AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
Bosna'ya ne kadar yakınız?

İstanbul'dan Sarayevo'ya uçakla bir buçuk saatte varılıyor. Eğer yakınlık, mesafeyle ölçülüyorsa, Bosna bize uzak sayılmaz. Hele sevgiyle ölçülüyorsa yakınlık, o zaman kapı komşusuyuz. Öyleyse niye bu kadar uzak duruyoruz?

Sarayevo şurası. İstanbul'dan uçağa bindiniz mi, bir buçuk saat sonra Sarayevo Havaalanı'ndasınız. Yani İstanbul'dan, Başçarşı'daki Gazi Hüsrev Begova Camii'ne varmanız, en fazla iki saat.

Üsküp, Sarayevo'dan da yakın. Hele şimdi Bulgaristan'ın, Yunanistan'ın sınırları içinde kalan şehirler, daha da yakın.

Bizim, kendi içdünyamızın zenginliği için, onlara ihtiyacımız var. Oradaki tarihin, oradaki insanların içimizde bir yeri olmasına ihtiyacımız var.

Oralardaki insanların da, bizim de, yeryüzünde yalnız olmadığımızı hissetmeye, görülmeye değer, sevilmeye değer, varıp halini hatırını sormaya değer insanlarımızın varolduğunu hissetmeye ihtiyacımız var.


BAŞÇARŞI'DA MEHTER ZİYAFETİ
Mehter'in, elbette ki tarihi çağrışımları var. Ben, bu kadar ayrı yaşadığımız insanlar için çok fazla bir anlam ifade etmeyebilir diye düşünüyordum. Ancak, Bosna'ya bir önceki gelişimde, yanıldığımı gördüm. Bugün de öyle. Sadece orayı ziyarete gelen Türkler değil, Boşnaklar da ilgi ve heyecanla izliyor Mehter'i. Mehter'in yanısıra yürüyen, marşlara kulak veren çok sayıda Boşnak gördüm. Evet, Mehter güçlü bir ses. Marşları ister anlaşılsın, ister anlaşılmasın, verdiği mesaj da çok güçlü.
BİR DE İNSANLAR YAŞASA İÇİNDE
Poçitel. Yemyeşil bir yamaca kurulmuş, tepeden tırnağa bir Osmanlı köyü. Kalesi, camileri, medresesi, arnavut kaldırımı sokakları, herşey çok güzel. Uzaktan bakıldığında tabiata işlenmiş bir tablo gibi. Yaklaştığınızda da, göze batan, tırmalayan hiçbir ayrıntı yok. Önceki gelişimizde, daha haraptı. Kısmen restore edilmiş, daha da güzelleşmiş. Süleyman Gündüz, ressamların, senaristlerin buralara gelip aylarca çalıştığını söylüyor. Geçen gelişimizde, köyün girişindeki kalenin üzerinde bir haç vardı. Şimdi yok. Sadece kısmen meskun. Yani birkaç evin içinde hayat var. Bir de insanlar yaşasa içinde, şenlense...

ÇİLLER'İN ZİYARETİNİ UNUTMAMIŞ
Cemalettin Ladiç, buradaki yaralı yüreklerden biri. Eski Başbakan Tansu Çiller'in Sarayevo'ya yaptığı ziyareti, hiç unutmamış. Bu yüzden, kızının adını Tansu koymuş. Ladiç, Tansu'nun, Türkiye'de okumak istediğini söylüyor.

Ekonomik açıdan da, hem bizim, hem onların, birbirimizle doğru dürüst iş yapmaya ihtiyacımız var.

Oralara yapılacak bir ziyaret, Akdeniz sahillerindeki pahalı otellerde yapılacak tatillerden daha pahalı değil. Üstelik, birçok kimsenin de imkanları, ikisine birden yetecek kadar müsait.

Sadece ziyaret. Tek başına bu bile çok önemli. İstanbul'dan, Bursa'dan, Kayseri'den, Konya'dan insanların kalkıp, Üsküp'ün, Sarayevo'nun sokaklarında yürümesi, birkaç kişinin hatırını sorması, o ülkelerin mescitlerinde iki rekat namaz kılması, dağlarına bakması, suyundan içmesi, sofralarına oturması, sadece bunlar bile çok önemli.

Daha fazlası da yapılabilir

Ziyaretten fazlasını da yapabiliriz. Savaşın izlerinden ibret alabiliriz. Şehitlere dua edebiliriz. Onlarla iş yapabiliriz. Onların yaptıkları iyi işlere destek olabiliriz. Ama bütün bunları, ancak, sevgiyi, kardeşliği, dostluğu içimizde hissedersek, ihtiyacı içimizde hissedersek yapabiliriz.

Yapılabilecekler, bireysel ilgilerle sınırlı değil. Elbette, devlet olarak da çok şey yapılabilir.

Burada, iki ülke insanı arasındaki yakınlığı önemseyen herkes, eski Türk Büyükelçisi Şükrü Tufan'ı minnetle, hayırla yâdediyor. Herkes, Bosna'da görevli Türk birliğinin, Ayvaz Dede Şenlikleri'nde, orada toplanan binlerce insana yiyecek dağıtmasını, çadır kurmasını alkışlıyor. Bu tür jestlerin, aradaki sevgi bağlarını güçlendirdiği, gözle görülebiliyor. TİKA'nın faaliyetleri de, birçok kimse tarafından olumlu bulunuyor. Ve herkes, şimdiki büyükelçiliği duyarsız, ilgisiz ve soğuk buluyor.

Cemalettin Ladiç: Bir dertli adam

Savaş döneminde milletvekili olan, şu anda üniversitede öğretim üyeliği yapan Cemalettin Ladiç, Saraybosna'nın, son zamanlarda 'Babo'nun ülkesi olmaktan uzaklaştırıldığını düşünüyor. Mostar'daki köprü açılışında, köprünün oradaki varlığının anlamıyla ilgili doğru dürüst tek söz söylenmemiş olmasından şikayet ediyor. Kültürel olarak, kendi köklerimizden kopuyoruz, diyor. Mutlaka, yerli bir televizyon kanalı kurulması gerektiğini ve Türkiye'nin böyle bir çabaya katkıda bulunabileceğini söylüyor.

Sarı Saltuk'un dervişleri

Tarihi kaynaklar, Türkmen dervişlerinin Rumeli'ye akınlarının 13. yüzyılda başladığını gösteriyor. Sarı Saltuk, bu dervişlerin öncülerinden. Dervişler elbette bu ülkelere savaş için değil, sevgi için geliyorlar. Bu yüzden, dervişlerin buralardaki izleri, Osmanlı fetihlerinden daha eski.

Blagay'daki tekke, o dervişlerin hatırasını bugüne kadar taşıyor. Dağ büyüklüğündeki bir kayanın içinden doğan ırmağın suyu buz gibi. Milletvekili Faruk Ünsal, paçalarını sıvayıp suda kaç dakika durabileceğini ölçmeye çalışıyor. Kendisinden fazla ümitli değil. Durulur diyorum, girip dakika tutuyorum. 1,5 dakikada çıkıyorum ama, daha fazla durabilirim. Sonra, Ergezen de giriyor ve 1,5 dakikayı dolduruyor.

İşte tam o ırmağın doğduğu yerde, kayalara işlenmiş, kuşyuvası gibi bir ev, Blagay Tekkesi. Uzaktan bakıldığında, mimarisiyle, beyazlığıyla, yüzük taşını andırıyor. İçinde, Sarı Saltuk'un makamı ve Sarı Saltuk'un dervişlerinden 'Açıkbaş' adıyla bilinen zatın türbesi bulunuyor.

1. Bölüm:'Babo' şehitlerinin arasında
2. Bölüm:Aşk'ın şiddete cevabı





28 Temmuz 2004
Çarşamba
 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Yusuf Ziya Cömert


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED