T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Eceli onu Urfa'ya çağırdı

Ankara'ya verilen bir rapor Said Nursi'nin tayyarelerle takip edilmesine neden oldu. Raporda, Said Nursi'nin, cemiyetçilik ve tarikatçılık yapmadığı ancak onun bir sözüyle kendini feda edecek 200 bin talebesi olduğu belirtiliyordu.

1935'de yüz yirmi talebesiyle beraber, Eskişehir Mahkemesi'ne ve Hapishanesi'ne sevkediliyor. Eskişehir Hapishanesi'nde bir sene kadar yattıktan sonra, Kastamonu'ya götürüldü. Kastamonu'da polis nezareti altında sekiz sene kadar kalıyor. Said Nursi'nin Kastamonu'da talebesi olan merhum Mehmet Fevzi Efendi, 1970'li yıllarda MHP camiası tarafından da çok sevilen zatlardan biriydi. Said Nursi'nin sürgün gittiği her yerde pekçok talebesi oldu. Bunların bir kısmı hapis arkadaşlarıydı. Hapishaneleri Medrese-i Yusufiye olarak niteleyen Said Nursi, yıllarca süren hapislik hayatına yeni anlam katıyordu. Hükümet Said Nursi'yi il il gezdirerek bir bakıma istemeden de olsa Risale-i Nur talebelerinin çoğalmasını da sağlamış oldu. Said Nursi'yi sevenlerin sayısı hergeçen gün artacak, sonraki yıllarda bu potansiyel oy deposu olarak görülecekti. Süleyman Demirel bu potansiyeli en iyi değerlendiren siyasetçilerden biriydi.

Tayyareler Said Nursi'yi takip etti

Said Nursi 70 talebesiyle birlikte Kastamonu'dan Denizli Mahkemesi'ne sevkedilmek üzere Ankara ve Isparta'ya götürülüp, oradan da Denizli Hapishanesi'ne sevkedildi. Denizli Mahkemesi, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi yoluyla, profesörler heyetine Risâle-i Nur'u bilirkişi olarak incelettirdi. Bilirkişi heyeti Risaleler hakkında müspet rapor verdi. Bunun üzerine Said Nursî ve talebeleri, on aylık bir hapsin ardından serbest bırakıldılar. Mahkeme tarafından zaptedilen Risâle-i Nurlar da sahiplerine iade edildi.

Said Nursi beraat ettikten sonra iki ay kadar, Denizli'de kaldı. Ne var ki çilesi burada bitmiyordu. Bakanlar Kurulu kararıyla Afyon'un Emirdağ İlçesi'ne sürgün edildi. Emirdağ'da hükümet doktoru ve İskan Müdürü Dr. Tahir Barçın tarafından nüfusa kaydettirildi. Artık mahkemelerde Said Okur olarak çağırılacaktı. Talebeleri ise Bediüzzaman Said Nursi'yi tercih ettiler. Emirdağ'da 4 senelik sürgünden sonra 1948 yılı başlarında 60 talebesiyle hapishaneye konuldu. 20 ay Afyon'da hapsedildi, 20 Eylü1 1949'da tahliye edildi. 2 ay Afyon'da ikâmet etti.

Ankara'ya ürkütücü bir rapor

Afyon'da Said Nursi'nin evi, İçişleri Bakan'nın emriyle Afyon Valisi ve Emniyet Müdürü tarafından gece yarısı basıldı. Savcı evin aranmasına izin vermedi. Polis ancak ertesi sabah Said Nursi'nin kapısının kilidini kırdırarak odasını didik didik etti. Ertesi günlerde de tayyareler tarafından akşam saatlerine kadar takip edildi. Bunun sebebi Ankara'ya verilen bir rapordu. Raporda, Said Nursi'nin cemiyetçilik ve tarikatçilik yapmadığı, ancak onun bir sözüyle kendini feda edecek 200 bin Nurcu olduğu iddia ediliyordu. Endişelenen İçişleri Bakanı Said Nursi'nin adım adım izlenmesi talimatını veriyordu..

