bu yıllarda YÖK, 20 Aralık 1980 tarihli genelge ile üniversitelerde başörtüsünü tamamen yasaklar.

Başörtülü genç kızlar bu yıllarda çoklukla koyu renkli robadan geniş pardösüler giymekte omuzları tamamen kapatan büyük ve koyu renkli başörtüler bağlamaktadırlar. Bu yıllar üniversite önlerinde başörtüsüyle eğitim özgürlüğünü talep eden öğrencilerin protesto eylemleriyle geçer. Solcu öğrencilerin de katıldığı bu eylemlerle sorun, tavır alınan ve tüm Türkiye tarafından bilinen bir konu haline gelir.

Evren: Türbanlılar tamam ama ya çarşaflılar ve mayolular da gelirse

Başörtüsüne "türban" adının verildiği bu yıllar, Turgut Özal'ın başbakanlığının ilk yıllarıdır. Özal yasağa karşı çeşitli girişimlerde bulunur ve 1984 yılında YÖK'ten türbana izin çıkar. Aynı yıl türban yüzünden okuldan uzaklaştırılan bir kız öğrencinin itirazını reddeden Danıştay'ın kararı, tartışmaları alevlendirir. Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in "Türkiye'de irtica tehlikesi var" demesi üzerine YÖK, Danıştay kararına da uyarak 1987 yılında türbanı tekrar yasaklar. Turgut Özal 1987 genel seçiminden hemen sonra Meclis'te, türbanı serbest bırakmak için yasa tasarısı hazırlığı başlatır. ANAP Malatya Milletvekili Bülent Çaparoğlu'nun öncülük ettiği çalışma sonucunda yasa çıkar ama Cumhurbaşkanı Kenan Evren "türbanlılar tamam ama çarşaflı ve mayolular da gelirse ne olacak" diyerek yasayı veto eder.

Bunun üzerine Turgut Özal ve Avni Akyol, YÖK Başkanı İhsan Doğramacı ve Cumhurbaşkanı Kenan Evren'le konuşup mutabık kaldıktan sonra YÖK Disiplin Yönetmeliği'nde değişiklik yapılır ve türbana özgürlük sağlayan yeni yasa Aralık 1988'de Meclis'ten geçirilir. Evren yasayı bu defa veto etmez, önce imzalar, sonra da Anayasa Mahkemesi'ne götürür. Mahkeme 26 Mart 1989 yerel seçimlerinden hemen önce türban yasasını iptal eder. Bunun üzerine İstanbul başta olmak üzere ülkenin pekçok şehrinde geniş katılımlı protesto mitingleri düzenlenir.

ANAP mahkemenin iptal gerekçesini dikkate alarak 25 Ekim 1990'da yükseköğretim kurumlarında başörtüye serbesti getiren üçüncü kanunu çıkarır. Bu defa SHP iptal talebiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurur, talep reddedilir. 2547'nin ek 17. maddesi uyarınca üniversitelerde her türlü kılık ve kıyafet serbest olur ve 1997'de Kemal Gürüz'ün YÖK Başkanı seçilmesine kadar 7 yıl boyunca 81 üniversitede 150'ye yakın rektör ve 2 YÖK başkanı tarafından uygulanır.

Başörtülü kız öğrencilerin çoklukla, herhangi bir yasakla karşılaşmadan üniversiteye devam edebildiği 1990'lar, başörtülü kadınların aktif siyasetin ve değişik iş alanlarında yer almaya başladığı yıllardır. Refah Partisi iktidarının ilk yıllarından 28 Şubat'a kadar gelinen dönem, hem başörtülülerin kamusal alanda sıkça görüldüğü hem de toplumsal cepheleşmenin ve zıtlaşmanın simgeler üzerinden yürütüldüğü bir dönemdir. Gerilimin arttığı bu yıllarda jakoben laik-Kemalist kesim tarafından erkeklerde sakal, kadınlarda başörtüsü 'şeriat özlemindeki' İslamcı kesimin görünür 'siyasi/ideolojik' işaretleri olarak algılanır.

CHP daha kolay çözebilirdi

  • ZEYNEP DAMLA GÜREL / CHP Milletvekili
    Ben iki senedir partideyim ama CHP'nin türban konusuna nasıl baktığını anlayabilmiş değilim. Daha ziyade kendimizi tartışan bir partiyiz maalesef. Genel bir kanı ve genel bir reaksiyon var arkadaşlar arasında. Türban sorunu siyasi değil sosyolojik bir olaydır ve enteresan biçimde siyasi partiler yansıttıkları tabanın sorunlarını çözemezler genelde. O yüzden bu sorunu AKP'nin çözmesi çok daha zor. Aslında CHP çok daha kolay çözebilirdi. Çünkü AKP'nin yaklaşımı her zaman belli şüpheleri de beraberinde getirecektir. Üzülüyorum, kimsenin mağdur olmasını değil sorunun çözülmesini istiyorum. Çözüm üretmekten korkmayalım, birbirimizi kabul edelim ve kendimize güvenelim.

    Her zaman eşimin yanındayım

  • MÜNEVVER ARINÇ / Öğretmen - TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın eşi
    Bizler başörtüsünü bir simge olarak değil inancımız gereği olarak örtüyoruz. Eşimin yanında resepsiyonlarda bulunmam gerekirken bulunamadığım doğru. Fakat ben 25 yıldır eşimin hayatının her karesinde, onun yanında oldum. Resepsiyonda yanında bulunamamam bizim açımızdan çok büyük eksiklik değildi. Bizim bir eksiğimiz yanlışımız yoktu. Bize bu muameleyi yapanlara kırgınım ama inanın çok güçlüyüm. Yapılanlar o kadar yanlış o kadar haksız ki, söyleyecek tek kelime bulamıyoruz. Türkiye'nin bu sorunu aşabileceğine bütün samimiyetimle inanıyorum.

    Sorun tektipleştirilmek

  • ELİF ŞAFAK / Edebiyatçı-Yazar-Akademisyen
    Türkiye'deki başörtülü kadınların başörtüleri nedeniyle yaşadığı en önemli sorun hem karşıtları hem de yandaşları tarafından tek-tip-leş-ti-ril-mek. Her iki kesim de başörtülü kadınları tek tip, yekpare bir kimlik olarak algılıyor ve bunun içindeki farklılıkları, bireysellikleri görmüyor. Bu sorun hepimizin sorunu. Senin özgürlüğün benim sorunum çünkü benim özgürlüğüm de senin sorunun. Bunu öğrendiğimiz zaman daha demokratik bir ülke olacak Türkiye. Türbanın değil tahakkümperver zihniyetlerin tehlike içerdiğine inanıyorum. Çözüm için öncelikle tartışmayı kutuplaşmış çerçeveden çıkarmak gerek.

    1. Bölüm: 'Hey sen başörtülü kız!'
    3. Bölüm: 2005: Başörtüsü Yılı



  • 9 Mart 2005
    Çarşamba
     
    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu
    Online İlan

    Fadime Özkan


    ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk

    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED