AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
Tarikata nasıl girdiler?

Dr. Çakmak'ın anketine göre Nakşibendilerin yüzde 40.9'u tarikat mensuplarıyla tanışarak dergaha katılmış. Yüzde 48.7'si, İslam düşüncesi ile ilgili yeni yaklaşımlara olumlu bakıyor. Yüzde 6.1'i ise "Şeyh eleştirilebilir" diyor.

Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Muhammet Çakmak'ın "Nakşibendiliğin Sosyolojik Evreni-Elazığ ve Siirt Örneği" başlıklı doktora çalışması sırasında gerçekleştirilen anketlerde Nakşibendi mensuplarına dergah ile nasıl tanıştıkları da soruldu. Buna göre Nakşilerin yüzde 40.9'u tarikat mensuplarıyla tanışma biçiminde dergaha katıldıklarını ifade ediyorlar. Tarikat hakkında yapılan olumlu konuşmalar nedeniyle dergaha katılanlar yüzde 21.2, "Okuduğum yayınların etkisiyle" diyenler yüzde 19.3, "Akrabalık bağları nedeniyle" diyenler ise yüzde 11. Öte yandan "İslam'ın tarikat ya da cemaat bünyesi içinde yaşanması fikrine tamamen katılıyorum" diyenlerin oranı yüzde 28. Aynı soruya "katılıyorum" diyenlerin oranı ise yüzde 43.7. "Katılmıyorum" diyenler yüzde 19 iken "Hiç katılmıyorum" şeklinde cevap verenler yüzde 9.3.

Yeni yaklaşımlara açıklar

Anketlerde dergah mensuplarının şeyhlik hakkındaki düşünceleri de soruldu. Buna göre, "Tarikat şeyhi kesinlikle itaat edilmesi gereken bir kişidir" diyenler yüzde 48.9. "Şeyh, dini ve dünyevi sorunlarımı paylaştığım bir kişidir" diyenler yüzde 43.2. Ankete katılanların yüzde 6.1'i ise "Şeyh eleştirilebilir" diyor. Anket sorularından birisi de Nakşilerin İslam düşüncesiyle ilgili yeni yorumlara açık olup olmadıklarını anlamaya dönüktü. Buna göre "İslam düşüncesi ile ilgili yeni yaklaşımlara tamamen olumlu bakıyorum" diyenlerin oranı yüzde 48.7, "Bazı konularda yeni yaklaşımlar olabilir" diyenler yüzde 26.9 iken "İslam düşüncesinde yeni yorumlara ihtiyaç var"diyenlerin oranı ise yüzde 5.9. "İlahiyatçıların dini yorumları beni tatmin etmiyor diyenler" ise yüzde 18.5

"Dini hayatı doğru okumalıyız"

Çalışmasında Nakşibendiliğin Halidi kolunun Anadolu'ya girişinin yanısıra Siirt ve Elazığ'daki tarihi gelişimini anlatan Dr. Muhammet Çakmak, bu tür çalışmaların önemli olduğuna değiniyor. Din sosyolojisinin 60'lı yıllardan sonra ilahiyatlarda anlamlı bir disiplin olarak ortaya çıkmaya başladığını kaydeden Dr. Çakmak, "Bunun Batı'daki tarihi oldukça eskidir. Öyle ki Alman sosyoloji geleneği bir anlamda son derece nefis din sosyolojisi çalışmalarının geniş bir koleksiyonu olarak gözüküyor. Weber'in başlattığı bu ateş Ankara İlahiyat'ta Hans Frayer'le ciddi bir yükselme yaşamış, daha sonra Fransız sosyoloji geleneğinin ciddi anlamda iki önemli temsilcisi olan Prof. Münir Koçtaş ve Prof. Ünver Günay'la günümüz din sosyolojisi çalışmalarında ciddi bir metod ve içerik zenginliği yakalamıştır. Bununla beraber Türkiye'de din sosyolojisi çalışmalarının akademik kaygılardan kaynaklanan boyutunun yanısıra günümüz insanının dini hayata ilişkin bakış açılarında son derece önemli perspefktiflerin oluşmasında katkı yaptığını ifade etmek durumundayız. Öyle ki din sosyolojisi çalışmaları Türkiye'deki dini hayata ilişkin devam eden mevcut bütün süreçlerin doğru anlaşılması görüşünün ta kendisidir" diyor.

"Kuşkusuz Türkiye'yi anlamak, siyasal konseptin dayanaklarına ilişkin saptamalarda bulunmak ya da Türkiye'de hızla devam eden toplumsal değişme olgusunun sınırlarına ilişkin mütalaalarda bulunmak büyük ölçüde dini hayata ilişkin doğru algılamalara ihtiyaç duymaktadır. Burada inkar edilemeyen bir gerçek vardır, Türk milleti büyük ölçüde dini değerlerine önem veren bir millettir. Bu durumun sınırları, ilişkinin etki gücü ve bireyi dönüştüren gücü anlaşılmaya muhtaçtır. Çünkü Türkiye'de fertlerin büyük bölümü Müslüman olan bir toplumun hem siyasal hem sosyal hem ekonomik refleksi dini duygularından azade ya da bağımsız gelişme göstermez" diyen Dr. Çakmak, "Bu anlamda Türkiye'deki dini gruplara ya da dini cemaatlere ilişkin din sosyolojisi çalışmaları Türk insanının bütün sosyal evrenine ilişkin ortaya koyduğu refklekslerin mayalandığı alanın anlaşılması anlamına gelmektedir" şeklinde konuşuyor.

Hacc'la gelen sufilik

Dr. Çakmak, 5 yıl süren çalışmasında Nakşibendiliğe yeni bir yorum getiren Mevlana Halit Bağdadi'nin yaşamını, ilkelerini, Anadolu'ya girişini ve tarihi gelişimini ana hatlarıyla ele alıp irdeliyor: Halid-i Bağdâdi, Nakşibendi tarikatı silsilesinde önemli bir konuma sahiptir. Kendisi bugün Musul, Süleymaniye ve Bağdat şehirlerine bir hilal şeklinde sınırları olan Şehrezura bağlı Karadağ'da doğmuştur. Hâlid-i-Bağdadi, bölgenin nüfuzlu aşiretlerinden Caf aşiretinin Mikail'i koluna mensuptur.

İlk tahsil hayatına, Berzenç alimlerinden, Abdurrahim ve Abdulkerim adlı kardeşlerden ders alarak başlamıştır. Fizik, Hendese, Matematik gibi dersleri, Şeyh Muhammed Kasım es-Semendeci'den almıştır. Halid-i Bağdadi'nin Nakşibendilik'le tanışması, 1805 yılında yaptığı bir hac yolculuğuyla olmuştur. Bağdadi, Diyarbakır, Halep ve Şam üzerinden Medine'ye giderken, yolda Muhammed Zahid Dayf adında bir Sûfi dervişle tanışır. Derviş, Bağdadi'ye kendi şeyhi Abdullah ed-Dehlevi ile ilgili bazı hikayelerini anlatır. Derviş'in anlattığı hususlar Halid-i Bağdadi'de Dehlevi'ye karşı ciddi bir ilgi ve merakın uyanmasına neden olmuştur. Bu durum, Halid-i Bağdadi'nin gelecekte önemli bir Nakşibendi şeyhi olmasında, "anahtar buluşma" olarak görülmektedir. Mevlana Halid, Hindistan'da "Şah Gulam Ali" lakabıyla şöhret bulan, Abdullah ed-Dehlevi'nin müridi olmak ve ondan ilim öğrenmek amacıyla 1809 yılında Hindistan'a yolculuk yapar. Halid-i Bağdadi bu yolculuğun ne anlama geldiğini meşhur divanında şu şekilde anlatmaktadır. "Madem ki Şam'da ve Mekke'de senin gönül problemin çözülmedi bundan sonra Hindistan yollarında sabah akşam yürümelisin."

II.Abdülhamit destekledi

Bağdadi H. 1811 yılında Hindistan'dan döndükten sonra ed-Dehlevi'nin halifesi olarak Süleymaniye'de Nakşibendiliğin önemli merkezlerinden birini oluşturdu. Onun Süleymaniye'deki dergahı "medresetü'l ahsasiye" adında tipik bir medrese konumundaydı. Bağdadi tarikatını yayarken, öte yandan toplumda, dini hayatın nüfuzlu kesimine mensup insanlar tarafından kıskançlık boyutuna varan eleştirilere muhatap olmaktaydı. Bağdat'ta, karşılaştığı güçlükler Bağdadî'yi tarikatını yaymak için elverişli bir ortam olarak gördüğü Şam'a yerleşmeye sevketmiştir.

Vefat edinceye kadar hayatının geri kalan kısmını Şam'da geçirdi. Nakşibendi geleneği içerisinde Halid-i Bağdadi'yi farklı kılan en önemli şey, onun bu tarikata getirdiği yeni yorumlardır. Bağdadi, yöntem olarak Şah Veliyullah ve Sirhindi'nin "manevi hal ve duyguları açıklama" tarzını benimsemek yerine kendi tezini geliştirmiştir. O'na göre Nakşibendilik "İslami esasları" muhafaza eden manevi bir kalkan olmalıdır.

Burada, Bağdadi'nin amacı, egemenlik hakları tehdit edilen Müslüman milletleri, İslami esaslara bağlılık sayesinde ayakta tutmaya çalışmaktır. Bu düşünce biçimi, daha sonra İstanbul'daki halifeleri vasıtasıyla Sultan II. Abdülhamid'in devlet politikasına dönüştürülecektir. Bu anlamda, Hâlidilik, Ahmed Sirhindi'nin, Müceddidilik aracılığıyla Nakşi mistisizmi içinde başlattığı şeriat boyutu ön plana çıkarılmış tasavvuf anlayışına siyasi bir içerik kazandırmıştır.

Şeyh Halid Tanzimat'ı destekledi

Hâlid-i Bağdadi'nin, Nakşibendi geleneği içerisinde oluşturduğu önemli yeniliklerden biri de, "rabıta"dır. Mevlana Halid'i, rabıta konusunda, müstakil bir çalışma olan "Risaletü'r Rabıta" adlı bir eseri, İstanbul'daki halifeleri için kaleme almıştır. Rabıtanın, bid'at ve hurafe olduğunu iddia eden görüşü reddederek kitabına başlayan Bağdadi, rabıtayı "Allah'a ulaşmanın en kısa yolu" olarak tarif etmektedir.

Bireyin dış dünyada güçlü ve güvenli olması önemsendi

Rabıta, dini içerikli bir eylem olarak takdim edilirken, İslam dünyasının hemen hemen her bölgesine nüfuz eden sömürgeci istilacılara karşı, "psikolojik bir uyanıklık" hali olarak da düşünülmüştür.

Bu anlamda Hâlidilik, İslam dünyasında, bireylerin dış dünyada güçlü ve güvenli olmasını önemserken aynı zamanda, onların herhangi bir güçsüzlük karşısında psikolojik bir direnç geliştirmelerine de olanak tanımıştır. Mevlana Halid, Osmanlı Devleti'nin korunmasını İslam âlemi için son derece önemli görmüştür. Öyle ki II. Mahmud'un bizzat reform politikalarını desteklemiş ve Tanzimat ve yeniliklerinin, Avrupa nüfuzuna karşı Osmanlı Müslüman toplumuna yeni bir dinamizm kazandıracağını düşünmüştür.

Mevlana Halid'in, düşüncelerinin Nakşibendliğe getirdiği bu aksiyoner yapı, İslam dünyasının hemen her bölgesinde istilacılara karşı sosyo politik ve askeri bir örgütlenme biçimini de doğurmuştur. Kuşkusuz, Nakşibendi Hâlid-iliğinin İslam dünyasının her bölgesinde temsil edilecek yaygınlığa ulaşması, bir süre sonra, Nakşibendilik'te yeni bir dönemin "Hâlidiyye" olarak başlamasını da sağlamıştır.

Hâlidi şeyhlerin en çok faaliyet gösterdikleri ve etkili oldukları bölgelerin başında, Anadolu, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu ve Balkanlar geliyor. Bağdadi'nin faaliyet gösterdiği en önemli merkezlerden Irak ve Suriye'nin Osmanlı devletine bağlı olması, tarikatın İstanbul ve çevresinde yayılmasını kolaylaştırdı. Doğu Anadolu'da Siirt ve Elazığ Nakşibendiliği, Ali Septi ve Seyyid Taha'l-Hakkari vasıtasıyla Mevlana Halide Bağdadi'ye ulaşmaktadır.

FALA İNANANLARIN SAYISI AZ

Dr. Çakmak'ın Siirt ve Elazığ'da Nakşi dergahlarına mensup olan kişilerle yaptığı anketlerde fal, nazar, muska, okuma ve üfleme gibi olaylara bakış açıları irdelendi. Buna göre "Fal, nazar, muska, okuma ve üflemeyi doğru bulmuyorum" diyenlerin oranı % 44.2. "Sadece okumaya ve muskaya inanıyorum" diyenlerin oranı % 34.7. "Sadece nazara ve fala inanıyorum" diyenlerin oranı ise% 21.1.

BİREY ÖNPLANDA

Ankette yer alan sorulardan biri de Nakşibendi tarikati mensuplarının kader anlayışının belirlenmesine yönelik. Buna göre ankete katılanların % 64.3'ü bireyin sorumluğunu önplana çıkaran kader anlayışını, % 35.7'si ise tamamen kaderci bir yaklaşımı benimsiyor.

KİTAP OKUYUP TV SEYREDİYORLAR

"Boş zamanlarımda kitap ve dergi okurum" diyenler % 26, "Tv seyrederim" diyenler % 17, "Nafile ibadet yaparım" diyenler %13.4, "Spor yaparım" %7.6, "Müzik dinlerim" % 3.6, "Kahveye giderim" % 5.4, "Kır gezisi yaparım" diyenler % 6, "Diğer" seçeneği işaretleyenler %20, Ankete katılanların % 71.9'u ara sıra televizyon izlediklerini, %17.3'ü çoğunlukla Tv izlediklerini belirtirken "hiç izlemem" diyenlerin oranı ise % 10.8.

BATI MÜZİĞİ DİNLEYEN MÜRİDLER

TV izleyenlerin % 43.7'si haber, % 13'ü belgesel, %12.3 spor, %12.3'ü sinema ve dizi,% 9.6'sı açık oturum, % 4.2'si yarışma, % 3.1'i ekonomi, % 1.9'u ise müzik-eğlence programlarını izliyorlar. Ankete katılan dergah mensuplarının % 52.4'ü Tasavvuf Müziği, % 20.4'ü Türk Sanat Müziği, % 18.2'si Türk Halk Müziği, % 2.6'sı ise Batı Müziği dinliyor.

1. Bölüm: Nakşilik şehirleşiyor
3. Bölüm: Kadın Allah'ın emaneti
4. Bölüm: Derin dindarlık suçla bağdaşmıyor
5. Bölüm: Etnik milliyetçiliğe Nakşi barikatı





5 Ağustos 2004
Perşembe
 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Abdullah Muradoğlu


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED