|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
İslam-Hıristiyan Kavgası'nda dramatik bir tablo çizen Andriç'e, dünyada en çok sayıda insan katliamına sebebiyet veren İsveçli Nobel'in adına kurulu olan Vakıf, "500 bin Amerikan Doları" armağan verdi. Alfred Nobel, dinamiti bulan kişiydi. Aslında Osmanlı ordusunda görevli olmak o dönemlerde bir mazhariyetti ve ebeveynler "Kölelik yasalarının" geçerli olduğu çağlarda yetişkin evlatlarını seve-seve Osmanlı'ya teslim ediyorlardı. Kafkasya'dan alây-ı vâla ile, törenlerle gelenler de evlatlarını Yeniçeri olmaları için ilgililere seve-seve veriyorlardı. Zaman, bir su gibi akıp geçince işin bambaşka yüzü aydınlığa çıkartılıyor ve Hıristiyan çocuklarının dramını yazan Andriç de böylece yanlış yorumlara girmiş olsa bile Nobel'le ödüllendiriliyordu.
Meliham
Anadolumuzda kız almak, evlat vermek pek o kadar kolay değildi. "Meliham" nasıl da sızlanır: "Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar/Arşı arşı memlekete kız vermesinler/Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim..." Meliha, Rumelili bir güzel. Ebeveynleri O'nu evermiş. O da başka bir kentte gelin olmanın acısı içinde yakarıp bağırıyor: "Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar/Arşı arşı memle kete kız vermesinler..." Evlilik üstüne pek çok türkü var elbet, bunlardan biri de "Kızım seni Ali'ye vereyim mi?" diye başlar. Ali'ler, Veli'ler, şunlar, bunlar sayılır da sayılırdı. Zaman, bir su gibi akıp geçti. artık, yetişmiş genç kızları mahremiyetlerine alacak ne Ali'ler ne de sarhoşlar kaldı! Sanki, bugünün insanı geçmiş dönemde ekilenlerin sancısını çekiyor ve çekecek.
Para etmeyen pasaport
Andriç'in anlattığı şemsiye çoktan tersine döndü, artık Fransızlar, Almanlar, İsveçliler, Norveçliler ve Birleşik Amerikalılar bizim evlatlarımızı alıp kendi potala rında eritmek için türlü-çeşitli planlarla meşguller. Türkiye Cumhuriyeti pasaportu, ne yazık ki, beş para etmiyor. Geçmiş dönemlerde "Gavur parasıyla beş kuruş etmiyor" denirdi. O dönemin gavurları yüceldiler, yükseldiler ve bol sıfırlı Türk paralarına milyon kere fark atıyorlar. Bulgaristan, Yunanistan, nereye uzanılmak istenirse uzanılsın, komşu ülkeler de dahil olmak üzere dünya Türk Pasaportları'na kapalı! Günlerce Büyükelçilik, konsolosluk kapılarında vize için bekleyip, oralarda görevli olan, kraldan fazla kralcı kişilere hesap vermek gerekiyor: "Ne zaman gideceksin? Neden gideceksin? Cebinde kaç para var?"
Kocakarılar yok oldu
Annesini-babasını, kardeşlerini özleyen Meliha, günümüzde sağ olaydı, şaşırır kalırdı. Görürdü ki, artık zaman öylesine değişmiş ki bırakalım bir köyden öbür kente gelin gitmeyi, bu durumun acınacak bir olay olduğunun vurgulanarak "Söyleyin babama at'ına atlayıp gelsin" falan-filan gibi hiçbir yakarışta bulunmazdı.Yakın zamana kadar kentlerdeki hamamlara haftada en azından bir kere giden kimi kocakarılar, yakınları, evlatları için hamamda kız beğenirlerdi. Artık böyle bir durum yok. Türkler'in en önemli yanları olan aile yapıları, magazin programlarıyla alt-üst olmuş durumda. İhtiyarlar, anaerkil yapıla sahip olan bizler, kocakarı denen "çöpçatanları" yitirdikten sonra evlatlarımızı erkek sıkıntısı çeken ülkelere kaptırmağa başladık.
DROHOMA
Türk insanında "Çeyiz Sandığı" vardı ki, çok çeşitli teklifler arasından birini tercih ederek gelinlik giyen kızların ebeveynleri ayrıca "Başlık" alırlardı. Evlenecek erkek olmadığına, daha doğrucası giderek azaldığına göre bundan böyle kim kimden "Başlık" parası alabilecek? Doğrusu düşünmeğe değer. Bin yıldan beri nüfusları artmayan komşu ülke Yunanistan'da kızların evlenecekleri erkeklere vermekle yükümlü oldukları "Drohoma" geleneği var. Çarpıcı, ilgi çekici ve zengin drohoma sahibi kızların olduğunu görenler, dünya evine giriyorlar. Bundan böyle başlık yerine "Bütün gençliklerini bin yaşındaki beylerine veren" çaresiz güzeller ön plana çıktılar. Mehmet Ali Erbil ve Günay, kendilerinden tam 40 yıl daha genç olan değerlerle hayatlarını birleştirdiler ya da birleştirecekler. Türk kızları bugün "Drohoma" olarak yaşlı eşlerine gençliklerini sunuyorlar, devir ol devir ki, birgün gelecek tıpkı Yunanlılar gibi ihtimal "Drohoma" sunar olacaklar.
BAKANLIK NE YAPAR?
Spor Bakanı'nı görüyorum: Dünya çapında başarı kazanan değerlere Cumhuriyet Altını dağıtıyor. Bu delikanlılar zaten yasalarda belirtilen mükafatları kazanmış durumdalar. Spor Bakanlığı, yasalara bağlı olarak kazanılan madalyaları dağıtmaktan, bu arada fiyakalı fotoğraf çektirerek kendi kendilerine övünmekten başka ne yaparlar? Bilemiyorum! Spor Bakanlığı'nın başında "Gençlik" sözcüğünün yer aldığı çok kimse tarafından bilinmiyor. Madem ki Gençlik ve Spor Bakanı'na sahibiz, o halde gençliğin elden uçup gitmesine engel olabilecek ne gibi özendirici kararlar alınmıştır, doğrusu bilmek isterim.
Sözün gelişi üniversite öğrenimini tamamlayan gençlere "evlilik kredisi" açılıyor mu? İş kurmak isteyen yeni evlilere ne miktarda kredi temin ediliyor? Dağ başını duman almış, gençler uçup gidiyor ve fiyakalı törenlerle Cumhuriyet Altını dağıtmanın Bakanlık olduğunu sananlar, Gençlik'le hiç ama hiç ilgilenmiyorlar.
|
|
|
|
|
|
|