|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Önce hüzün. Bitmeyen bir yağmur gibi gökyüzünden yere yağan, yeryüzünden göklere yükselen derin bir hüzün. Çünkü ayrılık var. Özlem var. Yüzyıllar önce kavuşan ellerin, acıyla, gözyaşıyla, kanla birbirinden koparılışı, sevginin, simsiyah, dev çivilerle acımasızca çarmıha gerilişi... Anadolu'da filizlenen aşk Nedir Rumeli? Anadolu'da filizlenen bir aşk. Şehzade Süleyman'ın, bir avuç gaziyle denizi geçişi. İlk, orada buluştu ellerimiz. Biz, Rumeli olduk, Rumeli biz. Onu kendimizden, kendimizi ondan ayrı bilmedik. Yollar açtık, 'çil çil kubbeler serptik' yollarına, minarelerinden tanıklığımızı söyledik âlemleri yaratan, bütün nimetlerin sahibinin varlığına, nakış nakış işledik toprağını, ırmaklarına köprüler kurduk, iki kalbi birbirine bağlayan köprüler. Bir emanet götürmüştük o topraklara. Sonra, bırakmıştık o emaneti, oradaki insanların ellerine, içimiz yana yana, canımızı vere vere, 'firak' türküleri söyleye söyleye dönmüştük. Bir emanetin bedeli Oralardaki insanlar, bıraktığımız emanetin bedelini, defalarca ödediler. Sonuncusu, bizim ve bütün dünyanın gözlerinin önünde oldu. Bütün dünyayla birlikte, şahit olduk, Bosna'da, insanlığın her gün, her gün katledilişine. Şimdi, Rumeli'ye gitmek, oraları görmek sanki, yıllar sonra, yüzyıllar sonra, eski bir dostla, sevgiliyle yüzyüze gelip, geçmişin acı tatlı hatıralarını, yarına dair umutları paylaşmak. Sarayevo'ye gelince, evvela 'Babo'ya uğramaktır en güzeli. Zor zamanında, ülkesinin, milletinin başında duran, savaşın bütün mahrumiyetini, bütün zorluklarını, çilesini onlarla paylaşan Babo'ya. Babamızın elini öpmeye gider gibi, o mütevazı adamın kabrine doğru yürümek, kabrinin başında oturmak, Kur'an okumak, dualar etmek. Hüsnü Kılıç'ın, zor günlerin hatırasını yeniden yaşayarak ettiği duaların içtenliğini paylaşmak. Babo, ya da bütün dünyanın tanıdığı ismiyle, Aliya İzetbegoviç, Sarayevo'ya bakan bir yamaçta, şehitlerinin, askerlerinin arasında. Osmanlı mezarları 90'lı yılların genç şehitleri ile tarihin belgesi gibi duran Osmanlı mezarlığının arasından küçük bir yol geçiyor. Şehitler ve gaziler, dünyada ve ahirette birbirlerine çok yakın. Onlara da selam veriyoruz. Onların, beş yüz yıl önce buraya getirdikleri Kur'an ayetlerini, onların başında da okuyoruz. Süleyman Gündüz, İvo Andriç'in bir yorumunu aktarıyor, Osmanlı kabristanının yanından geçerken. "Yıllar geçtikçe, taşları biraz daha toprağa gömülüyor Osmanlı mezarlarının. Ve toprağa gömüldükçe, heybetleri artıyor..." Bu topraklarda yatışımız, bir daha ayrılmamak üzere sevdiğimizin delilidir. Âşık olunacak bir şehirdir, Sarayevo. Hele, son savaşta aldığı yaralardan sonra, daha da derinleşmiştir çizgileri. Evlerin, binaların duvarlarındaki kurşun yaraları, bomba delikleri, sokaklarındaki, çarşılarındaki bomba izleri şehrin gövdesine işlenmiş yüzbinlerce şeref madalyasıdır. Onur sınavını, hem dünyaya, hem Sırplar'a karşı başarıyla vermiştir. Hem de çok, çok güzeldir. Güzeller güzelidir. Etrafını çevreleyen yüksek dağlarıyla, içinden akan pırıl pırıl ırmağıyla, size, tarihin içinde yürüdüğünüzü hissettiren çarşısıyla... Barışın getirdiği tebessüm Savaş yıllarının acımasızlığından sonra, insanların yüzüne bir tebessümün yerleşmeye başladığını görüyorsunuz. Barışın, insanlara verilen en güzel şeylerden biri olduğunu anlıyorsunuz, o tebessümü gördükçe. Yine de zor, savaş yorgunu bir şehrin sakini olmak. İşsizlik, belini büküyor insanların. Savaş yıllarında ülke dışına çıkmak zorunda kalan birçok üretken insan, geri dönmemiş. Sarayevo sokaklarında çok sayıda dilenci var.
Evimizin mutfağı gibi
Mladi Muslumani'de küçük bir sürpriz
Bosna'nın doğuşu ve kuğular
2. Bölüm:Aşk'ın şiddete cevabı
|
|
|
|
|
|
|