|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Bayramı'nda yapılsaydı
Prof. Suphi Saatçi 1946 yılında Kerkük'te doğdu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimarlık Bölümü'nü bitirdi. Çeşitli kurum ve kuruluşlarda tarihî çevre koruma uzmanı olarak danışmanlık yaptı. "Kerkük Kenti ve Ev Mimarisi" konulu doktora tezini, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Restorasyon Ana Bilim Dalı'nda tamamladı. Uzun yıllar Mimar Sinan Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak çalışan Prof. Saatçi, aynı üniversitesiye bağlı Meslek Yüksekokulu Müdürlüğü görevini sürdürüyor. Kerkük mimarisi ve Kerkük edebiyatı, folkoru ve kültürü üzerine çalışmalarıyla bilinen Prof. Saatçi de 1967'den 2003 yılına kadar memleketi Kerkük'e gidemedi. Kerkük'lülerin önemli isimlerinden olan Saatçi evli ve bir çocuk babası. Kerkük'lü olup da bir yakınını kurban vermemiş aile neredeyse yok denecek kadar az. Prof. Mahir Nakip'in eşi Müzeyyen Nakip'in babası Selahattin Terzi 1963'te dükkanında kalfasıyla birlikte, Prof. Suphi Saatçi'nin kuzeni Mehmet Fatih Saatçi ise 1959 katliamında Kerkük'te öldürüldü. Saddam zulümde biz ilimde ısrar ettik 1946 yılında Kerkük'ün Çay mahallesinde dünyaya gelen Prof. Suphi Saatçi çocukluk yıllarının Kerkük'ünü şöyle anlatıyor: "Çocukluğumuz yazın güneşin kavurucu sıcağından korunmak için yapılan ve bizde 'tak' Şanlıurfa ile Gaziantep'de 'kubaltı' ile düzenlenmiş evlerin sokaklarında misket, çelik-çomak, oynayarak geçti. Başkaları için 'petrol cenneti' bizim için ise çocukluğumuzun cennetiydi Kerkük. Çocukluk ve gençlik yıllarımızda Kerkük'ün ahalisinin büyük çoğunluğu Türk'tü. Ne Arap ne de Kürt'e rastlamazdınız. Hatta Arap öğretmenler eğitim verebilmek için Türkçe öğrenmek zorunda idiler. Ben de pek çok Kerküklü gibi yüksek tahsilimi Türkiye'de yaptım. 1967'de mimarlık okumak için Türkiye'ye geldim. O yıllarda Türkmenlere yapılmakta olan baskı artmaya başlamıştı. Ağabeyimin tavsiyesi üzerine burada kalarak doktoramı yapmaya karar verdim. Zaman içersinde baskı azalır ben de Kerkük'e geri döner orada insanlarıma ve vatanıma faydalı olurum diye düşünüyordum. Ancak, yıllar geçtikçe Saddam zulümde biz ilimde ısrar ettik. Baskı ve zulümün biteceği yoktu. Doktorluk, doçentlik, profesörlük derken yıllar geçti. Baba ocağım olan Kerkük'ten 36 sene uzak kaldım, ama yüreğim hep oradaydı." Suçumuz ne idi? Türkmen olmak Kerkük'ten ayrıldığı 1967 yılından sonra, ilk kez 2003 yılının Mayıs ayında 13 arkadaşı ile birlikte karayolu ile Kerkük'e giderek onbeş gün kadar kalan Prof. Saatçi, ilk günün heyacanı şu sözlerle anlatıyor: "Düşünün yaklaşık çeyrek yüzyıl kendi vatanımdan ayrı kalmıştım. Suçumuz ne idi? Türkmen - Türk olmak. Birlikte gittiğimiz arkadaşlarımızdan Erşat Hürmüzlü 23 yıldır, Prof. Dr. Mahir Nakip 28 yıldır ata vatanına gidememişti. Türkiye sınırından geçtik, saatler geçmek bilmiyordu. Çocukluğumuz, doğduğumuz, büyüdüğümüz sokaklar, evler, arkadaşlarımız, ana ve babamız gözümüzün önüne geliyordu. Saatler bitmek bilmiyordu. Şoförümüz, Türkiyeli bir Kürt kardeşimizdi. Bizim ruh halimizi takip eden bu arkadaşımız, Kerkük'e yaklaştığımız anlarda teyibe bir de Abdurrahman Kızılay ve Mehmet Özbek'in 'Mum kimin yanan Kerkük' kasetini koyması ve petrol kuyularından yükselen alevlerin görünmesi ile bastırdığımız duygularımıza hakim olamamaya başladık. Gözyaşlarını birbirinden saklamaya çalışan arkadaşlarımızın artık daha fazla dayanacak güçleri kalmamışdı ve arabada tamamen duygu seli yaşanıyordu. Kolay mı bu kadar yıl ayrı kalmak... Rüyada mıyız, hayalde miyiz, yaşadıklarımız gerçek mi diye birbirimize bakıyorduk. Bir an önce evlerimize gitmek istiyorduk. 13 kişiden oluşan kafileyi şoförümüz tek tek bırakacak diye programlamıştık. Evimizin önüne geldiğimiz zaman adeta şok olduk. Saydık toplam 78 tane yeğen ve kuzenimiz vardı. Hiç birini tanımıyordum. Onlar da amca ya da dayılarını hiç görmemişlerdi. Biz onları onlar da bizi gıyabi olarak tanıyor ve seviyorlardı. Çünkü gittiğimiz her evin önünde düğün ve hüzün bir an yaşanıyordu. Çünkü vuslat ile hasret birlikte yaşanıyordu. Kimimizin annesi, babası, ablası ya da kardeşi karşılayanlar arasında yoktu. Yıllar önce vefat etmişlerdi. Ne annemin, ne babamın nede ablalarımın cenazelerine gelememiştim." Kerkük'e bayramda gitmek lazım Kerkük'e ikinci kez 2003 yılının Kurban bayramında gittiğini söyleyen Prof. Suphi Saatçi konuşmasını şöyle sürdürdü: "Eğer Kerkük'te Türk, Arap ve Kürtlerin gerçek nüfusunu görmek istiyorsanız, oraya Kurban Bayramı'nda gitmeniz gerekir. Kerkük'te Kurban Bayram'ı boyunca ne bir Kürt ne de bir Arap'a rastlayamadım. Sebebini sordum. 'Biz Kerkük'te bayramımızı kutluyoruz, onlar da kendi memleketlerine bayramlarını kutlamaya gittiler' cevabını aldım. Bu manzara karşısında Arapların ve Kürtlerin cenazelerini gömdükleri mezarlıkları merak ettim ve sordum. Cevap ilginçti, çünkü Arap ve Kürtlere ait elli-atmış yıl öncesine ait bir tek mezarlık yoktu. Diğer yandan Kerkük'te Türklere ait asırlık mezar taşlarını görebilmek mümkün. Bu örnekler Kerkük'ün gerçek kimliğini göstermeye yeter sanırım. Bu gün seçim öncesi ve sonrası oynanan oyunları görünce, keşke seçimler Kurban Bayramı'nda yapılsa idi de, Kerkük'ün gerçek nüfus sayımı bu şekilde daha sağlıklı ortaya çıksaydı diye düşündüm." Türkmenler Irak'ın bölünmesini istemiyor "Kürtler, Türkler ve Araplar yaklaşık bin yıldır birlikte yaşadık. Biz Türkmenler olarak Irak'ın bölünmesini ve parçalanmasını istemiyoruz" diyen Prof. Saatçi " Etnik farklılıkların ve mezhep ayrılıklarının öne çıkartılmasını istemiyoruz. Dış güçlerin oyunlarına gelmek Türkiye'ye de diğer bölge ülkelerine de zarar verecektir. Talabani ve Barzani'ye kırmızı pasaport veren Türk hükümetleri ne yazık ki Irak Türkmenlerini sahiplenemedi. Gelinen nokta zaten bunun göstergesidir. Ancak sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı sayın Abdullah Gül ve sayın Genel Kurmay yetkililerinin açıklamaları geç de olsa bizi memnun etti. Ayrıca bir yanlışa daha düşmememiz gerekir. Irak ve yakın coğrafyada yaşayan Kürtlerin hepsi Barzani ve Talabani'den ibaret değil. Onlar gibi düşünmeyen, hatta onlara karşı çıkan, onları ABD ve İsrail ajanı olarak suçlayan Kürt grupları da vardır. Ama yakın bir zamanda ABD Barzani ve Talabani'den desteğini çekmeye başladığı anda, o iki grubun başı ve yandaşlarını bir felaket bekliyor" diyor.
Kerkük Kalesi'ni dozerlerle yıktılar Kerkük'ün, 30-35 yıllık Saddam döneminde atıl bırakıldığına ve yıllardır hiçbir yatırım yapılmadığına dikkat çeken Prof. Saatçi, restore edilmek kılıfıyla Kerkük Kalesi'nin dozerlerle yerle bir edildiğini, 700'e yakın tarihi evin de yıkıldığını hatırlattı. Türkmen bölgelerinin ana yol bahanesi ile bölünüp parçalandığını ifade eden Prof. Saatçi, "Bir taraftan da Kerkük halkının ekonomik kaynakları bitirildi. Ancak bütün baskılara rağmen Kerkük'teki Türklerin milli kimliklerini koruduklarını görmek beni mutlu ediyor" diyor.
YARIN: Dr. Aras Neftçi: Babam Ebu Gureyp Hapishanesi'nde vefat etti
1. Bölüm: 37 yıl sonra ateşten bir Kerkük buldum
|
|
|
|
|
|
|