T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

'Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam'

Ölümünün 42. yılında Risale-i Nur müellifi Said Nursi anılıyor. 83 yıllık ömrünün büyük bir kısmını Sibirya'da esaret, Türkiye'de de hapis ve sürgünle geçiren Said Nursi, 130 parçadan ve 6 bin sayfadan teşekkül eden Risale-i Nurları sürgün dönemlerinde yazdı.

Bediüzzaman Said Nursî, İkinci Meşrutiyet ve Cumhuriyet döneminin önde gelen İslâm mütefekkirlerinden biridir. 6000 sayfaya ulaşan ve 130 parçadan teşekkül eden Risale-i Nur'un müellifi olarak tanınan Said Nursi'nin yüzbinlerce seveni bulunuyor. Bazı çevreler tarafından Nurculuk Akımı olarak nitelendirilen Risale-i Nur hareketinin bir cemaat mı yoksa bir tarikat mı olduğu ise hala tartışılıyor.

Ölümünden sonra Risale-i Nur talebeleri belli başlı parçalara ayrıldılar. Bir kısmı siyasete de katılarak Adalet Partisi ve özellikle Süleyman Demirel'i desteklerken, 12 Eylül'den sonra bir kısmı da Turgut Özal'ı desteklediler. Risale-i Nur talebelerinin önemli bir kısmı da gündelik siyasetten uzak durmayı yeğlediler.

Nur Talebeleri artık gündelik bir gelenek haline getirdikleri risaleleri okumaya ve okutmaya devam ediyorlar. Başlı başına bir fenomen olan Said Nursi ve risaleleri dünyanın çeşitli ülkerinde müslüman ilim çevreleri tarafından da ilgiyle incelendi. Sözkonusu risaleler son 20 yılda bilimsel mercek altına alındı. Eserleri başta Arapça, İngilizce, Almanca ve Rusça olmak üzere 20'yi aşkın dünya diline çevrildi. Nur Risaleleri Türkiye'de en fazla satılan eserler arasında yer aldı. Said Nursi hakkında uluslararası sempozyumlar düzenlendi.

İlme doymayan bir delikanlı

1877'de Bitlis'in Hizan kazâsına bağlı İsparit nâhiyesinin Nurs köyünde dünyaya gelen Said Nursi 23 Mart 1960'da Şanlıurfa'da vefat etti. Küçük yaşlardan itibâren klasik medrese eğitimi alan münazaracı kişiliğiyle tanınıyor. Yetiştiği dönemde medrese hocalarıyla yaptığı tartışmalarda kendini kabul ettiren Said Nursi sevenleri tarafından Bediüzzaman Said-i Nursi olarak nitelendiriliyor. Bediüzzaman, çağının benzeri olmayan güzelliği anlamına geliyor. Küçük yaşlarda pek çok hocadan ders adlı, sık sık medrese ve hoca değiştirdi. Bu dönem içerisinde, Kur'an-ı Kerimi hatmedip, medrese usulünün başlangıç kitaplarını okudu.

Ders aldığı ünlü hocalar arasında Hizan Şeyhi olarak anılan Seyyid Nur Mehmet Hoca ile Arvas bucağında Şeyh Emin Efendi, Bahçesaray'da Mir Hasan Veli de bulunuyor. 15 yaşında Ağrı'ya bağlı Doğubayezid'e gidip, gündüzleri Bayezid Medresesi Şeyhi Mehmet Celali'den ders alan Said Nursi, geceleri de ünlü Kürt edibi Ahmet Hani'nin türbesinde kaldı.

Düşünce dünyasında ilk değişim

Doğubayezid'de geçirdiği üç aylık dönemde medrese eğitiminin temel kitaplarından olan seksenden fazla kitabı inceleyen Said Nursi, icazet alarak Doğubayezid'den ayrıldı. Van'da bulunduğu yıllar Said Nursi'nin düşünce dünyasında önemli değişimlerin meydana geldiği bir dönem oldu.

Bir gazeteden okuduğu İngiliz Sömürgeler Bakanı Gladstone'un Avamlar Kamarası'nda "Bu Kur'an Müslümanların elinde kaldıkça biz onlara hakim olamayız. Ya Kur'an'ı ortadan kaldırmalıyız, ya da Kur'an'ı onlardan soğutmalıyız" şeklindeki sözleri genç Said Nursi'nin içinde fırtınalar kopardı. Bir bakıma hayatını Kur'an'ın anlaşılmasına vakfetmesine Gladstone vesile oldu.

İlk sürgünü 19 yaşında

1889'da Siirt'te yerel din alimleri ile münazaraya giren Said Nursi ile diğer talebeler arasında kavga çıktı. Sözkonusu münazara Said Nursi'nin hem yanında kama taşımasına hem de Molla Said-i Meşhur olarak anılmasına sebep oluyordu. Cevval, münazaracı ve sözünü sakınmayan bir genç molla olarak sivrilen Said Nursi 19 yaşında iken Mardin Mutasarrıfı'nın emri üzerine elleri bağlanarak, jandarma gözetiminde şehir dışına gönderiliyor. Mardin'den Bitlis'e götürülen Said Nursi, Bitlis'te jandarmaya teslim edilir.

Bu onun ilk sürgünüydü. O yıllarda Molla Said olarak anılan Said Nursi, Bitlis'te Vali Konağı'nda ikamet etti. Ömer Paşa tarafından himaye edilen Said Nursi'ye Vali Konağı'nda özel bir oda tahsis edildi. İki yıl kadar Bitlis'te kaldıktan sonra Van Valisi Hasan Paşa'nın daveti üzerine Bitlis'ten ayrıldı.

Burada Vali Konağı'na yerleştirildi. Vali Konağı'ndaki ikameti Vali İşkodralı Tahir Paşa zamanında da devam etti. Said Nursi Van'da kaldığı dönemde fen bilimleri, tarih ve felsefe eserleri okuyarak günlerini geçirdi.

Doğu'da büyük üniversite

Said Nursî medrese eğitimi dışında fen bilimlerini de dini meselelerin anlatılmasında kullandı. Öte yandan çağının fikir hareketlerini de takip eden Said Nursi, toplumsal sorunlara da ilgi gösterdi. Daha o yıllarda içinde yetiştiği bölgenin sıkıntılarını gören ve sorunların temelinde eğitimi gören Said Nursi, doğuda dini ilimler ve fen bilimlerinin birlikte okutulduğu bir büyük medrese, bir üniversite hayali içinde yaşadı. Bu amaçla 1907 yılında İstanbul'a giden Said Nursi, Medresetü'l-Zehra adını verdiği ütopyası için girişimlerde bulundu, bu konuda Sultan Reşat ile görüştüğü Van'da üniversite kurulması için Sultan'dan ödenek sözü aldığı rivayet ediliyor.

Ancak dönemin hükümeti Said Nursi'nin projesine pek de sıcak bakmadı. Öte yandan çevresinde oluşan sempati çemberi ve bir takım teşebbüsleri Said Nursi'nin takip edilmesine neden oldu.

Bitlis'i savunurken Ruslara esir düştü

1910 yılında Van'a dönen Said Nursi, Şam'a davet edildi. Şam Emevi Camiinde yaptığı konuşmada İslam dünyasının sorunları hakkında düşündüklerini açıkladı. Bu konuşması 1911'de 'Hutbe-i Şamiye' adıyla yayınlandı. Ondan önce de 'Münazarat' adlı eserini yazdı. Şam'dan ayrılarak İstanbul'a gitti ve aynı yıl içerisinde Sultan Reşad'ın, Üsküp'te yaptırılmak istenen üniversitenin temel atma törenini de içeren Rumeli seyahatine doğu illerini temsilen katıldı.

Balkan savaşları sebebiyle yarım kalan bu projenin doğuda gerçekleştirilmesi için Padişahı ikna eden Said Nursi 1912 yılında İstanbul'dan ayrılarak tekrar Van'a döndü. 1913 yılında 'Medresetüzzehra' adını verdiği üniversitenin temelini Van Valisi'yle birlikte attı, ancak Birinci Dünya Savaşı'nın çıkmasıyla beraber öğrencileriyle birlikte cepheye gitti ve uğruna çok çaba sarf ettiği üniversite projesi de savaş sebebiyle yarım kaldı. Said Nursi, talebeleriyle birlikte gönüllü milis alayları teşkil etti. Savaş sırasında 'İşârâtü'l-İ'câz ' isimli tefsir kitabını yazmaya başladı. Pek çok talebesi şehit oldu ve kendisi de 1916'da Bitlis'i savunurken Ruslara esir düştü. Yaklaşık iki buçuk senelik esaret hayatı 1917 Ekim Devrimi'nin meydana getirdiği karışıklık sırasında firar etmesiyle son buldu.

Sibirya, Berlin, Varşova ve Sofya üzerinden 1918'de İstanbul'a geldi. İstanbul'da devlet ricalinin ve ilim çevrelerinin büyük bir ilgisiyle karşılanan Said Nursi, Mehmet Akif Ersoy'un da içinde olduğu Dârü'l-Hikmeti'l İslamiye âzâlığına tayin edildi.

İstanbul'da bulunduğu yıllarda Nokta, Sünuhât, Lemâat, Katre, Habbe, Zerre, Şemme adlı risalelerini yazdı ve bunlarla birlikte yirmi iki eserini bastırdı. Bu eserler arasında daha önce yazdığı mantık ilmine ait Kızıl İcaz ve İşârâtü'l-İ'câz adlı tefsiri de yer alıyor.

'İSTİBDADI NERDE GÖRSEM TOKATLARIM'

İstanbul'un fikir çevrelerinde yer alan Said Nursi, Fatih Malta'daki Şekerci Han'da ve Fatih Camii'nin İtfaiye'ye açılan yol üzerindeki Reşadiye Han'da ikamet etti. Bu mekanlar dönemin fikir tartışmalarının yapıldığı mekanlardı. Malta'da Şekerci Han'da kalırken, İstanbul'un ileri gelen alimleriyle görüşmeler yapan Said Nursi, kapısına "Burada her soruya cevap verilir ancak soru sorulmaz" diye yazarak dikkat çekti.

Dönemin ünlü fikir adamları olan Mehmet Akif, Eşref Edip gibi isimlerle arkadaş olan Said Nursi, çeşitli gazetelerde yazdığı makalelerle, meşrûtiyet tartışmalarına katılmış; meşrûtiyetin İslam'ın ruhuna uygun olduğunu dile getirmişdi. Said Nursi, "İstibdatın her nevine karşıyım. Onu nerede görürsem tokadımı vururum. Bence en kötüsü ilmi istibdattır. Ben ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam. İman ne kadar gelişirse hürriyet de o kadar parlar. İşte asr-ı saadet" sözleriyle meşrutiyet hareketine açık destek verdi. Hürriyet ve meşrutiyetin İslam'a aykırı olmadığını, tam aksine istibdat ve mutlakiyetçi yönetimlerin İslama aykırı olduğunu dile getirdi.

Meşrutiyet'in ilanının üçüncü gününde İstanbul'da meşrutiyete sahip çıkan bir nutuk okudu. Aynı nutku Selanik Hürriyet Meydanı'nda da tekrarladı. Said Nursi'nin İstanbul'daki ilk yıllarını Eşref Edip, "O zamanlar hemen her gün idarehaneye gelir; Akif'ler, Naim'ler, Ferit'ler, Izmirli'lerle birlikte saatlerce tatlı tatlı musahabelerde bulunurduk. Üstad, kendine mahsus şivesiyle yüksek ilmî meselelerden konuşur, onun konuşmasındaki celâdet ve sehamet bizi de heyecanlandırırdı" sözleriye anlatıyor.

Divan-ı Harp'te yargılandı

İstanbul'da gün geçtikçe daha fazla tanınan Said Nursi'nin adı 31 Mart Olayı'na karışıyor. 1909'da patlak veren ve II. Abdulhamid'in tahttan indirilmesiyle sonuçlanan 31 Mart olayında yatıştırıcı bir rol oynamasına rağmen, idam talebiyle Divan-ı Harp'te yargılandı. Suçsuz olduğu anlaşılarak mahkemede beraat eden Said Nursi, Divan-ı Harp Mahkemesi'nde yaptığı savunmasını daha sonra 'İki Mektebi Musibetin Şehadetnamesi' adıyla yayınladı. Aktif ve coşkulu bir kişi olan Said Nursi 1913'te Batı Trakya hareketi olunca talebeleriyle birlikte derhal Teşkilat-ı Mahsusa'nın emrine girdi, Kuşcubaşı Eşref'in başını çektiği Batı Trakya Hükümeti'nin kuruluşunda rol oynadı.



Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 

A. Muradoğlu

Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED