T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Milli Güvenlik'te yeni milat

11 Eylülde ABD'de meydana gelen terör saldırılarının ardından Ulusal Güvenlik kavramı yeniden gündeme geldi. Türkiye'de Milli Güvenlik Kurulu'nun yapısı, 30 yıldır eleştiri konusu.

Türkiye'de en fazla tartışılan kurumlar arasında kuşkusuz Milli Güvenlik Kurulu gelmektedir. Hemen her ülkede Milli Güvenlik Kurulu muadili ya da benzeri nitelikte kuruluşlar bulunmasına rağmen, ülkemizde olduğu gibi ciddi bir tartışma konusu yapılmamıştır. Kuşkusuz bunda Türkiye'de askerler ve siviller arasındaki nüfuz paylaşımının büyük etkisinin yanı sıra Türkiye'nin kendine özgü rejiminin de payı bulunuyor. Türkiye'de MGK, asker-siyaset ilişkisi bağlamında değerlendirilmekte, tartışmalar bu çerçevede yapılagelmektedir. Ulusal güvenlik ve Milli Güvenlik Kurulu ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'ın partisinin kongresinde yaptığı bir konuşma ile bir kez daha kamuoyunun gündemine girdi. Yılmaz, konuşmasında ulusal güvenlik sendromunun Türkiye'nin önünü kapattığını söyledi. Arkasından da Genelkurmay Başkanlığı'ndan Yılmaz'a oldukça sert bir yanıt verildi. ANAP'lı yetkililer Yılmaz'ın konuşmasının Genelkurmay'ı hedef almadığını ileri sürseler de mesaj doğru adrese ulaşmıştı. Mesut Yılmaz ile Genelkurmay arasında ortaya çıkan gerginlik Milli Güvenlik Kurulu toplantısında yumuşadı. Askerlerin "Uygun düşman"ın kim ya kimler olduğuna ilişkin açıklamalarıyla iş tatlıya bağlandı. Siviller, Avrupa Birliği'nin istediği değişiklikleri 'uygun düşman' tanımını gözeterek yapmalıydılar. 37 maddelik Anayasa Değişikliği Paketi'nin Genel Kurul'da oylanması sırasında yaşanan gelişmeler de bu çerçevede yorumlanabilir.

MGK'nın fonksiyonu

Öte yandan 11 Eylül günü ABD'de meydana gelen kanlı saldırılar da soğuk savaş dönemine ait ulusal güvenlik kavramını yeniden canlandırdı. Hatta bu yeni ulusal güvenlik algılamasının soğuk savaş dönemindekini mumla aratacak denli genişlikte olabileceği ihtimalı bulunuyor.

Saldırıların ardından Samuel Huntington'un "Medeniyetler Çatışması" başlıklı tezi ABD'nin yanı sıra bazı Avrupa devletleri başkentlerinde de yüksek sesle ifade edilmeye başlandı; doğu kökenlilere yönelik yabancı düşmanlığının dozu da arttı. Türkiye'de bu durumu "Global 28 Şubat" olarak nitelendirenler oldu.

Anayasa değişikliği ve MGK

Kuşkusuz bu gelişmeyi Türkiye'de de yeni bir dönemin işareti olarak görmek gerekiyor. Buna göre ulusal güvenlik konsepti çerçevesinde askerlerin sivil siyaset üzerindeki etkilerinin azalmayacağı, aksine giderek daha da güçlenebileceğinin bir sinyali olarak değerlendirmek pekala mümkün görünüyor. Bu bakımdan bir değerlendirme yapılacak olursa, TBMM'de Anayasa'nın Milli Güvenlik Kurulu'nu düzenleyen 118. maddesinde yapılan değişiklik, askerlerin geniş kapsamlı milli güvenlik siyasetinin belirlenmesindeki ağırlığını dengeleyecek ya da azaltacak bir nitelik taşımıyor. Sözkonusu değişiklikte Başbakan Yardımcıları ve Adalet Bakanı da İçişleri, Milli Savunma ve Dışişleri Bakanları gibi MGK'nın tabii üyeleri yapıldı. "MGK kararları Bakanlar Kurulu'nda öncelikle dikkate alınır" ibaresi "değerlendirilir" ibaresiyle değiştirildi. Milli Güvenlik Kurulu'nun yapısına ilişkin tartışmalar sırasında "MGK'ya yüz sivil de gelse, bir şey değişmez" şeklindeki açıklamalar askerlerin sivil siyaset üzerindeki denetimlerini MGK aracılığıyla devam ettireceklerini gösteriyordu.

Soğuk savaş mantığı hakim

Ulusal güvenlik kavramı daha çok İkinci dünya savaşından hemen sonra yaygın olarak kullanılmaya ve ülkelerin siyasal rejimleri içerisinde kurumsallaşmaya başladı. Ulusal Güvenlik kavramı, İki kutuplu dünya sisteminin en temel kavramı haline geldi. Patronluğunu ABD'nin yaptığı Batı Bloku ve kurumları Komünizmi, başını Sovyet Rusya'nın çektiği Doğu Bloku ise kapitalizmi öncelikli ve yakın tehdit olarak belirledikleri için, bu iki kutup çevresinde yer alan ülkeler de bu konsepte uygun olarak ulusal güvenlik kavramını içselleştirerek kurumsallaştırdılar. Bugün soğuk savaş mantığı olarak nitelenen düzenlemeler e bu dönemin ürünüdür. Sovyet blokunun dağılması üzerine egemen ülkelerdeki ulusal güvenlik algılamaları da büyük ölçüde değişti. Batı blokunun savunma kurumu olan NATO'nun tehdit algılamasında kızıl renk en alt düzeye inerken, yerini etnik çatışmalar ve İslam radikalizmini temsil eden yeşil renk ön-plana çıkarılıyordu. 1979'daki İran İslam Devriminin ABD'nin ortadoğudaki çıkarlarını tehdit etmesi de NATO'nun yeni savunma konseptinin oluşumunda büyük bir etkisi bulunuyor. Elbette bu konsepten Türkiye de payını aldı. 1980'lerin sonunda tırmandırılan başörtüsü yasağı ve 28 Şubat MGK kararları ulusal güvenlik kavramının yeni döneme göre şekillendirilmek istendiğinin bir göstergesi olarak da yorumlanabilir.

ASKER SİVİLE GÜVENMİYOR

MGK'nın yapısı, yetkileri ve diğer fonksiyonları itibariyle parlamento ve hükümet üstü bir konumda olduğu, bu durumun demokratik teamüllere uygun olmadığı eleştirisi yapılmaktadır. MGK kararlarının istisnasız olarak Bakanlar Kurulu tarafından uygulanması nedeniyle böyle bir kanaatin yerleştiği gözlenmektedir. Öyle ki MGK kararlarını uygulamayan hükümetlerin Refah-Yol Hükümeti örneğinde olduğu gibi iktidardan düşürüleceği neredeyse kesin yargı halini almış bulunuyor. MGK, askerlerin sivil siyaset üzerine etki yapmalarını sağlayan bir araç olarak da nitelendirilmektedir. Öte yandan askerler ve sivillerin ulusal güvenlik algılaması ve tanımlaması bakımından farklı bir yaklaşıma sahip olmaları, MGK yapısını tartışmalı kıldığı bir gerçektir. Askeri çevreler, sivillerin ulusal güvenlik konusundaki tutumlarını yetersiz ve zayıf buldukları için ortada bir güvensizlik unsuru mevcuttur.

MGK devlette devamlılık

Ulusal savunma ile sınırlı tutulan güvenlik algılaması İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yeni bir çehre kazandı. Soğuk savaş döneminin kendine özgü koşullarını da bu algılamaya eklediğimizde ulusal savunma kavramı, yerini ulusal güvenlik kavramına terkettiği gibi ulusal güvenlik tanımı her konuya teşmil edilmiştir. 1982 Anayasasındaki MGK ile ilgili maddenin ve gerekse MGK ve MGK Genel Sekreterliği Kanunu'nun neredeyse bütün kamu faaliyetlerini milli güvenlik kavramı içinde mütalaa edici görevler ortaya koyduğuna dikkat çeken Emekli Tümgeneral Yılmaz Tezkan, kitabında "Bu gelişimin sebeplerinden biri, devlet yönetiminde sivil-asker yüksek bürokrasinin, demokrasinin gelişmesiyle elindeki yürütme gücünün, seçilerek gelen siyasetçinin eline geçtiğini farketmesinden duyduğu endişedir. Sivil-asker bürokrasi kaptırmakta olduğu gücü, milli güvenlik mülahazaları ile kontrol altında tutmak ve bir kısmını tekrar ele geçirmek istemektedir. 1961, 1971 ve 1980 yıllarında ülke yönetimine yapılan askeri müdahalelerin sonunda gidilen anayasa düzenlemelerinde bu endişeler ve istekler somut anayasa maddeleri haline dönüşmüştür" demektedir. Tek partili rejimden çok partili rejime geçiş, 10 yıllık DP iktidarı, 1960'tan sonra tek partili hükümet döneminin son ermesi, koalisyon hükümetleri gibi faktörlerin, askerlerin Milli Güvenlik Kurulu'na daha ayrı özel bir önem atfetmelerine neden olduğunu belirten Tezkan "Bu durumda devletin devamlılığı, tespit edilmiş siyasetlerin kesintisiz uygulaması nasıl sağlanacaktır? Bu ihtiyacı, değişimleri siyasi konjoktüre değil de yasalarla görev süreleri tespit edilmiş ve aynı görüşe sahip asker üyelerin temsil edildiği MGK gidermeye çalışmaktadır.


Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 |

 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED