T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

ABD'nin senaryo pratiği

Soğuk Savaş'ın bitmesinden sonra ABD teorik olarak yeni bir düşman belirlemeliydi. Akla gelen ilk düşman İslamdı, ancak İslam'a karşı direk savaş açmak tehlikeli olabilirdi. Böylece terörizmle savaş senaryoları yazıldı ve uygulamaya kondu.

1990'da Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin çöküşü dünyadaki tüm stratejik dengeleri değiştiren tarihsel bir dönüşümdü. Genel olarak Amerika Birleşik Devletleri ve ile Sovyetler'in iki ayrı cephesini oluşturduğu Soğuk Savaş bitmişti. Ve deyim yerindeyse ABD -ya da global ölçekte egemen dünya gücü- kendine yeni bir düşman bulmalıydı artık.

Akla ilk gelen düşman Hungtington'ın tezinin de öngördüğü şekilde İslam'dı, ancak İslam'a karşı direkt savaş açmak tehlikeli olabilirdi. Şu halde savaşın başka isimler üzerine, farklı yöntemlerle yürütülmesi gerekecekti. Savaşın sınırlarını çizmek ise resmi ideolojinin yönlendirdiği 'stratejistlere, uzmanlara' düşüyordu. Stratejistler ve uzmanlar, bir adım sonrasını görecek, eylemlerin muhtemel sonuçlarını değerlendirecek ya da teorisi hazırlanmış komploların pratiğinin yansımalarını kestireceklerdi.

Kutsal tarih ve yeni şeytan

Resmi ideoloji yürütülecek savaşın felsefi ve tarihsel temellerini de belirleyecekti. Gelecekteki savaşların içeriğini belirlemek için tarihteki anlaşmazlıkları, savaşları ve kavgalar nedenleri ve sonuçlarıyla birlikte değerlendirmek gerekiyordu.

Roger Garaudy, 'Çöküşün Öncüsü ABD' adlı kitabında tarihteki savaşların, günümüzdeki savaşlar için nasıl teorik temel olarak kullanıldığını şöyle anlatıyor:

"Tarihin siyasi gayelerle menfaatçi bir şekilde yorumlanışının payı, çağdaş dönem sözkonusu olduğunda daha da büyük olmuştur. Çünkü bu dönemde, tek bir örnekle yetinecek olursak, aşırı silahlanmayı veya ekonomik egemenliği haklı göstermek için, şeytan olarak takdim edilecek bir düşman tarihi uydurulur: Mesela çağımızda Sovyetler Birliği 'şer imparatorluğu' olarak sunuluyordu ve onun çökmesinin hemen ardında da Bush, siyasetini mazur göstermek için, İslam'da bu şeytanın bir vekilini görüyordu.

Karşı tarafa ise bir 'kutsal tarih' konulmuştu. Böyle bir 'kutsal tarih' önce İbraniler tarafından ortaya atıldı, ardından buna Hıristiyanlar tarafından el konuldu ve Hıristiyanlar yaptıkları Haçlı Seferleri'ni veya sömürgecilik hareketlerini haklı göstermek için bu 'kutsal tarih'in mirasçıları olduklarını savundular.

ABD yeni düşmanı öylesine iblisleştirmeliydi ki, her türlü müdahalesi veya saldırısı, peşinen küresel bir tehdite karşı bir savunma tepkisi olarak görülüp haklı gösterilebilmeliydi. Terörizm 'Şer İmparatorluğu' olarak gösterildikten sonra, artık ABD, kendi sınırlarından 10 bin kilometre uzakları istila ediyor ve ardından da kendisinin meşru müdafaa yaptığını ilan ediyordu!"

Garaudy'nin tarihsel temellerle oluşturulmuş düşman fikri tezi Körfez Savaşı'nda doğrulandı. Aslında bu tezin, 'dinler çatışması' ekseninde değil de, gelişmişlik ölçeğinde uygarlıklar çatışması ekseninde daha önce de görüldüğünü söylemek mümkün.

Çünkü Amerika Birleşik Devletleri, 'birinci dünya ülkesi' olarak ekonomik ve politik anlamda kendisinden çok daha güçsüz 'üçüncü dünya ülkeleri'ne daha önce de savaş açmıştı. Körfez Savaşı'ndan önce de Vietnam Savaşı, Kolombiya olayı ve Nikaragua saldırısında ABD'nin aynı politik taktikle hareket ettiği ve medyayı da saldırılarını meşrulaştırmak için kullandığı görülür.

Haçlı Seferi modeli

Medya'nın terörizmle savaşı meşrulaştırmakta kullanılmasının yanısıra ABD'nin dünya siyaseti nezdinde kendini taraftar bulma çabaları da sürüyordu. Dünya çapında 'insan hakları savunuculuğu' görevine soyunan güçlü ülkelerin 'terörizme karşı mücadele etmek' gerekçesiyle Haziran 1996 yılında LYon'da yaptıkları toplantı yeni dönem stratejilerinin belirlenmesi açısından büyük önem taşıyordu.