Said Nursi'ye yaklaşmak, onunla sohbet etmek cesaret isteyen bir işti. Pekçok talebesi hapiste Said Nursi'ye yardım ettikleri için taciz edildikleri gibi gardiyanlar tarafından falakaya yatırılıyorlardı. Afyon'dan Emirdağ'a gelen Said Nursi'nin etrafındaki baskı çemberi, 14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'nin yönetime gelmesiyle az da olsa gevşiyordu.

Said Nursi Afyon Hapishanesi'nden sonraki dönemini Üçüncü Said olarak niteledi. Cumhurbaşkanı seçilen Celal Bayar'a tebrik telgrafı gönderdiği gibi, Kore'ye asker gönderilmesini tasvip edecek, hatta talebesi Bayram Yüksel de Kore'ye gidecekti.

Risale-i Nur yasağı yıllar sürdü

1951 yılında Eskişehir'i ziyaret eden Said Nursi, birbuçuk ay Yıldız Otel'de konakladı. Bu süre içerisinde Eskişehir'deki talebeleri ve diğer sevenleriyle hasret giderdi. 1952'de Gençlik Rehberi isimli eseri yüzünden hakkında bir dava da İstanbul'da açıldı. 22 Ocak 1952'de İstanbul'da görülen mahkemesinde izdiham yaşandı. 5 Mart 1952'de görülen duruşmada oybirliği ile beraat etti. İstanbul'dan Emirdağ'a giden Said Nursi, Samsun' da açılan yeni bir dava nedeniyle Samsun'a gitmek için tekrar İstanbul'a geldi. Dava, gazeteci Ahmet Emin Yalman'ın 1953'de Hüseyin Üzmez tarafından silahla yaralanmasının ardından başlatılan bir tutuklama furyası sırasında açıldı. Dava konusu, Büyük Cihat gazetesindeki, "En Büyük İsbat" başlıklı bir yazısıydı bu kez.

Ağacına sarılıp uzun uzun ağladı

Hasta olduğu için rapor alarak güç bela Samsun yerine İstanbul mahkemelerinde ifade verdi. Mahkemeden çıkan karar beraatti. İstanbul'da üç ay kadar kaldı. Bu süre zarfında İstanbul'un Fethi'nin 500. yıldönümü kutlamalarına katıldı, hatta törenlere katılan Fener Rum Patriği Athenegors'la da görüştü.

İstanbul'dan Emirdağ'a dönen Said Nursi, 3 aya yakın bir süre kaldıktan sonra Eskişehir'e, oradan da Isparta'ya gitti. Barla'yı, ilk gözağrısı bu şirin beldeyi ziyaret etti. Kendisine ağaç üstüne barınak yapan talebelerinden marangoz Mustafa Çavuş'un evinin önünden geçerken gözyaşlarını tutamadı. Mustafa Çavuş, Said Nursi Kastamonu'da iken vefat etmişti, evin kapısında kocaman bir asma kilit vardı. Buradan 8 yıl kadar kaldığı eve giden Said Nursi bir süre dinlendikten sonra kendisini yalnız bırakmalarını rica etti. Said Nursi, tepesinde küçük bir ev olan vefakar ağacın yanına gitti, ağaca sarılıp uzun uzun ağladı.

Ecel onu Urfa'ya çekti

Isparta'ya dönen Said Nursi Barla ve Emirdağı'nı ziyaret etmeyi sürdürdü. 12 Nisan 1957'de Isparta Tugay Camii'nin temel atma törenine davet edildi. Talebesi Bayram Yüksel o günü şöyle anlatıyordu:

"Tugayın subayları Üstad'a bakıyorlardı. Hiç böyle bir zat görmemişlerdi. Kılık-kıyafeti şeair-i İslâmiye'yi gösteriyordu. Elinde şemsiyesi, gözünde güneş gözlüğü vardı. Bütün nazarlar Üstadımız'daydı; herkes birbirine 'Bu zat kim?' diyorlardı. Bir yüzbaşı koşarak sandalye getirdi, 'Buyurun efendim, oturunuz' dedi. Üstad teşekkür ederek oturdu. Tugay komutanı çok güzel bir konuşma yaptı. Üstadımız da dinledi. Konuşması bittikten sonra tugay komutanı Üstadımız'a işaret ederek, 'Hoca Efendi camiye harcı koysun' dedi. Üstad 'Bismillah' dedi ve harcı attı. Tugay Komutanı Feyzi Fırat Bey, Üstadımız'a ve Isparta halkına teşekkür etti. Ondan sonra birçok subay Üstad'a karşı hürmetle alâkadar oldu."

1960 yılına doğru artık yorulmuş ve hastalığı da artmıştı. Ömrünün son günlerini yaşadığını idrak ediyordu. Batı Anadolu'da uğradığı son durak İsparta'ydı. 19 Aralık 1959'da Ankara gitti, Emirdağ ve Konya'yı ziyaret etti. Ankara ve İstanbul'a gitti. Hükümet Emirdağ'a gitmesini istedi. 20 Ocak 1960'da Emirdağ'dan İsparta'ya döndü. Kısa bir süre Afyon ve Emirdağ'da kaldıktan sonra zatürreeye yakalandı. 19 Mart günü sabah namazından sonra dostlarıyla vedalaşarak İsparta'ya döndü. Bir Ramazan ayıydı. Resmi makamlar onun il dışına çıkmasını yasaklamışlardı. Memleketinden çıkalı 34 yıl olmuştu. Ama daha çok Ispartalı, Barlalı, Emirdağlı, Eskişehirli ve Kastamonulu'ydu. Yine de bir memleket özlemi vardı içinde. Hastalığı da giderek artıyordu. 20 Mart 1960 günü uyandıktan sonra ilk sözü, "Gideceğiz" oldu. İlk istikamet Urfa'ydı. Talebeleri yolculuğa çıkmasını istemediler. Son derece kararlıydı. Hüsnü Bayram, Bayram Yüksel ve Zübeyir Gündüzalp'ın kolları arasında arabaya bindirilerek gizlice kaçırıldı.

"Urfa'dan derhal geri götürün"

Said Nursi'nin Isparta'dan ayrıldığı haberi kısa sürede polise ulaştı. Yol üstündeki kasabalara vilayetlere telgraflar çekildi. Hiçbir yerde eğlenmeden yola devam eden araç, Konya, Adana yoluyla ertesi sabah Urfa'ya ulaştı. Said Nursi İpek Palas Otel'in 27 numaralı odasına çıkarılarak yatırıldı. İçişleri Bakanı Namık Gedik, derhal İsparta'ya geri gönderilmesi talimatı verdi. Hastalığı ağırlaşan Said Nursi'nin hareket etmeye takati yoktu. Talebelerinin, "Üstad çok hasta, yola dayanamaz" sözleri ise yetkililer tarafından, "Bakanlıktan emir var, derhal Urfa'dan çıkacaksınız, gerekirse ambulans veririz. Nasıl çıkıp geldiyse, aynı şekilde dönecek" denilerek karşılandı. Bu arada Urfalılar da İpek Oteli'nin önünde biriktiler ve Said Nursi'yi ziyaretlerini sürdürdüler. Polisin "geri dön" sözlerine Said Nursi, "Ben buraya dönmeye gelmedim. Burada kalacağım, belki burada öleceğim" diyerek karşılık verdi. Belediye başkanı ve DP il yöneticileri de emniyet müdürü ve validen ağır hasta Said Nursi'yi rahat bırakmaları istediler.

Bir otel odasında son nefesini verdi

Hükümet tabibinin yolculuk edemeyecek kadar hasta olduğuna dair raporu dahi etkili olmadı. Ankara'ya açılan telefonların, telgrafların haddi hesabı yoktu. Ramazan'ın 27. günü, yani Kadir Gecesi'ydi, takvimler 23 Mart 1960'ı gösteriyordu. Sabah namazı için Said Nursi'yi kaldırmak isteyen talebeleri ondan ses alamadılar. Cumhuriyet döneminin en renkli ve en tartışmalı kişiliği olan, ömrü esarette, hapiste ve sürgünde geçen Said Nursi son nefesini vermişti. Said Nursi, 24 Mart Perşembe günü 1960'da onbinlerce insanın göğe yükselen tekbir sesleri arasında ve hafif hafif çişeleyen bir yağmur eşliğinde Halilurrahman Dergahı'nda toprağa veriliyordu.

Ne var ki vefat ettiği halde Said Nursi'nin Urfa'daki misafirliği topu topu 3 ay 18 gün sürecekti.

ÜSTAD ISPARTA'DAN URFA'YA GİZLİCE KAÇTI

Said Nursi'nin talebesi merhum Bayram Yüksel Urfa günlerini anlatıyor:

"20 Mart 1960 saat tam dokuzdu. Evinin önünde caddede iki polis bekliyordu. İnönü, Menderes'e hücum etmişti. O zaman hükümet bildirisi olarak radyoda 'Said Nursî'nin Emirdağ ve Isparta'da oturması tavsiye olunur' diye okumuşlardı. Polisler, ekseri Ankara veya İstanbul'a gider diye çok korkuyorlardı.

Onun için çift polis bekliyordu. Araba hareket etmeden, ev sahibi Fitnat Hanım, arabanın yanına geldi. Üstadımız, 'Hemşirem Allah'a ısmarladık, bana dua edin, çok rahatsızım' demişti. Fitnat Hanım'ın gözleri yaşarmıştı. Fitnat Hanım'dan polisler geldiğinde onları bir süre oyalamasını, kapıyı açmamasını istedik.

Urfa'ya saat onbirde girdik. Doğru Kadıoğlu Camii'ne gittik. Abdullah Yeğin ağabey oradaydı. Üstad, 'Çabuk gidelim beklemeye vaktim yok' dedi. Abdullah ağabeye sorduk, 'Hangi otel temiz ise, bizi oraya götür.' İpek Palas'a gittik. Üstad'ı indirirken çok kalabalık bir cemaat geldi, daha çokları Üstad'ı bilemiyordu. Otelin üçüncü katına çıkardık, kollarımızın arasından kendini yere atıverdi. Koltuklarına girerek yatacağı odaya götürerek yatırdık. Köşede, 27 numaralı oda idi. Halk Üstad'ın Urfa'ya geldiğini duyunca, İpek Palas'a doğru akın etmeye başladı.

Isparta'da olsun, Emirdağ'da olsun, hasta olduğu zaman kimseyi yanına almazdı. Urfa'da ise hiç kimseye itiraz etmedi. Bütün Urfalılar'ı kucaklıyordu. Biz bilemedik. Mübarek Üstadımız'ı bütün Urfalılar ziyaret ettiler. Üstad hiç itiraz etmedi. Hem tahammül etti, hem de yatmadı.

Üstad 24 Mart, sabaha karşı vefat etti. Mübarek naaşı öğle namazından sonra İpek Palas'tan alındı ve iki saatte ancak dergâha gidebildi. Müthiş bir kalabalık vardı. Urfalılar dükkânlarını kapamışlardı. Cenazesini Molla Abdülhamid Efendi yıkadı. O gece cenazesi camide kaldı. Civar illerden, kaza ve köylerden gelen çok kalabalık bir cemaatle sabaha kadar hatimler okundu.

Cenaze Cuma günü kaldırılacakken Urfa'da çok fazla izdiham olmasından dolayı vazgeçildi. Bir de Isparta milletvekilleri Menderes'e çıkarak, Üstad'ın cenazesini Isparta'ya götürmek istediklerini söylemişler. "Urfa halkı bunu duyunca, 'Biz buradan cenaze vermeyiz' dediler.

