T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Dinler barışık olamaz mı?

Günümüzde uluslararası ilişkiler açısından, din farklılığı konusunda genellikle olumsuz tavır takınmalarına rağmen kendi iç yönetimlerinde -kabul etmek gerekir ki- Batı Avrupa ülkeleri ile ABD insan hakları ve hürriyetler açısından ideal sistemler uygulamaktadırlar. Bu ülkeler inanç ve fikir özgürlükleri ile ekonomide vatandaşları arasında imkân eşitlikleri konusunda çok titizdirler. Bu da değişik etnik kimliklerdeki insanların birlikte barış içerisinde yaşamalarını sağlamaktadır. Bu özellik sadece günümüze ve Batı'ya mı aittir?

Paul Kennedy diyor ki: "(Osmanlılar'da) başka ırklara gösterilen hoşgörü sayesinde pekçok yetenekli Yunan, Yahudi ve Yahudi olmayan kimse, Sultan'ın hizmetine girdi. İstanbul kuşatmasında Sultan Mehmet'in baş silah dökümcüsü bir Macar'dı."

Aynı konuda Murat Özyüksel de dikkat çekici açıklamalar yapmakta:

"Kuruluş döneminde çok sayıda din değiştirmiş tımar sahipleri bulunduğu gibi, Hristiyan dininde olmalarına rağmen tımar tasarruf edenlere de sıkça rastlanmaktaydı. 1431 tarihli bir deftere göre Arnavutluk'un Avranya Sancağı'ndaki tımarların % 18'i Hristiyan sipahilerin tasarrufundaydı."

Fernard Grenard da aynı özelliği dile getiriyor:

"Osman Hanedanı, imparatorluk namına çarpışırken, hizmetinde Bizanslı, Sırp, Bulgar, Arnavut olan askerler vardı. Sırplar, Osmanlı İmparatorluğu'nun, Timurleng'e karşı en metin müdafiileri oldular. Despotları, kızını imparatorların halefine vermekten gurur duydu."

Müslüman olmayanların, Osmanlı idaresinde kalmaları baskıcı yönetim karşısında çaresiz kalmalarından ve askerî hizmetleri menfaat temini maksadıyla olamaz mı?

"Fetret Devri'nin dikkate değer bir hadisesi de Ankara mağlubiyetinin Balkanlar'da sayıları önemli bir yekûnu bulan Hristiyan teb'a üzerinde hiçbir tepki yapmamasıdır.

Bu bölgede sükûn devam etmiş, Osmanlı idaresi temelli kalmıştır ki bu olay Rumeli'deki Osmanlı idaresinin diğer devletlerden daha adilane olduğunu göstermektedir."

Bu adalet nasıl bir yaklaşımla sağlanmıştı?

"Fatih'in ilk Osmanlı kanunnamesini hazırlatması, bu dönemdeki önemli gelişmelerin bir diğeriydi. Başlangıçtaki şeriat çerçevesinde geliştirilen yasal düzenlemeler, Osmanlı Devleti'nin yayılmasıyla birlikte yetersiz kalıyordu. Böylece farklı özellikler taşıyan toplumlar Osmanlı sistemine entegre edilirken şeriat hukukunun yanısıra bir de örfi hukuk gelişiyordu. Zira bu derece karmaşıklaşan bir toplumu, şeriat yasalarının dışına çıkmadan yönetmek olanaksızlaşıyordu. Fatih kendisinden önce parça parça yayınlanan ve sistemli bir bütün oluşturmayan örfi hükümleri, fethettiği ülkelerin yasalarıyla da birleştirerek, ilk Osmanlı Kanunnamesi'ni oluşturmuştur."

"(Kanunî döneminde) Devlet erzak ve zahirenin muhtekirler elinde kalmasına mâni olmaya çalıştığı gibi, İstanbul civarında veya Marmara sahillerindeki yağları da teftiş eder, her sene üzümlerin bir miktarını gayri müslimler için şarap yaptırır, geri kalanının pekmez ve turşu için kullanılmasına müsaade ederdi."

Tarih boyunca Avrupa normları mı küreselleşti?

Bugün dünyaya baktığımızda, insan hakları ve demokrasi konularındaki normların küreselleşmiş olduğunu görmekteyiz. Bu normlar Batı'da önemli ölçüde uygulanmakta, diğer bölgelerde ise kitlelerce talep edilmektedir. Avrupa'da uygulanmakta oluşundan dolayı bunlara Avrupa'nın normları diyebilir miyiz?

NPQ-Türkiye Dergisi'nin bu doğrultudaki sorusuna İsmail Cem'in çok isabetli bir cevabını okuyoruz:

"Avrupa normları, sadece beş sene, on sene, yirmibeş senenin normları değildir... Dört milyon Yahudi'yi öldürmek... Bu hangi norm? Avrupalılık bu mu? Bir yandan Bach'ı dinleyip öte yandan insanları gaz odalarında boğdurtmak... Veya Cezayir'de şu kadar bin insanı katletmek... Kuzey ve Güney Amerika'da o fukara Kızılderililer'i imha etmek... Bunları yapanlar Asyalı değil, herhalde...", "...günümüz gibi ileri bir tarih aşamasında bakıyorsunuz, faşist parti, Fransa gibi Batı Avrupa kültürünün en önemli merkezinde güçleniyor. Aynı kültürün bir başka merkezine Avusturya'ya da bakabilirsiniz... Ya da, daha önce değinmiştim, ırkçı ve yabancı düşmanı akımların günümüz Avrupa'sındaki gelişme çizgisine..."

