AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
'Henüz bir tek uzaylı bile görmedim'


Prof. Dr. El-Baz, bir Müslüman olarak bilim dünyasına ve kültürlerarası yakınlaşmaya katkılarından dolayı 2002 yılında ABD'nin en önemli İslâmî sivil toplum kuruluşlarından biri olan Güney California İslâm Merkezi tarafından "Başarı Ödülü"ne layık görüldü.
- Sayın Hocam, insanoğlunun uzayın fethine yönelik en önemli atılımlarında çok kritik görevler almış bir bilim adamı olarak, adınız internetteki "UFO" sitelerinde de sıklıkla anılıyor. Bu sitelerin büyük bir bölümü ne yazık ki bilimsel ciddiyetten uzak, olaya fantazi boyutunda yaklaşan kafa karıştırıcı yayınlar yapmaktalar. Ancak, kanımca dünya dışı yaşam yalnızca hayâlperestlerin ya da Hollywood'un değil, ciddi bilim adamların da üzerinde önemle durması gereken bir konu…
Bu gibi gruplar sizin için de "Apollo Ay Programı sırasında ele geçirilmiş dünya dışı yaşam bulgularını gizleyen ekibin çok önemli bir üyesi" diyorlar. Onlara göre, dünya üzerinde bu "top secret" sırra vakıf olan az sayıdaki bilginden birisiniz.
1967-1972 yılları arasında gerçekleştirilen Apollo yolculukları sırasında Ay'da gerçekten dünya dışı zeki yaşama ilişkin bulgular elde edildi mi? Sözgelimi, uzaylılar tarafından inşâ edildiği düşünülebilecek mimarî yapılar, geçmiş uygarlıklardan kalıntılar gibi… Bir de Apollo astronotlarının seyahatleri sırasında kendilerini takip eden bir çok UFO'nun filmini çektikleri söyleniyor. Son yıllardaki insansız Mars seferlerinde de bu tür iddialar ortaya atıldı. Ne diyorsunuz bu tür söylentilere? NASA'da birşeyler dönüyor da bizler mi bilmiyoruz?

- Benim kırk yıllık bilim serüvenim içinde, şimdiye kadar önüme dünya dışı yaşam iddialarını destekleyecek nitelikte tek bir kanıt bile gelmedi. Aldığım sorumluluklar gereği çok üst düzey bilimsel ortamlarda bulundum, ama gerçekten bu konunun imâ yollu dahi gündeme geldiği bir durum olmadı. Üzülerek söylüyorum ki biz bilim adamlarının elinde hâlâ "kanıt" sayılabilecek tek bir film, fotoğraf ya da dünyadışı malzeme yok. Hayâlperestlere bakarsanız Amerikan hükümetine bağlı gizli birimlerde bunlardan yüzlercesi var, ama bana sorarsanız henüz en küçük bir kanıta dahi ulaşabilmiş değiliz. Tabii, ben kanıt derken amatör araştırmacıların ucuz hilelerle bezenmiş film ve fotoğraflarını kastetmiyorum, ciddi bilimsel bulgulardan söz ediyorum.

Evrende henüz bizim dışımızda zeki bir yaşamın ipuçlarını ne yazık ki yakalayabilmiş değiliz. "Ne yazık ki" diyorum, çünkü başka gezegenlerde yaşam olabileceği yönündeki iddiayı topyekün reddetmek için hiçbir nedenimiz yok. Ne dinsel ne de bilimsel açıdan. Olabilir elbette ve ben böylesine önemli bir bulguya ulaştığımda bunu insanlık âleminden gizlemeye gerek duymam. Ama yeşil derili uzaylıları şimdiye kadar yalnızca Spielberg'in filmlerinde görme şansına eriştim!

'Müslüman gençlikten çok şey bekliyorum'

- Gerçi bu saatten sonra ikinci bir Faruk El-Baz yetiştirmek oldukça zor, ancak biz yine de sizin ağzınızdan gençliğe yönelik umut dolu bir mesaj almak istiyoruz. Çağdaş bilimin en seçkin isimlerinden biri olarak, kendini bilim dünyasına adamak isteyen genç kuşaktan Müslümanlara ne gibi mesajlarınız olabilir? Büyük bilimsel kuruluşların yönetimlerini ellerinde tutan Batılı hükümetlerin bugünkü önyargılı İslâm anlayışı ve Doğu toplumlarına mesafeli yaklaşımı dikkate alınırsa, Doğu ülkelerinden çıkıp dünya çapında saygınlık kazanacak daha başka uluslararası bilginler de çıkarabilir miyiz? Yoksa bu süreç sizin kuşağınızla birlikte sona mı ermiş olacak? Yeni keşifler yapmak ve hem İslâm alemine hem de küresel bilime katkıda bulunmak isteyen Müslüman gençlere ne tavsiye edersiniz?

- Sevgili genç Müslüman kardeşlerime bu vesileyle iletmek istediğim bazı özel mesajlarım olacak elbette. Bu yüzden de şimdiki soruyu en az diğerleri kadar önemsiyorum Ali…

Ben jeolojide olduğu kadar ilâhiyat alanında da yetkin hocaların elinde büyümüş bir kişiyim. Babam, daha önce de söylediğim gibi, dünyanın sayılı üniversitelerinden biri olan El-Ezher'de hocaydı ve bizleri katıksız bir inançla büyüttü. Kendisi aynı zamanda bilimin her dalına gönül kapıları sonuna kadar açık bir aydındı. Sürekli okumamızı, araştırmamızı ve evreni olabildiğince anlamamızı isterdi. Şu hiç unutulmasın ki İslâm dininde insanoğlunun bilimsel anlamda gelişmesini, ilerlemesini ve atılımlar yapmasını engelleyici hiçbir emir ya da yasak yoktur. Hurafeleri ve bidatları boşverip, Kur'an'ın ruhuna bakarak konuşursak, Allah'ın kitabında böyle mantıksızlıklar göremeyiz! Aksine diğer bir çok dinsel inanışın aksine, son din olan İslâm, Kutsal kitabı Kur'an aracılığıyla bizleri içindeki herşey ile birlikte evren denilen bu sonsuz boşluğu keşfetmek için motive etmekte, hattâ neredeyse düpedüz kışkırtmaktadır. İslâm'ın ruhunu tam mânasıyla kavramış bir Müslüman için, yaşadığı dünyayı, onun üzerinde bulunan canlı-cansız bütün varlıkları ve bunun da ötesinde evreni araştırmak adetâ bir ibadettir.

Çağımızda genç Müslümanların en öncelikle yapmaları gereken şey, inançlarına sıkı sıkıya sarılmak, bu konuda eksik olduğunu gözlemlediğim özgüvenlerini güçlendirmek ve ardından da donanabildikleri kadar çok bilgiyle donanmaktır. Yüce Allah da onun aziz peygamberi de "cahil insanın kaybedenlerden olacağını" defalarca buyurmuşlardır. Daha fazla bilgiyle donanan insanın hem kendine hem de başkalarına saygısı artar. Toplumun diğer üyeleriyle didişmeyi bırakıp onları sevgiyle aydınlatmaya girişir.

Ben eğer okumaya ve bilgilenmeye bu denli kararlı bir biçimde, tutkuyla bağlanmasaydım, şimdilerde Nil kıyısında bir yerlerde belki de yaşlı bir çoban olarak ömrümün son yıllarını yaşıyor olacaktım. Elbette ki bu sözümle çobanları küçümsemiyorum, ileri bir uygarlığın işini iyi yapan çobanlara da ihtiyacı var. Ama onlardan daha önce, hayvanlara değil insanlara rehber olacak nitelikte kişiler yetiştirmemiz gerekli. Bu yüzden de Allah'tan sürekli bilgiyi diledim, O da kâlbime göre verdi ve bana tarihin kırılma noktalarını oluşturan önemli olaylarda kritik roller üstlenmeyi nasip etti.

İtiraf etmek gerekir ki, benim kuşağım Arap/İslâm dünyasında güçlü bir "ümmet bilinci"nin oluşturulması noktasında başarısız olmuştur. Benim gençlik yıllarımda İslâm ülkelerinde abartılı bir biçimde miliyetçi rüzgârlar esiyor, zaman zaman da sosyalist görüşler egemen oluyordu. Şimdi geçmişe dönüp baktığımda İslâm dünyasının selametinin bu akımlarda olmadığını daha iyi görüyorum.

Bizler ilk gençlik yıllarımızda yeterince şuurlu değildik. Ancak, bütün içtenliğimle söylüyorum ki İslâm dünyasının şimdiki genç kuşaklarından çok daha umutluyum. Yeni gelen nesiller, bilgiyle donanmış, parmakla gösterilen insanlar olarak İslâm'ın tüm dünyada seçkin birer temsilciliğini yapacaklar ve bizim başaramadığımızı mutlaka başaracaklar. İnsanlık ailesi içinde İslâm ümmetinin mutlaka saygın ve özel bir yeri olacaktır. İslâm, Türkiye'deki ve dünyanın diğer köşelerindeki aydın Müslümanlar sayesinde gelecekte terörle ve gerilikle değil, "en ileri olmakla" özdeş bir kavrama dönüşecektir. Hepinizden çok çalışmanızı istiyorum. Mısır'daki ücrâ bir köyde doğan Faruk şu küçük hayatına bütün bunları sığdırmışsa, sizler elbette ki daha fazlasını yapabilirsiniz. Hayata asılın ve başarın. İslâm kaybedenlerin dini değildir. Ayrıca şunu da hiç unutmayınız ki dünyadaki hiçbir aklı başında devlet, bilimsel çalışmalarında İslâm dünyasından gelen üstün beyinlere set çekerek bir yere varamaz. İnsanlığın gelişimine yön veren bütün büyük bilimsel atılımlar, daimla farklı uluslardan insanların ortak zekâsı ve gayretiyle gerçekleştirilmiştir. NASA'da Ay'a ilk ayak basıldığında bir sürü Müslüman bilim adamı çalışıyordu, bugün de çalışıyor, aynı şekilde gelecekte de çalışacaktır. Çünkü dünyanın bizden öğrenecek çok şeyi var.

'Türkiye'ye üç kez geldim'

- Hocam, benim ülkem Türkiye'yi merak ediyor musunuz hiç? Sözgelimi, bizdeki bilim ortamını yakından tanımak ister miydiniz? Herhangi bir bilimsel kuruluştan ciddi bir davet gelse Türkiye'yi ziyaret eder misiniz? Sizi ülkemizde ağırlamak bize büyük bir gurur verir.

- Belki şaşıracaksın şimdi ama, ben Türkiye'ye daha önce üç kez geldim. İki kez Ankara'da, bir kez de İstanbul'da bulundum. Attığım her adımda ortak bir kültürün topraklarında olduğumu hissederek bu ziyaretlerimden büyük keyif aldım. Sonuncu gelişim 2002 Haziran ayında İstanbul'aydı ve uzaktan algılama üzerine uluslararası bir konferansa katılıp tebliğ sundum (İTÜ tarafından düzenlenen Third International Symposium Remote Sensing of Urban Areas-Üçüncü Uluslararası Kentsel Alanların Uzaktan Algılanması Sempozyumu, 11-13 Haziran 2002).

Bu süreçte ülkenizin değerli bilim adamlarıyla çok yapıcı görüş alışverişlerim oldu. Eminim ki bu tür ziyaretlerim yakın gelecekte de tekrarlanacak. O zaman İstanbul'da seninle bu kez de yüzyüze görüşmeyi dilerim.

- Bunu ben de çok isterim Hocam. Bizleri kırmayıp, üniversitedeki onca yoğunluğunuz içinde bu kıtalararası söyleşiye zaman ayırdığınız için gazetem ve okurlarımız adına size gönülden teşekkür ediyorum.

- Ben de içtenliğin için teşekkür ederim Ali… Kardeş Türk halkına lütfen selam ve saygılarımı ilet.

Bu söyleşiden hemen sonra Fas'ın başkentindeki bir konferansa katılmaya gideceğim. Konferansın konusu "Arap Dünyasında Gençliğin Eğitimi". Gördüğün gibi yalnızca Ay'a iniş ya da uzaktan algılama ile uğraşmıyorum, İslâm dünyasının seni üzen çağdaş sorunları beni de fazlasıyla üzüyor ve bu konuda son nefesime kadar çalışmaya devam edeceğim. Gayret bizden, takdir Allah'tan…

(Türkiye'nin herhangi bir yerinden Prof. Dr. Faruk El-Baz'a İngilizce ya da Arapça olarak selam mahiyetindeki mesajlarınızı iletmeyi arzu ederseniz, Boston Üniversitesi Uzaktan Algılama Merkezi'nin aşağıdaki faks numarasını kullanabilirsiniz:
Bütün ön kodlar dahil olarak-- 001 / 617 / 353 32 00)

5. BÖLÜMÜN FOTOĞRAFLARI

Prof. Dr. El-Baz, Boston Üniversitesi'nde yöneticiliğini yapmakta olduğu "Uzaktan Algılama Merkezi"nde, mezun ettiği farklı uluslardan öğrencilerle birlikte. O, bölümündeki Müslüman öğrenciler tarafından bir hocadan da öte bir "önder" olarak kabul ediliyor.

Yaşarken efsaneleşen Prof. Dr. El-Baz'ın adı, son yılların popüler bilim-kurgu dizisi "Uzay Yolu: Yeni Nesil"deki bir uzay gemisine verildi. Batı televizyonlarında halen yayımlanmakta olan bu dizinin yanısıra, Amerikan HBO şirketi de yapımcılığını ünlü aktör Tom Hanks'in üstlendiği "Yeryüzünden Ay'a" adlı dizinin 10'uncu bölümüne "Faruk El-Baz'ın Beyni" adını verdi.
Amerikan bilim çevrelerinde büyük bir saygı görüp el üstünde tutulan Prof. Dr. El-Baz, farklı zamanlarda iki ABD başkanıyla, George Bush ve Bill Clinton ile birlikte…

Dünya üzerinde çok az insana nasip olabilecek kadar göz kamaştırıcı bir bilimsel kariyere sahip bulunan Prof. Dr. El-Baz, buna karşılık "geldiği yeri" hiç unutmadı. Sık sık ülkesi Mısır'a ve diğer İslâm ülkelerine ziyaretler gerçekleştiren El-Baz, Nil deltasında doğduğu köy olan Tûk El-Aklam'da köyün çocuklarıyla birlikte…


1. BÖLÜM: 'Armstrong asla Müslüman olmadı'
2. BÖLÜM: 'Bir çöldeki kum tanelerini bile hesaplayabilirim'
3. BÖLÜM: 'Apollo 15, Ay'a Fatiha Sûresi'yle gitti'
4. BÖLÜM: 'Müslümanların Evrim Teorisi'nden dehşete kapılmalarına gerek yok'






3 Eylül 2004
Cuma
 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu

Dizi Röportaj:
Ali Murat Güven


  1. BÖLÜM
  2. BÖLÜM
  3. BÖLÜM
  4. BÖLÜM
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED