|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ruhr Üniversitesi'nde araştırmacı olarak çalışan Dr. İlkılıç, Avrupa'da tek tip akademisyen kalmadığını belirterek, "Herhangi bir konuda konuşabilmek için en az iki alanda eğitim almak gerekiyor" diyor.
Tıp, felsefe, ilahiyat okudunuz. Bu Türkiye'de görülebilen bir şey değil, nasıl oldu? Tıp'ta okurken tıbbî etik konusuna ilgi duydum. Almanya'da felsefe ve ilahiyat okudum. Avrupa'da tek tip akademisyen tarihe karıştı. Bir konuda bir şeyler söyleyebilmek için en az iki alanda eğitim almak gerekiyor. Şu an çalıştığım proje, değişik kültürlerde bio-etik tartışmalar. Mesela klonlama, Çin, Kore, Japonya ve Türkiye'de nasıl tartışılıyor? Tıbbî Etik Merkezi, Prof. Hans Martin Sass tarafından 20 yıl önce kuruldu. 40-50 araştırmacı çalışıyor. 14 profesör var. Tıbbın etik ve felsefi boyutu biraz yabancısı olduğumuz bir konu. Biraz açar mısınız? Her bilim kendisinin ne olduğu konusuna tanım getirmekten aciz. Bunlar beşeri bilimlerin, felsefenin alanına girer. Bir hastanın ölümüne veya yaşam başlangıcına karar verme noktasında biyolojik veriler yetersiz. Kürtaj, klonlama, beyin ölümüyle ilgili sorulara sadece tıp biliminin verileriyle cevap verilemez. Bu sorular tıp biliminin sınırlarını aştığı için felsefe de devreye giriyor. Mesala embriyo insan mıdır değil midir? Buna ne biyologlar ne doktorlar cevap verebilir, filozoflara ve teologlara da iş düşüyor. Tıbbî gelişmeler felsefeyi mi besliyor? Tıbbî etik tartışmalarında hep söylenegelmiştir; 'Tıp, felsefeyi hayata döndürdü' Kısmen doğru. Çünkü Avrupa'da ciddi bir sekülerleşme söz konusu. Kilise ve teologlar ikiyüz yıl önceki gibi söz söyleme hakkına sahip değiller. Her meseleyi teolojik yaklaşımlarla çözmek de mümkün değil. Tıbbın baş döndürücü hızla ilerlediğini görürsek tıbbî etike çok iş düşecek. İslam ülkelerinde tıbbî etik ne durumda? Teknoloji Müslüman ülkelerde çok çabuk transfer ediliyor. Müslüman ülkelerde teknolojinin ortaya çıkarabileceği etik problemler dikkate alınmıyor. Avrupa'da klonlamanın ahlaki boyutları konusunda binlerce makale yayınlandı. Teknoloji transferinin ahlaki boyutları konusunda ciddi tartışma yapılmıyor. Tüp bebek olayında şu tartışıldı; tüp bebek, aileleri çocuk sahibi yapıyor. Ne güzel, İslam da çocuk yapmayı teşvik ediyor. Ama teknolojiyi aldığımızda bir ahlaki problem ortaya çıkıyor. Tüp bebek yoluyla birden fazla anne yumurta hücresini döllüyorsunuz. Döllenen anne yumurta hücrelerinin hepsi anne rahmine ilkah edilmiyor. Bir kısmını buzdolaplarında saklıyorsunuz. Dondurulan embriyoların ahlaki boyutunu hiçbir ülke tartışmadı. Şu anda yüzlerce dondurulmuş embriyo var. Bunların akibeti ne olacak? Bir şeyi transfer ettiğinizde onunla birlikte bir takım etik problemleri de transfer ediyorsunuz . İLAHİYATÇILARA GÖREV DÜŞÜYOR Tıbbı etik İslam felsefesini ihya edecek mi? Müslüman aydınlar, modern teknolojiyle birlikte transfer edilen etik proplemleri İslam felsefesini ihya eden bir faktör olarak görmeliler. Mesala klonlama tartışılırken, 'İslam'a göre insan nedir?'sorusunu cevaplayacaksınız. Bu soruya sadece İslam hukukçuları cevap veremez. Yeni problemler, İslam düşünce geleneğinde arkeolojik araştırmalar yapmaya zorlayacak bir problem olarak görülebilir. Bu açıdan sevindirici. İlahiyatçılara bu noktada görev düşüyor. Bu meseleler, sadece 'İnsana ruh 120 günde üflenir' hadisiyle çözülemez. Kur'an 'insan eşrefi mahlukattır' der, bunun klonlanma meselesinde anlamı ne? Düşünce geleneğinde bu problemler nasıl tartışılmış? Sadece Avrupa'da üretilen argümanları transfer etmek sağlıklı değil. Transfer ettiğiniz argümanlar ait olduğunuz toplumun gelenek anlamında genetik yapısına uyuyor mu, sorgulamanız gerekiyor. Bunu ilim adamları, teologlar, filozoflar, kelamcılar yapacak. Genetik polisliği gündemde Dr. İlhan İlkılıç Avrupa'nın gündeminde genetik polisliğin olduğunu vurgulayarak "İnsanın genlerine göre ilaç üretilmesi konusu tartışılıyor. Genetik informasyonların çok yaygın hale gelerek insanın sosyal hayatında bir rol oynaması söz konusu. Diyelim ki kişi sizin saçınızdan bir tel alarak genetik haritanızı çıkarabilir. Bu bilgiler işvereninize, iş başvurusu yaptığınız firmaya ulaşırsa 'sizin 10 yıl sonra falanca hastalığa yakalanma ihtimaliniz var denilerek' bu genetik bilgilerden ötürü o işe alınmayabilirsiniz. Böyle bir takım vakıalar Amerika'da oldu. Almanya ve Avrupa'da genetik biliminin ilerlemesiyle 'şeffaf insan' dediğimiz bir kavram ortaya çıktı. Artık çok basit bir yöntemle bir insanın genetik yapısı hakkında bilgi edinmek pekala mümkün. Bu bilginin nasıl korunacağı tartışılıyor. Bu genetik bilgilerin işvereninize yahut hastalık sigortası yapan firmanın eline geçtiği zaman ayda 100 Euro ödüyorsanız, sizden ayda 300 Euro talep edilebilir. Genetik bilgilerin sizin gündelik hayatınızı bu şekilde etkilemesi söz konusu" diyor
Tıbbî etik Türkiye'de kısır bir noktada tartışılıyor Tıbbî etik kurullarında kimler söz sahibi olmalı? Tıbbî etik Türkiye'de kısır ve güç bir noktada tartışılıyor. Hastanın dünya görüşünü, değerlerini göz önünde bulunduracaksınız. İnanç yapılarının dikkate alınmadığı ortamda tıbbî etikten söz edilemez. İslam'ın kürtaja, klonlamaya, beyin ölümüne bakışını göz önünde bulundurmadan, tamamen seküler bir toplummuş gibi teoriler ortaya atamazsınız. Türkiye'de seküler baskılardan dolayı akademisyenlerin özgür yazamadıkları kanısındayım. Tıbbî etik hassas bir alan, akademik özgürlük şart. Almanya'da bu bir zorunluluktur. O ilmin temellerini dikkate alarak makul pozisyonlar ortaya koyacaksınız. Aksi takdirde görevinizi yapmamış olursunuz. Alman hastanelerindeki tıbbî etik komisyonlarında doktorlar, hukukçular, hemşireler, din adamları bulunuyor. Deneme süresi bitmeden kanser ilacı kullanılmaması yahut bir tıbbî araştırmanın etik kurallara uygunluğu noktasında izin verme, reddetme yetkileri var. Türkiye'de daha çok tıpçılar karar veriyor. Bu kurullarda hukukçu, din adamı, hemşire ve hasta dahi olmalı. Alman doktorlar Türkler'i tedavi ederken zorlanıyor Doktora çalışmanızdan söz eder misiniz? Müslüman hasta kavramını, bu kavramdan neşet edebilecek özel istekleri ve tedavi metotlarını tartıştık. Kader ve tevekkül gibi kavramların hastanın isteklerinde ne gibi rol oynayabildiğini irdeledik. Ramazan'da oruç ve tıbbî tedavi içerikli problemleri, özellikle bayan hastaların erkek doktor tarafından muayene edilmesi sırasında ortaya çıkacak meseleleri irdeledik. Her hastanın hastalığı algılama ve yaşama biçimi farklıdır. Bu açıdan Almanya'daki Türkler farklı değerlere sahip olduklarından Alman doktorlar zorlanıyorlar. Bu eksikliği gidermek için bu çalışma yapıldı. Bu tezden Alman doktorlar ve hastabakıcılar için son derece yararlı pratik bir el kitabı çıkardık. Bir Alman doktor, sadece tıbbî verilerle Türk hastayı bir Alman hasta gibi tedavi edemez. Birtakım kültürel değerleri gözönüne alması gerekiyor. Bir erkek doktorun bir Müslüman kadını muayene ederken riayet etmesi gereken kurallar var. En azından bilgi düzeyinde bu eksikliği gidermeye çalıştık.
|
|
Abdullah Muradoğlu
|
|
|
|
|