Terörizmle mücadele, Kudüs ve Ashkelon'daki suikastların ertesinde ve İsrail-Lübnan krizinin arifesinde, 13 Mart 1996'da'daki Şarm el-şeyh Konferansı'nın hemen sonrasında LYon'da formüle edilecekti. Alain Glesh, bu gelişmeleri Eylül 1996'da Le Monde'de "Croisade atiterroriste/Terörizme karşı Haçlı Seferi" başlığıyla yazdığı yazıda özetledi.

5 Ağustos 1996'da, Başkan Bill Clinton İran ve Libya'yı 'milletlerarası kanun dışı' ilan eden D'Amato-Kennedy yasasını imzalayarak, terörizme karşı ilk Haçlı Seferi'ni teorik olarak başlatan kişi oldu.

11 Eylül saldırılarından sonra ilk sorgulanan şey, eylemin nasıl bu kadar özgün olabildiği ve ABD'nin böylesi bir saldırıyı önceden nasıl haber alamadığıydı. Ancak bundan hemen sonra ABD'nin saldırının failini belirlemek konusundaki aceleciliği kuşkulara neden oldu. Fail kim olursa olsun Beyaz Saray, en azından eylemin kendisini, istediği sonuçları üretmek için kullanmaya çalışıyordu. Aslında Washington böyle şeyleri uzun zamandır yapıyordu. Baba Bush döneminde ABD'nin global önceliklerini gerçekleştirmek için 'terörizm' tanımı etrafında bir düşman benimsenmişti. Ve nihayet şimdiki Başkan George Walker Bush 11 Eylül saldırılarının ardından zor durumda olan ABD'yi kurtarmak için 'Crusade' (Haçlı Seferi)ni ilan etti. Tüm dünya olup bitenleri şaşkınlık içinde izlerken, uluslararası ilişkiler uzmanları ABD'nin 21. yüzyılda terörizme karşı savaş açacağını hatta buna terörizme karşı haçlı seferi veya iyiler ile kötülerin savaşı adını vereceğini son 10 yıldır dile getiriyorlardı. Bu uzmanlardan biri olan Roger Garaudy 'Çöküşün öncüsü ABD' adlı kitabında 'ABD'nin terörizmle savaşımı'nın dünyayı bir dinler savaşına götürebileceğine dikkat çekiyor. ABD'nin tavrı nedeniyle dünya politik arenasını etkileyen olaylar bütününü kavramak için Garaudy'nin tezleriyle birlikte Noam Chomsky'nin 'Terörizm Kültürü: ABD terörü', yine Chomsky'nin Edward Herman ile birlikte kaleme aldığı 'Medya Halka Nasıl Evert Dedirtir', Robert W. Tucker ve David C. Hendrickson'un 'İmparatorluk Özlemi' ve C. Hitchens'ın 'Kissenger'in yargılanması' adlı kitapları, modern dünyada komploların, aslındü hükümetler ve onları destekleyen medya tarafından pratize edildiği kuşkusunu haklı çıkarıyor. Böylesi bir durumda insanın aklına şu soru geliyor: "Acaba bütün olanlar Amerika'nın kendisinin teorize ettiği bir komplonun pratize edilmesi miydi? Bir başka deyişle bu bir komplo pratiği miydi?" Yeni Şafak'ın yazı dizisi işte bu sorunun yanıtını arıyor.

SAVAŞIN METODLARI

Roger Garaudy, Amerika Birleşik Devletleri'nin 'terörist ülkeler' tanımı ve bu tanıma uyan eylemler etrafında geliştirdiği politikaları açıklarken şu hususlara yer veriyor: "Terörizm, en baş düşman olarak belirlenmiş, kamuoyu bu konu üzerine seferber edilmiş, suçlu ülkeler ABD'nin düşmanları olarak gösterilmiştir; başlangıç olarak da, onlara karşı, ekonomik yaptırımlar ve eğer mümkün olursa abluka silahı kullanılacaktır. Başkan Clinton, G-7'nin Dışişleri ve İçişleri Bakanları'nın 30 Temmuz 1996'da, terörizme ayıracakları bir toplantının arafesinde, 'terörizm, 21. yüzyıl boyunca bizim güvenliğimize karşı yöneltilmiş en anlamlı tehditlerden biri olacak' diyordu." Garaudy'nin dikkat çektiği Clinton demecini tamamlayan bir başka unsur daha var ki o da Clinton'un şimdiki Başkan Bush'tan önce 1996'da LYon'da Haçlı Seferi tezini dillendirmiş olması. Yıllar öncesinden teorize edilmeye başlanan bu stratejilerin hangi müttefiklerle, nasıl uygulanacağının cevabı ise pek zor değildi.


FERHAT ÜNLÜ & SALİH SAYGILI
Araştırdı


Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4 | 5

 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED