|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sarayevo şurası. İstanbul'dan uçağa bindiniz mi, bir buçuk saat sonra Sarayevo Havaalanı'ndasınız. Yani İstanbul'dan, Başçarşı'daki Gazi Hüsrev Begova Camii'ne varmanız, en fazla iki saat. Üsküp, Sarayevo'dan da yakın. Hele şimdi Bulgaristan'ın, Yunanistan'ın sınırları içinde kalan şehirler, daha da yakın. Bizim, kendi içdünyamızın zenginliği için, onlara ihtiyacımız var. Oradaki tarihin, oradaki insanların içimizde bir yeri olmasına ihtiyacımız var. Oralardaki insanların da, bizim de, yeryüzünde yalnız olmadığımızı hissetmeye, görülmeye değer, sevilmeye değer, varıp halini hatırını sormaya değer insanlarımızın varolduğunu hissetmeye ihtiyacımız var.
Ekonomik açıdan da, hem bizim, hem onların, birbirimizle doğru dürüst iş yapmaya ihtiyacımız var. Oralara yapılacak bir ziyaret, Akdeniz sahillerindeki pahalı otellerde yapılacak tatillerden daha pahalı değil. Üstelik, birçok kimsenin de imkanları, ikisine birden yetecek kadar müsait. Sadece ziyaret. Tek başına bu bile çok önemli. İstanbul'dan, Bursa'dan, Kayseri'den, Konya'dan insanların kalkıp, Üsküp'ün, Sarayevo'nun sokaklarında yürümesi, birkaç kişinin hatırını sorması, o ülkelerin mescitlerinde iki rekat namaz kılması, dağlarına bakması, suyundan içmesi, sofralarına oturması, sadece bunlar bile çok önemli. Daha fazlası da yapılabilir Ziyaretten fazlasını da yapabiliriz. Savaşın izlerinden ibret alabiliriz. Şehitlere dua edebiliriz. Onlarla iş yapabiliriz. Onların yaptıkları iyi işlere destek olabiliriz. Ama bütün bunları, ancak, sevgiyi, kardeşliği, dostluğu içimizde hissedersek, ihtiyacı içimizde hissedersek yapabiliriz. Yapılabilecekler, bireysel ilgilerle sınırlı değil. Elbette, devlet olarak da çok şey yapılabilir. Burada, iki ülke insanı arasındaki yakınlığı önemseyen herkes, eski Türk Büyükelçisi Şükrü Tufan'ı minnetle, hayırla yâdediyor. Herkes, Bosna'da görevli Türk birliğinin, Ayvaz Dede Şenlikleri'nde, orada toplanan binlerce insana yiyecek dağıtmasını, çadır kurmasını alkışlıyor. Bu tür jestlerin, aradaki sevgi bağlarını güçlendirdiği, gözle görülebiliyor. TİKA'nın faaliyetleri de, birçok kimse tarafından olumlu bulunuyor. Ve herkes, şimdiki büyükelçiliği duyarsız, ilgisiz ve soğuk buluyor. Cemalettin Ladiç: Bir dertli adam
Sarı Saltuk'un dervişleri Tarihi kaynaklar, Türkmen dervişlerinin Rumeli'ye akınlarının 13. yüzyılda başladığını gösteriyor. Sarı Saltuk, bu dervişlerin öncülerinden. Dervişler elbette bu ülkelere savaş için değil, sevgi için geliyorlar. Bu yüzden, dervişlerin buralardaki izleri, Osmanlı fetihlerinden daha eski. Blagay'daki tekke, o dervişlerin hatırasını bugüne kadar taşıyor. Dağ büyüklüğündeki bir kayanın içinden doğan ırmağın suyu buz gibi. Milletvekili Faruk Ünsal, paçalarını sıvayıp suda kaç dakika durabileceğini ölçmeye çalışıyor. Kendisinden fazla ümitli değil. Durulur diyorum, girip dakika tutuyorum. 1,5 dakikada çıkıyorum ama, daha fazla durabilirim. Sonra, Ergezen de giriyor ve 1,5 dakikayı dolduruyor. İşte tam o ırmağın doğduğu yerde, kayalara işlenmiş, kuşyuvası gibi bir ev, Blagay Tekkesi. Uzaktan bakıldığında, mimarisiyle, beyazlığıyla, yüzük taşını andırıyor. İçinde, Sarı Saltuk'un makamı ve Sarı Saltuk'un dervişlerinden 'Açıkbaş' adıyla bilinen zatın türbesi bulunuyor.
1. Bölüm:'Babo' şehitlerinin arasında
|
|
|
|
|
|
|