AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
'Müslümanların Evrim Teorisi'nden dehşete kapılmalarına gerek yok'

- Sayın Hocam, bugün dünyanın pek çok ülkesi gibi Türkiye'de de bilim çevrelerine materyalist görüşte olan kişiler egemen durumda... Pozitif bilimlerle uğraşan insanların, hayata bakış açısı itibarıyla siyasal yelpazenin mutlaka 'sol kanadında' durmak zorunda oldukları gibi yaygın bir kanaat oluşmuş. İyi bir bilim adamının Tanrı'yla bağlarını ya son derece zayıf tutması ya da düpedüz ateist olması gerektiği yönünde bir dayatma gözlemliyoruz bilim çevrelerinde. Sözgelimi, halen üzerinde pek çok soru işareti bulunan ve kesinlikle kanıtlanmaya muhtaç olan "Evrim Teorisi", Türkiye'deki sosyalist bilim çevreleri tarafından kamuoyuna çok kesin bir bilimsel yasa olarak lanse ediliyor, bunu kuşkuyla karşılayanlar ise aşağılanıp gericilikle suçlanıyor.
Siz ise kariyeriniz boyunca hiç böyle bir materyalist maske takma gereği duymadınız ve Müslüman bir bilgin olduğunuzu her platformda açıkça dile getirdiniz.
Solcu düşüncenin kuşattığı bilim mafyasının bu tür dayatmalarına ve dindar bilginlere karşı yürütülen psikolojik savaşa ne diyorsunuz? İnsan materyalist olmadan da başarılı ve üretken bir bilim adamı olamaz mı?

- Sevgili Ali, ilk olarak şunu önemle vurgulamalıyım ki Batı ülkelerindeki halkların tamamını topyekün materyalist olarak görmek son derece hatalı bir tutumdur. Bu, bütün İslâm toplumlarını maddeciliğe hiç önem vermeyen, tamamen ruhsal boyutta yaşayan, adetâ her ferdi birer ermiş ya da evliya mertebesine ermiş kişiler olarak görmek kadar yanlıştır. Bana göre, yeryüzündeki bütün toplumlar bu iki uç algılayışın birer sentezidir. Ve altını çizerek söylüyorum ki, ideal olanı, Yüce Allah'ın da bizden istediği, bu ikisinden birinin diğerini hakir görmeyeceği, gölgeye itelemeyeceği itidalli bir hayat çizgisi içinde yaşamamızdır.

Ben Batı ülkelerinde geçirdiğim son kırk yılda senin tanımladığın mantıkla bilim üretenlere rastladığım gibi, sahip olduğu bilgiden gerekli manevî dersleri çıkarmış pek çok araştırmacıyla da karşılaştım. Yani, bilim dünyası o kadar da "elden çıkmış" bir alan sayılmaz. Bu konuda kesinlikle umutsuz olmamalısınız.

Sorudaki ikinci önemli nokta ise "Evrim Teorisi" tartışmalarıyla simgelediğin farklı bakış açıları… Belki sana şaşırtıcı gelecek, ama ben bazı noktalardan bakıldığında Evrim Teorisi'nin yaradılış düşüncesiyle barışık yönleri olduğunu da düşünüyorum. Çünkü bu teori aslında çok dallı budaklı ve geniş kapsamlı meselelere giriyor. Orada savunulanları yalnızca -iman sahiplerini haklı olarak rencide eden- şu ünlü "İnsanın atası maymunumsu canlılardır" iddiasından ibaret olarak düşünmek bence eksik olur.

Benim babam Kahire'deki El-Ezher Üniversitesi'nde hoca ve yöneticiydi. Yaşamı boyunca beni, kız ve erkek kardeşlerimi kaynağı ne olursa olsun bilgiye doğru yürümemiz ve o bilgiyi ne yapıp edip kazanmamız konusunda yüreklendirmiştir. Bunu yaparken de bizlere İslâm'ın yolundan uzaklaşmamız anlamına gelebilecek en küçük bir olumsuz tavsiyede dahi bulunmamıştır. Söylediği şey çok açıktı ve hepimizce de gayet tanıdıktı: "Bilim Müslümanların kaybolmuş malıdır, onu Çin'de bile olsa gidip alın!"

Babam sayesinde dogmaların etkisinden kurtularak çevreme ve dünyaya açıkfikirlilikle bakmayı öğrendim. Bu yaklaşım biçimi de sonradan bütün hayatıma yön verdi.

"Evrim Teorisi", adı üstünde, yalnızca bir teoridir. Araştırılmaya, incelenmeye ve üzerinde konuşulmaya muhtaç bir teori. Yaradılış inancı ise bilimsel bir teori değil -yine adı üstünde- inançtır.

Sözün burasında, sana Evrim Teorisi'ne ilişkin olarak kendi bulgularımdan bir örnek vermek isterim. Ben yükseklisans eğitimimi Güney Mısır'daki Assiut Üniversitesi'nde jeoloji üzerine yaptım. Okulu bitirme projem ise 60 milyon yıllık bir kaya kalıntısı içinde bulduğum mikrofosillerdi. Yaptığım araştırmalar sonucunda, o dönemin deniz canlılarının giderek küçüldüğünü ortaya çıkardım. Çünkü yaşadıkları su kaynakları organizmalarını besleyecek yoğunlukta bir gıda potansiyelinden yoksundu ve bu tehdit nedeniyle onlar da adım adım daha küçük formlara doğru kaymaktaydılar. Aynı türden kabuklu deniz canlılarının çağlar içinde ciddi farklılık gösteren kabuk büyüklükleri de bu tezimi kanıtlıyordu. Elde ettiğim bulguları gıda kaynaklarına bağlı "cüceleşme" (dwarfism) olarak formüle edip yayınladım. Bu canlıların yaşadıkları şey, bazılarının "evrim" dediği o uzun sürecin küçük bir kesitiydi.

Şimdi, ben Müslüman bir bilim adamı olarak ta kırk yıl öncesinde Mısır'da böyle bir bulguya ulaştım. Ne yapacağım bunu, örtbas mı edeceğim? Hayır, ortada zaten inancıma aykırı bir durum yok ki, neden rahatsızlık duyayım? Benim inancıma göre, Allah yeryüzündeki bütün canlıları değişen çevresel şartlara göre kendi biyolojik önlemlerini alacak ve organizmalarını yeniden biçimlendirecek bir mükemmellikte yaratmıştır. Ayakta kalabilmek için küçülmesi gerekenler küçülmüş, boylarının uzaması gerekenler boylarını uzatmış, yüzmeyi öğrenmesi gerekenler yüzmeye başlamış, daha hızlı koşmaları gerekenler daha hızlı koşmuştur. Ve bütün bu değişikler de milyonlarca yıllık bir sürece yayılmıştır.

Eğer yaratıcımız öyle dilemişse hayat bu şekilde de yürür. Yok eğer dilemezse bilime uygun bir vesile türetir ve o türün varlığını sona erdirir. Dinozorların, insanların varolduğu bir dünyada onlarla birarada yaşadıklarını düşünebiliyor musun? Herhalde korkunç şeyler olurdu yeryüzünde. Ama evrim denilen süreç duruma müdahale ederek onları bu dünyadan daha yolun başında -bir şekilde- çekip almış. Birilerinin "evrim" dediği bu ayıklama programına bizler ise rahatlıkla "Allah'ın küllî iradesi" diyebiliriz.

Kısacası, Müslüman bir bilim adamı olarak ben evrim araştırmalarından çok da rahatsızlık duymuyorum. Dahası, bu alanda çalışan bilginlerin belli bir noktaya kadar mantıklı sonuçlara vardığına da inanıyorum. Evrenin hakimi olan yüce Allah aynı evreni tümüyle bilim yasalarına uygun olarak yaratmıştır. Yaratma süreci ise halen devam ediyor. Evrende yaşanan herşeyin "âdetullah" gereği birer bilimsel açıklaması bulunmaktadır. Bilim adamlarının yapmaya çalıştığı şey ise yalnızca bunların adlarını koymaktır. Gördükleri mucizeler karşısında düşünüp iman etmeyenler var ise bu onların kişisel felaketidir. Bulduğum her yeni şey, bir Müslüman olarak benim imanımı güçlendiriyor.


4. BÖLÜMÜN FOTOĞRAFLARI

Uzay araştırmaları tarihinin ilk Müslüman astronotu olan Suudi Prensi Ahmet Bin Salman Abdülaziz El-Suud da Prof. Dr. El Baz'ın yakın ilgisi ve eğitimi altında yetiştirildi. 17 Haziran 1985'te uzay mekiği Discovery ile atmosfere çıkan Prens, bu yolculuk sırasında "uzayda namaz kılan ilk insan" unvanını da kazandı. Yukarıdaki fotoğrafta Salman, hocası El-Baz ile bir konferansta görülüyor.

Prof. Dr. El-Baz, Arap dünyasının şimdi hayatta olmayan iki ünlü simâsı, Mısır eski Devlet Başkanı Enver Sedat ile Ürdün Kralı Hüseyin'in yıllarca bilim danışmanlığını yaptı.
"Münire", "Şuraya", "Kerime" ve "Feyruz" adlarını taşıyan dört kız çocuğu babası olan Prof. Dr. El Baz'ın bu çocuklarından dört de torunu var. Fotoğrafta ünlü bilgin, torunları "Yasemin Grace", "Alia Nesrin", "William Jr." ve "Ian Shuler" ile birlikte görülüyor.



1. BÖLÜM: 'Armstrong asla Müslüman olmadı'
2. BÖLÜM: 'Bir çöldeki kum tanelerini bile hesaplayabilirim'
3. BÖLÜM: 'Apollo 15, Ay'a Fatiha Sûresi'yle gitti'
5. BÖLÜM: 'Henüz bir tek uzaylı bile görmedim'




2 Eylül 2004
Perşembe
 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Dizi Röportaj:
Ali Murat Güven


  1. BÖLÜM
  2. BÖLÜM
  3. BÖLÜM
  5. BÖLÜM
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED