T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Senaryoyu Hollywood yazdı

Tarihin en kanlı terör eylemi olan 11 Eylül katliamı pekçok uzmana göre ABD'nin açık toplum olmasının zorunlu sonucu

Amerikalılar, 11 Eylül 2001 sabahı yeni bir güne başlarken tüm dünya tarihinin en özgün ve en şiddetli terör eylemine tanık olacaklarını tahmin bile etmiyorlardı.

Dünya finans sektörünün kalbinin attığı en önemli merkez olan Newyork Manhattan'da mesai henüz başlarken Dünya Ticaret Merkezi'ne çakılan uçak herkesi şok etti. Kimileri ilkin bunun bir kaza olduğunu sandı, ya da en azından öyle olmasını diledi.

Oysa Boston'dan kalkan 11 sefer sayılı uçak saat 08.45'te Dünya Ticaret Merkezi'nin kuzey kulesine intihar dalışı yapmıştı. Birinci uçağın çarpmasından 18 dakika sonra saat 09.03'de Boston'dan kalkan ikinci uçağın da güney kulesine kamikaze dalış yapması son yarım saat içinde yaşananların bilinçli bir intihar eylemi olduğunu gözler önüne serdi.

Hemen ardından Washington Dulles Havaalanı'ndan kalkan 77 sefer sayılı yolcu uçağı da ABD Milli Savunma Bakanlığının ünlü Pentagon binasına dalış yaptı. Kaçırıldığı tespit edilen 93 sefer sayılı bir başka yolcu uçağı da Pennsylvania eyaletinin Pittsburgh kenti yakınlarında düştü.

Aslında eylemi tasarlayan ve gerçekleştiren grup dikkatlerin kendi üzerlerine çekilmesini istemişti. Saldırganlar, ilk uçak Dünya Ticaret Merkezi'nin kuzey kulesine daldıktan sonra kameraların oraya çevrileceğini biliyorlardı. Böylelikle ikinci saldırıyı yapacak olan uçak tüm dünya tarafından izlenecekti. Nitekim öyle de oldu. CNN başta olmak üzere pekçok Amerikan televizyonu saldırıyı deyim yerindeyse naklen yayınladı, dünya televizyonları da aynı şeyi yaptı.

Pearl Harbour'dan daha etkili

11 Eylül katliamı Pearl Harbour baskınıyla mukayese ediliyordu. 1941 yılında kendisine ulaşan istihbaratları ciddiye almamasının sonuçlarını gören Amerika, Japonların Pasifik'teki deniz üssüne yaptıkları saldırı ile şok olmuştu. Japonların bu saldırısı Amerika'yı İkinci Dünya Savaşı'na dahil etmeye yetmişti. 11 Eylül baskınını olayın üzerinden iki saat geçmeden tahlil etmeye başlayan analistler bunun bir Üçüncü Dünya Savaşı ilanı olabileceğini söylemekte gecikmemişlerdi.

Saldırının Amerikan yönetimi nezdindeki yansıması son derece anlamlıydı. Güvenliği aşırı derecede önemsemesiyle bilinen Amerikan toplumumun siyasal liderleri bu saldırıyı "Declaration of War" (Savaş İlanı) olarak değerlendirdiler. Başkan Bush, istihbarat birimlerinin verdiği raporlar doğrultusunda olayı ilkin terörist bir saldırı olarak değerlendirdi. Aslında Amerika'nın pek ünlü iç ve dış istihbarat servisleri saldırıyı tespit etmekte geç kalmışlardı ve önümüzdeki günlerde buna ilişkin pek çok eleştiri alacağa benziyorlardı. Ancak sorunların çözümüne kadar yani kısa vadede mevcut yönetimin tüm unsurlarıyla desteklenmesinden yana olan Amerikan kamuoyu bu eleştirileri bir süre sonraya saklayacaktı.

ABD istihbaratındaki gedikler

Şu bir gerçek ki, 11 Eylül katliamı dünyanın en büyük ve en etkili gizli servislerinin başında gelen Central Intelligence Agency (CIA) ve iç istihbarat örgütü Federal Bureau of Investigation (FBI) üzerine pek yeni bir tartışmanın başlamasına neden oldu. Bu kadar büyük bütçeli güçlü istihbarat örgütleri nasıl bu saldırıyı haber alamamışlardı? Pek çok uzman CIA'nın bu işi atlamasını son yıllarda insan unsurunu kullanmakta yetersiz kalmasıyla ilişkilendiriyordu. Yani çok karmaşık teknolojileri kullanarak espiyonaj yapan Amerika'nın örgütlere ajan sızdırma gib§i insan becerisine dayanan yöntemlerle istihbarat yapmaktan uzak kalması büyük bir handikaptı uzmanlara göre. Biraz da

Pearl Harbour baskınının Amerikan istihbarat anlayışı üzerinde yarattığı etkiler nedeniyle 1947'de MGK ile kurulan CIA'in bir süredir açık kaynaklardan ya da casus uydulardan yararlanarak istihbarat yaptığı söyleniyor. CIA bu konuda servise yöneltilen eleştirilere, insan kaynaklarının pahalı olduğu ve bütçesinin bu konuda yeterli olmadığı teziyle yanıt veriyor. 25 bin çalışanını Amerika'da görevlendirilen CIA'in son dönemde bilgisayar ve internet teknojisinin gelişimi üzerine bu alanda uzman en iyi personeli kullandığı da bir gerçek. Açık kaynaklardan yani basından ya da konferanslardan derlenen bilgilerin sentezinin yapılması da CIA için yaygın kullanılan bir başka yöntem.

YENİ SİLAHLAR, YENİ ÖRGÜTLENME

Tarzı, zamanlaması ve biçimiyle terör etkinliği kavramının yeniden ele alınmasına yol açan ve klasik savaş tanımını, kalıplarını değiştirecek bir nitelik taşıyan eylemin en önemli üç özelliği bir süper gücü merkezinde vurması, modern dünyada pekçok legal aracın silah olabileceğini göstermesi ve istihbarat stratejileri üzerine bugüne kadar yapılmamış tartışmalara yol açması olarak sıralanıyor. Bomba, tabanca ya da bir başka silah kullanılmadan gerçekleştirilen eylem uluslararası terörün kazandığı organizasyon yeteneğini de gözler önüne seriyor. En az 20 bin kişinin yaşamına mal olan katliamın hangi güç veya güç grupları tarafından gerçekleştirilse gerçekleştirilsin farklı silahlarla gerçekleştirilmiş bir terör eylemi olduğu kabul ediliyor. Uzmanlara göre en az 100 kişinin dahil olduğu böyle bir organizasyonun gizli servis tarafından tespit edilememesi bir skandal. Ancak insan faktörünün kullanımının azaldığı istihbarat yapılanmasında ABD'nin hiç beklemediği bir yerden vurulmuş olması da mantığa uygun.

Zaten ABD'de gizli servis eksenli eleştiriler eylemin yerini ve saatini bildirmekten ziyade bu tür bir eylem senaryosunun daha önce hiç çizilememiş olmasında düğümleniyor. Bu hazırlıksızlık, ABD yönetimini eylemi kimin neden yaptığı sorusunun yanıtını bulma konusunda da zor durumda bıraktı. Yapılan spekülasyonları değerlendirmek için ABD'nin ve hatta dünyanın 11 Eylül'den önceki durumuna ilişkin analizlere göz atmakta fayda var. Çünkü bu analizler, ABD'nin önemli savaş stratejilerinin ve dünya kamuoyunun bu stratejiler karşısındaki duruşunun anlaşılması bakımından büyük önem taşıyor.

Yüzyılın eylemi

Herkes 11 Eylül katliamının dünyanın en farklı terör eylemi olduğunu kabul ediyor. Yaygın kanaate göre ABD, henüz ardındaki güç tam olarak belli olmayan terör eylemini bahane ederek dünyanın stratejik bölgelerinde üstünlüğünü kabul ettirmeye çalışacak. Usame Bin Laden gibi 'arananlar listesi'nin başındaki isimler bertaraf edilmeye çalışılacak, teröre destek verdiği ileri sürülen ülkeler üzerinde baskı kurulacak ve belki de belirli bölgelerde askeri üs sayısında artış gözlenecek. Bunlar bir yana olay, İngiltere ve İsrail'in desteğini alan ABD'nin Kıta Avrupası ile olan ilişkilerini etkileyecek. Belki ABD Avrupa'nın cılız muhalefetine rağmen operasyon yürütecek, yine bir başka olasılık olarak Rusya ile pazarlığa oturacak ve tavrıyla Çin'i önemsemediği hissini uyandırmaya çalışacak. Peki ya failler ve olayın ardındaki güç merkezi?.. ABD bunu ortaya çıkarmaya çalışacak mı? Uzmanlara göre, kanlı eylemin 20 bin dolayında sivilin yaşamına mal olduğu ve ABD'nin dünya ölçeğindeki karizmasını sarstığı düşünülürse Birleşik Devletler ceza vermek için can atıyor ama, perde arkasındaki güç merkezinin deşifre edilmesinde kendisinin de elinde olmayan nedenlerle sorun yaşayabilecek.

Nedenler ve sonuçlar ne olursa olsun 11 Eylül katliamı daha uzun süre konuşulmaya devam edecek. Yeni Şafak'ın uzman görüşlerine ve yabancı kaynaklara dayanarak hazırladığı yazı dizisi olayı bütün boyutlarıyla masaya yatırıyor.


Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4 | 5 »

 
Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED