|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AVRUPA
Şüphesiz ki tarih boyunca, toplumlar arasında yoğunluğu artarak gelen ticarî ve kültürel temaslar neticesinde tek tür bir dünya medeniyeti oluşması mümkün olmayacaktı. Aksini beklemek değişik coğrafyalarda yaşayan, değişik kültürleri geliştirerek yaşamış olan insan gibi en karmaşık canlının yapısına terstir. Olması gereken en üst seviyede medeniyetler konsensüsüdür. Herkesin birbirini olduğu gibi benimseyip birlikte yaşamağı kabullenmesidir. Aristoteles, daha milattan önce dördüncü yüzyılda bu gerçeği kavramıştı: "Ayrı ayrı insan grupları mutluluklarını ayrı ayrı yollar ve ayrı ayrı araçlarla ararlar; onun için, yaşamlarının ya da anayasalarının ayrı ayrı olmasında şaşılacak bir yan yoktur." Ne var ki insan gruplarının kendilerini üstün görmeleri, başkalarını dışlamaları hatta gücü yeterse kendileri gibi olmaya zorlamaları küreselleşmeyi geciktirmekte veya engellemektedir. Her ne kadar bu olumsuz karakter genellikle bütün insanlara aitse de en aşırı haliyle Batılılar'da (daha doğrusu Batı'da ve Doğu'da bulunan Batıcılar'da) görülmektedir.
Batı İslam dünyasından habersiz
İnançlar arası çatışmalar en geniş zamanlı ve en şiddetli şekilde Avrupa'da yaşanmıştır ve yaşanmaktadır. Nixon da bu görüştedir: "İslam dünyasının zengin kaynaklarından çok az Amerikalı haberdardır. Onlar yalnızca Muhammed ve taraftarlarının Müslüman inancı Asya, Afrika ve hatta Avrupa'ya yaydıklarını hatırlamakta ve bölgedeki dini savaşlarla ilgilenmektedirler. İslam'da terörizm olmadığı gerçeğine ve Hristiyanlar'ın başının altından çıkan Avrupa'daki dini savaşlardan bu yana yalnızca üç yüz yıl geçtiğine büyük bir ciddiyetle yaklaşmamaktadırlar." İzmlerin hepsinin menşei Avrupa
Bütün ideolojiler Avrupa'da doğuyor ve ardından propaganda veya zorlamalarla dünyaya hakim olmaya çalışıyor. Cemil Meriç'in dediği gibi: "İzmler idrakimize giydirilen deli gömlekleri. İtibarları menşelerinden geliyor. Hepsi de Avrupalı."
Batıcı aydın öylesine büyüklük kompleksleri içerisindedir ki koyduğu normların iflas edip ortadan kalkmasını bile Batı'nın zaferi olarak görmektedir. Çünkü: Onlara göre dünya "The West ant The Rest" (Batı ve öteki)nden ibarettir. Bu zıtlıklar sürekli savaşmaktadır ve Batı hep üstündür. Fukuyama, Hegel'den kaynaklanarak yazıyor: "İnsan hayvanlardan temelde, başka insanların arzusunu arzu etmesiyle, yani
Zafer kapitalizmin mi?
Fukuyama'ya göre, Sovyetler Birliği'ndeki komünizmin çöküşü ideolojiler arasındaki savaşın kapitalizm tarafından kesinlikle kazanılması anlamına geliyordu. Bu da tarihin sonuydu. Acaba gerçekten kazanan kapitalizm miydi? Komünizm ve diğer izmler çökmüştü de kapitalizm gittikçe güçlenerek muzaffer mi olmuştu?
Bugün kapitalist dediğimiz ülkelere baktığımızda eskiden sosyalist olarak adlandırılan değişiklikleri ve reformları uygulamakta olduklarını görüyoruz: Gelir eşitsizlikleri giderilmeye çalışılmakta, işçi sendikaları ve işverenler toplu sözleşmeler yaparak çalışma şartlarını tesbit etmekte, sosyal güvenlik kanunları yaygınlaşmaktadır.
Şunu da ayrıca belirtmek gerekir ki komünizmi çökerten kitleler kapitalizmi tercih ettiklerinden değil, özgürlüğü ve bireysel kabiliyet ve çalışkanlıkların değerlendirilmesini arzu ettiklerinden harekete geçmişlerdir. Yönetenlerinden bu yönde taleplerde bulunuyorlardı. Peki bu paradoks nasıl açıklanabilir? Kalite açısından ülkedeki en iyi araba lastikleri için Omsk Birliği diğer fabrikalarla aynı bedeli almıştır.
Tercih edilenin kapitalizm olmadığını Nixon da belirtmektedir: "Birçok Doğu Avrupalı'nın kapitalizmi sevdiği için değil ama komünizmden nefret ettiği için özgürlüğü seçtiklerini asla unutmamalıyız." Demek oluyor ki komünizmi çökerten bireylerin emeklerinin gerçek değerini ve özgürlüklerini talep etmeleridir.
|
|
|
|
|
|
|