Sadece Türkiye'den değil, dış devletlerden duyanlar da cenazesine geliyorlardı. Urfa Valisi Şerafettin Atak, bizi çağırdı ve rica etti. 'Cenaze Cuma günü kalkacaktı, çok fazla dahilden ve hariçten kalabalık gelmeye başladı, rica ediyorum, biz bugün ikindi namazını müteakiben cenazeyi defnedeceğiz' dedi. Aniden belediye hoparlörüyle ilân edildi. Perşembe günü ikindi namazını müteakiben, vali ve belediye reisi de dahil olmak üzere cenaze namazı kılındı. Perşembe günü ikindi namazını müteakip dergahta defnedildi. Emniyet mülahazasıyla askerî birlikler, Urfa'nın etrafını tanklarla çevirmişti.

RİSALE-İ NUR'LARA 1500 DAVA AÇILDI

Said Nursi'nin kaleme aldığı 'Risale-i Nur'ların serbest bir şekilde neşredilmesi çok zaman aldı. Bu konuda büyük bir hukuk mücadelesi verildi. Isparta'da bir başka savcı, Said Nursi'nin, eserleri ve talebeleri hakkındaki Türkiye'de açılmış tüm davaları birleştirmek istedi, fakat Sorgu Hakimliği'nin incelemeleri sonucunda sözkonusu talep 1956 yılında reddedildi. Said Nursi'nin Afyon'da hapsedilmesinden önce Nur Risaleleri 1947'den itibaren teksir makinasıyla Isparta ve İnebolu'da neşredilmeye çalışıldı. Afyon Mahkemesi, 1956'da Diyânet İşleri Riyaseti Müşavere Kurulu'nun bütün Risale-i Nur Külliyâtı'nı tek tek inceleyerek her bir Risale hakkında, olumlu ve yararlı Kur'anî bir tefsir olduğuna ilişkin raporu üzerine Nur Risaleleri'nin beraat ve iadesine karar verdi. Nur Risaleleri hakkında yüzlerce dava açılmasına karşın bu davalar tek tek beraatle sonuçlandı. Her Nur Risalesi hakkında dava açıldı, bunların toptan neşri için izin çıkması ise neredeyse 1970'leri buldu. Nur Risaleleri, müellifinden daha uzun bir süre yasaklara maruz kaldı. 40-50 yıl yasaklı kalan Risaleler bugün serbestçe neşrediliyor.

Ne bir ev bıraktı ne de bir mezar

Said Nursi hakkında 700 civarında kamu davası açıldı. 1926'dan 1960'a rejim aleyhtarı olmak ve gizli cemiyet kurmakla itham edilen Said Nursi, bu suçlamalardan beraat etti. Polis tarafından çok sıkı şekilde takip edilen ve bütün hayatı zapt ü rapt altına alınan Said Nursi'ye yönelik 20'ye yakın zehirle öldürülme girişimi olduğu rivayet ediliyor. Said Nursi bazı risalelerde bu girişimleri zikretti. Uzun bir süre Risale-i Nur bulundurmak, okumak, dağıtmak yasaklandı. Nur Risaleleri hakkında bin beşyüz kadar kamu davası açıldı. Bu davalarda yüzlerce talebe yargılandı. Nur Talebeleri, Türk Ceza Kanunu'nun 163. maddesine göre "devletin temel nizamını dini esaslara uydurmak" fiili ile suçlandılar. Bine yakın davada medreselerde ve evlerde ele geçirilen Risale-i Nurlar, rahle, tesbih ve namaz takkeleri suç unsurları olarak gösterildi. İkinci Abdulhamit, İkinci Meşrutiyet, İttihat ve Terakki ile Cumhuriyet dönemini fırtınalı bir şekilde yaşayan Said Nursi'nin bugün mezarı dahi meçhul. 35 yıl kendi evinde yaşamaya fırsat bulamadığı gibi, evlenmeyi de göze alamayan Said Nursi'den geriye kalan tek miras ise Risale-i Nur oldu.




Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 


A. Muradoğlu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED