|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
- Sevgili Ali, haberini biliyorum. İlk yazışmamızda bana o yazının da linkini göndermiştin. Sergilediğin dikkate de bu güzel ve anlamlı hatıraya gösterdiğin duyarlılığa da teşekkür ederim. Benim Boston Üniversitesi'ndeki en iyi öğrencilerimden biri bir Türk'tür. Bu öğrencimin adı Mutlu, Mutlu Özdoğan. Kendisi, gelecekte çok şey beklediğim son derece değerli bir bilim insanıdır. Onun genel bir tercümesiyle yazını inceledim ve çok mutlu oldum. Benim National Geographic'deki o programda anlattıklarımı genel çerçevesiyle gayet doğru anlamış ve anlatmışsın. Ancak birkaç küçük eksiklik vardı orada. Dilersen, bu vesileyle ben de onları tamamlamış olayım. - Hocam, dilemek ne kelime? Meraktan çatlayacağım!
- Benim için derin bir duygusal anlam taşıyan bu olayın kökeni, Ay'a gerçekleştirdiğimiz son üç Apollo seferine uzanıyor. Yani 15, 16 ve 17 numaralı Apollo misyonlarına. O uçuşlardan sonra da NASA Ay defterini kapattı zaten. Bu üç seferin ise diğerlerine göre -Apollo 11, 12, 13, 14- çok farklı yönleri vardı. Bir kere Apollo 15 ile birlikte Ay'a elektrik enerjisiyle çalışan iki kişilik bir otomobil gönderecektik. Hani şu belgesellerde sık sık izlediğiniz antenli ve üstü açık Ay arabası, yani resmî adıyla "Rover-1". Ayrıca aynı yolculukta gemiye iki renkli TV kamerası, bunlara bağlı karmaşık yan ekipmanlar ve astronotların orada kimyasal deneyler yapmaları için gereken daha bir sürü teknik araç-gereç yüklenecekti. Apollo 15, Allah'ın bu gemiyi yolculuk boyunca esirgemesini bütün kalbimizle dilediğimiz, gerçekten çok cüretkâr bir seferdi. Geminin her tarafı tıklım tıklım doluydu. Araca o güne kadarki Ay uçuşlarında görülmemiş düzeyde yükleme yapılmıştı. Çünkü hepimiz Ay programının yakında tamamlanacağını biliyor ve astronotlarımızın bu son üç seferden geriye getirebilecekleri kadar bilgi getirmelerini arzuluyorduk. Finansman sorunları nedeniyle, bir daha belki de Ay'a hiç gidilemeyecekti. Daha önce de söylediğim gibi, Apollo astronotlarının birçoğunu bizzat eğittim. Temel uzmanlık alanlarım jeoloji ve kimyadır. Yerküre jeolojisinin yanısıra, "lunar science" yani "Ay bilimi" denilen özel dalda da uzman sayılıyorum. Dünyamızın uydusunun oluşumu ve günümüzdeki yüzey yapısı hakkında geniş bilgi sahibiyim. Bu yüzden de NASA Apollo misyonları sırasında araçların Ay'da inecekleri noktaların tesbitini ve inişin matematiksel hesaplamalarını yapma görevini bana ve ekibime vermişti. Sanırım doğru yerleri seçmişim ki hepsi de görevlerini kazasız belasız tamamlayıp geri döndüler! Özellikle son üç misyonda, yani Apollo 15, 16 ve 17 ekiplerini eğitmede daha yoğun katkılarım oldu. Onlara Ay yüzeyinde hangi noktaya inecekleri, iniş anında ne yapacakları, yüzeye ayak bastıktan sonra nasıl hareket etmeleri gerektiği ve ne tür kaya örnekleri toplamalarının daha yararlı olacağı gibi konu başlıklarını aktarıyordum. Ay yüzeyindeki bir astronot tek bir yanlış adımıyla kendisini de arkadaşlarını da birkaç saniye içinde mahvedebilir. Sözgelimi, ters bir hareket sonucunda yere kapaklanıp başlık vizörünü kırabilir, bu da onun saniyeler içinde boğularak ölmesi demektir. Aynı şekilde dokunmaması gereken bir yere dokunarak giysisinde büyük hasara yol açabilir ya da yüksek radyoaktif ışıma yayan bir jeolojik örneği gemiye götürerek ekibin hayatını tehlikeye sokabilir. Hiçbir ayrıntıyı atlamaksızın, bu konularda daha önceden hazırladığımız bütün davranış senaryolarını daha eğitim aşamasındayken astronotlara aktarıyorduk. Her bir ekibe ortalama ikişer yıl boyunca fiilen ders verdim. Görev tarihi yaklaştıkça beni artık eşlerinden bile daha fazla görmeye başlamışlardı ve böylelikle aramızda güçlü dostluklar oluşuyordu. Ancak, Apollo 15'in fırlatılış hazırlıkları sırasında, biraz önce anlattığım nedenlerle, hiçbirimizin gizleyemediği kadar yoğun bir gerilim içindeydik. Böylesine yüklü bir gemi Ay'a kadar sağ salim gidebilecek miydi? Gitmeyi başarsa bile, bu kez geri dönüşünü sırtlayabilecek miydik? Bu adamların göreve hazırlanmasına uzun yıllarımızı vermiştik, onlar da gemi de bizler için çok değerliydi. Arkadaşlarının uzayın derinliklerinde bir yerde boğularak ölmesini kim ister ki? Apollo 15 fırlatılmadan çok kısa bir süre önce geminin komutanı Albay David Scott'la biraraya geldim. Kumanda modülünün içini inceliyorduk. Ona "Sevgili dostum Dave" dedim, "Sizlerin hayatta kalabilmesi için bu teneke kutunun içinde aklın, mantığın ve bilimin emrettiği herşeyi yaptık. Olayın bundan sonrasında ise inançlar devreye giriyor. Ben, eğer komutan olarak izin verirsen, bu gemiye kendi inandığım bir koruma mekanizmasını daha eklemek istiyorum." "Ne yapacaksın?" diye sordu merakla. "Aracın gövdesine Kur'an'ın açılış sûresi olan Fatiha'yı koyduracağım. O, benim kutsal kitabımın özüdür. Belki bu düşüncem sana şimdi anlamsız geliyor olabilir, ama ben böylelikle sizleri Allah'a emanet ettiğimi düşüneceğim" diye cevap verdim. Ardından da ona Fatiha'nın anlamını aktardım. Dave dinibütün bir Hıristiyandı, ama söylediklerimi kesinlikle yadırgamadı. "Kral" dedi, "Lütfen yap bunu, çünkü çok tedirginim ve bizleri bu uçuş süresince koruyabilecek herşeye şiddetle ihtiyacımız var! Fatiha Sûresi mutlaka gemimizde olsun!" Sonuçta, 26 Temmuz 1971 günü Apollo 15 Ay'a gövdesinde Fatiha Sûresi'ni taşıyarak gitti. Ekibin yanında küçük bir Kur'an da vardı. İhtimal dahilindeki binlerce riske rağmen hiçbir aksilik olmadı. Kazasız belasız Ay'a gidip "Yağmurlar Denizi" bölgesindeki Apeninne Dağları'nın eteğine indiler, kameraları kurdular, deneyleri yaptılar, otomobili çalıştırıp gezintiye çıktılar ve o güne kadar "örümcek"ten en uzak noktaya giden astronotlar oldular. Toplam 66 saat 54 dakika ay yüzeyinde kaldılar ki bu o tarihe kadarki en uzun süreli konaklamaydı. Bu sefer sırasında Kennedy Uzay Üssü'nde okuduğum duaların sayısını hatırlayamıyorum bile. Çünkü eğer Apollo 15 astronotları yolculuk sırasında bir kazaya kurban gitselerdi, Ay yolculukları sonsuza kadar gündemden kalkacaktı ve bizler de bu kâbusun üzerine, bilim tarihine çok büyük bilgi birikimi kazandıran son iki seferi de yapamayacaktık. Amerikan yönetimi "dünyada ve ABD'de bunca ekonomik sorun varken, Ay'ı keşfetmeye çalışmak çok mu gerekli" diyen muhalif gruplarının yoğun baskısı altındaydı o dönemde. Bunlar, herbiri milyar dolarlar düzeyinde bütçe gerektiren dehşet derecede pahalı uçuşlardı. NASA Apollo 15 seferi çok başarılı olduğu için son bir gayretle 16 ve 17 numaralı misyonları devreye soktu. Ki bu noktadan sonra zaten bizler de Ay'dan bilgi olarak alacağımızı fazlasıyla almış durumdaydık. Ben boşinançları olan biri değilim, bir bilim insanıyım. Uzay boşluğu, insan organizması için düşünebileceğiniz en tehlikeli yerdir. Böylesine büyük bir operasyonda sırtınızı yalnızca inançlarınıza dayayarak tedbiri ve bilimsel ciddiyeti elden bırakamazsınız. Bu İslâm'ın da ruhuna aykırı olur zaten. Ama inanıyorum ki Yüce Allah o gün o ekibin uzayın derinliklerine başarıyla açılmasını ve yarattığı evrenin zenginliklerinin yeryüzündeki bütün kulları tarafından olanca ihtişamıyla görülmesini istedi. Ve bu dilekle de yolumuzu ardına kadar açtı. Bugünün değil, 1971'in teknolojik düzeyinden söz ediyorum sizlere! Ben bugün bile olsa aynı yolculuğu bir kez daha düzenlemeye çekinirim doğrusu. Hatırlanacağı gibi, NASA 1986 ve 2003 yıllarında iki uzay mekiğini içlerindeki mürettebatla birlikte kaybetti. Kaldı ki aradan geçen 30 küsur yılda teknolojinin katettiği aşama başdöndürücü. Ama o günlerdeki teknoloji için aynı şeyleri söylemem mümkün değil, uzay gemilerini yöneten elektroniksistemler çok daha basitti. Zaten o seferde Ay'a inen iki kişiden biri olan James Irwin, geri dönüşünün hemen sonrasında emekliye ayrıldı ve "Yüksek Uçuş" adlı bir Hıristiyanlık Vakfı'nda yöneticiliğe başladı. Hayatının sonuna kadar da dindar bir insan olarak yaşadı. - Irwin'i Türk halkı da yakından tanıyor. 1980'lerin ortalarında Nuh'un gemisini aramak için ülkemize gelmiş ve bir-iki kez Ağrı Dağı'na çıkmıştı. Hattâ tırmanışlarından birinde ayağını kırıp hastaneye kaldırıldığını hatırlıyorum. Ne ilginç bir talih, Ay'a kadar kazasız belasız gidip gelmeyi başardı, ama Türkiye'deki dağcılık serüveninde o kadar şanslı değildi. - Evet, bu yöndeki arayışlarını ben de biliyorum. Kendisini 1991'de kalp krizinden çok genç yaşta kaybettik. İnsanlık tarihinde Ay'a ayak basma ayrıcalığını yaşamış 12 özel kişiden biriydi o. Diğer 11'i ise halen hayatta bulunuyor. Çoğuyla fırsat buldukça görüşüyorum. Hepsine uzun ömürler dilerim.
'Ay'a gidilmediği yönündeki iddialar gülünç'
- Hocam, belki şimdiki soru biraz canınızı sıkacak, ancak size ulaşmışken böylesine çok tartışılan bir konuyu sormadan da edemeyeceğim. Mutlaka sizin de kulağınıza gelmiştir, yıllardan bu yana ABD'de ve İngiltere'deki bazı kişi ve gruplar Ay'a aslında hiç gidilmediğini, Amerikan yönetiminin Apollo misyonu sırasında çekilen bütün fotoğraf ve filmleri Nevada'da bir hangarda hazırlattığını ileri sürmekteler. Gerçi, eldeki bilimsel verilere bakıldığında bu son derece gülünç bir iddia, ancak zaman zaman kuşkucuların bazı Ay fotoğraflarında buldukları optik bilimine aykırı gibi görünen hususlar bu kuşkuları beslemeye devam ediyor. Ayrıca, NASA'nın fotoğraflarda göze çarpan bazı mantıksal çelişkilerle ilgili kamuoyuna çok doyurucu açıklamalar yapmaması da bu iddiaları hâlâ ayakta tutan bir başka sebep…
- Bu konudaki sorulara asla kızmadım ve kızmam da. Çünkü insanların herşeyi sorgulamaya hakları vardır. Benzeri türden sorularla ABD'de de sık sık karşı karşıya geliyorum ve hepsine sabırla cevap veriyorum. Size şu kadarını söyleyeyim: Ben "Ay'a aslında hiç gidilmedi, NASA bize yalan söylüyor" şeklindeki iddiaların ortalıkta ilk kez dolaşmaya başladığı 1970'li yıllardan itibaren muhalif kişi ve grupların bu konudaki bütün anti-tezlerini titizlikle takip ettim. Bu insanların yazdıkları kitapları, gazete makalelerini okudum, yaptıkları televizyon programlarını izledim. Kesin olarak söyleyeyim ki bu anti-tezlerde Ay'a gidiş serüveninin gerçek olmadığını bilimsel olarak kanıtlayabilecek bir tek ciddi satıra ya da en küçük bir fotografik kanıta rastlayamadım. Yıllardır havanda su dövüp duruyorlar. Apollo Programı kapsamında Ay'a başarıyla gidip gelen 6 gemi ve yüzeye inen 12 seçilmiş adam her seferinde dünyamıza, bu dünyanın jeolojik yapısından tamamen farklı yüzlerce kilogram kaya ve toprak getirdiler. Bunların hepsinin mühürlü kutuları da bir jeolog olarak ilk kez benim gözümün önünde açıldı. Dünyamızda bir gramlık bir benzeri dahi bulunmayan kaya ve toprak örneklerine kendi ellerimle dokundum, onları aylarca inceledim. Florida'daki yer kontrol merkezinde, hepsi öğrencilerim olan astronotlarla Ay'dan yaptığım görüntülü görüşmelere ne demeli, binlerce kare fotoğrafa ve filme ne demeli, elde edilen onca bilimsel bulguya ne demeli? Biz yüzlerce kişi Kennedy Uzay Üssü'nde aynı anda bir hayâl mi gördük? Bu iddiaların sahiplerine kızmıyorum, ama bilimsel cehaletleri nedeniyle onlara acıyorum. NASA'nın bazı fotoğraflardaki ufak tefek estetik rötuşlamalarından hareket ederek insanlık tarihinin en başarılı bilimsel operasyonlarından birine gölge düşürmeye çalışıyorlar. Çok kesin bir dille söylüyorum ki Ay'a gidildi, hem de bir değil tam altı kez gidildi ve ben hepsinde üst düzey bir yönetici olarak oradaydım. Apollo 15 seferinin, daha önce anlattığım duygusal gerekçelerle benim meslek hayatımda çok özel bir önemi var. Bu yüzden sık sık ondan örnekler veriyorum. Bu soru çerçevesinde size bir kez daha aynı uçuşun mürettebatına ilişkin bir başka hatıramı aktarmak isterim. Apollo 15'in Ay'a başarıyla gidip gelmesinden aylar sonra, o uçuşun -Fatiha Sûresi'ni gemisine koyduran- komutanı Albay David Scott ile bir gece NASA'daki bilimsel bir toplantıya katıldık. Toplantı çıkışında bahçede yanyana yürümeye başladık. Gökyüzünde müthiş parlak bir dolunay vardı. Dave bir an için durdu, dolunaya uzun uzadıya hiç konuşmadan baktı. Ben de çıtımı çıkarmadan onu izliyordum. Sonunda bana döndü ve aynen şöyle dedi: "Biliyor musun Faruk, Ay öylesine uzaklarda bir yerlerde ki, ben şu an bile oraya gidip geldiğime hâlâ inanamıyorum! Söylesene, biz bu işi nasıl başardık Allah aşkına?" Ben bu sözü bizzat Ay'a ayak basmış bir insandan duyduktan sonra, 1970'lerin teknolojisiyle Ay'a nasıl gidildiğine şaşıran insanlara artık çok da kızamıyorum. Olabilir böyle kuşkular, ama bilim-kurgusal fantazileri bir kenara bırakıp olaya bilim ciddiyetiyle bakarsak, Ay'a gidişin tartışma götürür bir tarafı yoktur. Müslüman gençler bu tür iddiaları dikkate almamalı, böyle anlamsız komplo teorileriyle uğraşarak çok değerli olan zamanlarını kaybediyorlar.
|
|
1. BÖLÜM
2. BÖLÜM
4. BÖLÜM
5. BÖLÜM
| ||||||||||||||||||
|
|
|
|