Geçmiş yüzyıllarımız bu tahlile eklendiğinde tarihte İslâm dünyasının insan hakları açısından dünyanın bütün bölgelerinden ileri olduğu görülmektedir. İslâm dünyasındaki bu ilerilik bir medeniyetin tekâmülü değil, doğrudan vahye dayalı bir anlayıştan kaynaklanmaktadır. Batı'daki ise tarih boyunca devam eden mücadeleler ve uzlaşmalar neticesinde oluşan bir tekâmüldür. Mücadele eden gruplar kendi üstünlüklerini sağlamaya çalışıyorlardı. Eşitlik; değişik inanç, sınıf ve soyların hakimiyetlerini kabul ettiremeyişleri neticesinde oluştu.

Batı'nın ulaştığı değerler hakkında İslâm'ın tavrı ne?

Avrupa tarihi boyunca devam eden mücadeleler neticesinde ulaşılan insan hakları; İslâma da uygun mu, yoksa İslâm'la çelişir mi? Bu sorunun cevabını vermeden önce Batı'da gelişen ve İngiliz ihtilalinden Kopenhag kriterlerine varıncaya kadar tamamen bariz hale getirilen hakları ana başlıklar halinde görelim:

A- Demokrasi, B- Eşitlik, C- Özgürlük, D- Kişinin suçluluğu sabit oluncaya kadar masum sayılması, E- Azınlık hakları

Bu konulara İslâmın yaklaşımı şöyledir:

A- Demokrasi: "Devlet başkanını seçmek fertlerin hakkıdır. Onlar kimi seçerlerse meşrû devlet başkanı odur."

"Kur'an'da geçen (onlara danış) kuralı, parlamenter sistem için de bir çeşit İslâmî dayanak sağlamaktadır."

B- Eşitlik: "Eşitlik prensibinin İslâm'da önemli bir yeri vardır. Kur'ân-ı Kerîm insanların menşe' bakımından eşit olduklarını ilân etmiş, farklılık ve fazileti takvâya (Allah saygısıyla iyi davranışa) istinad ettirmiştir."

C- Özgürlük: "Ferdin, başkalarının hak ve hürriyetlerine tecâvüz etmemek şartıyla serbest hareket imkânını, hayat ve şahsiyetinin her türlü tecâvüze karşı korunmasını, kanunun icabı olmadan tevkif, tecziye ve hapsinin câiz olmamasını, dâhilde ve hâricte serbest seyahatini... temin ve ifade eden şahsî hürriyet İslâm devletinde en geniş mânasiyle tanınmıştır."

D- Kişinin suçluluğu sabit oluncaya kadar masum sayılması: "Mütecâvizlere verilecek ceza zan ve şüpheye değil, kesin delillere istinad eder. Suçu isbat edilmemiş kimseler mâsumdur; "

E- Azınlık hakları: "Gayr-i müslim vatandaşların şahsî hürriyet ve hakları da tıpkı Müslümanlar'ınki gibidir."

Dinler çatışması: Hoşgeldin Ortaçağ

Komünizmin çöküşünü, kapitalizmin zaferi olarak gören Batıcı aydınlar "kabul görme ihtiyaçları"nın tatmin edildiğini hissediyorlardı. Zira onlara göre kapitalizmin zaferi demek, Protestanlığın zaferi demekti. Kapitalizm-Protestanlık bileşimi Max Weber'in ileri sürdüğü bir görüştür. Weber, bireylerarası ilişkilerden, toplumun bütününe kadar geçerli siyasî hukukî, iktisadî, dinî kategoriler kurarak değişik yapıları inceleyerek onları tarih içerisinde gelişim ve devamlılıkla izah etmiştir. Bu Alman ekonomist ve sosyoloğu, kapitalizmin temelinde Protestanlığı göstermişti:

"Weber'e göre ...Modern kapitalizmin ruhu Protestanlığın ruhudur. Protestanlığın davranış kurallarıdır ve onun pratik ahlakıdır. Modern kapitalizm meydana gelmeden önce, bunlar Protestan sahada hazırlanmıştır."

Başını Samuel P. Huntington'ın çektiği bazı aydınlarınsa "kabul görme ihtiyaçları"nın hâlâ tatmin olmadığını görüyoruz. Bunlara göre "medeniyetler çatışması" şeklinde tarih devam edecektir. Medeniyetleri ise iki ana başlıkta görüyorlar: Batı ve ötekiler (The West and The Rest).

Huntington'ı dinleyelim:

"Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle Batı ile Batılı olmayan medeniyetler arasında ve Batı dışı medeniyetlerin kendi aralarındaki etkileşim, milletlerarası siyasetin odak noktası haline geliyor."

Medeniyet çeşitlerini daha detaylı olarak da şöyle sayıyor: "Bunların içine, Batı, Konfüçyus, Japon, İslâm, Hint, Slav-Ortodoks, Latin Amerika ve muhtemelen Afrika medeniyetleri giriyor. Geleceğin en mühim mücadeleleri, bu medeniyetlerin birini diğerinden ayıran kültürel fay kırıkları boyunca meydana gelecektir." "Batı ve İslâm arasında, asırlardan beri devam eden bu askerî etkileşimin zeval bulma ihtimali pek yoktur."

Görüldüğü gibi bütün değerlendirmeler din farklılıklarına göre yapılmaktadır. Maalesef aynı tutumu birçok Batılı devlet adamında da gördük. Avrupa Birliği'nin bir Hristiyan birliği olduğunu söyleyip durdular. Bu tutumlarını laiklikle nasıl izah edebilirler. Hâlâ dinler çatışması peşindeler. Tıpkı Ortaçağ'daki gibi. Ama galiba en doğrusu Huntington'a sorduğumuz son soruyu tarihe sormak.




Devam Sayfaları
1 | 2 | 3

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 
Hüseyin Dayı
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED