T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

'Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir'

Şanlıurda'daki mezarından çıkarılarak askeri bir uçakla Afyon'a, oradan da ambulansla Isparta'ya götürülen Said Nursi'nin naaşı kamuoyuna açıklanmayan bir yere defnedildi.

Şanlıurfa'daki İpek Palas Otel'inin 27 numaralı odasında 23 Mart 1960 günü son nefesini veren Said Nursi, Halilurrahman Dergahı'nda toprağa verildi. Yaşadığı sürece ciddi bir problem olarak görülen Said Nursi'nin naaşına da rahat verilmedi. Urfa'daki mezarı 27 Mayıs 1960'daki askeri darbeden kısa bir süre sonra gizlice açılarak gizli tutulan bir yere nakledildi. Naaşın nakledilmesini sadece sınırlı sayıda insan biliyordu, bunlar arasında kardeşi Abdülmecit Ünlükul ile birkaç talebesi vardı.

Kayıp mezar olayı yıllarca gündeme getirilmedi. Son 15 yılda içerisinde kayıp mezar hakkındaki giz perdesi aralanmaya başladı. Bu konunun gündeme gelmemesinde talebelerinin büyük bir payı var. Said Nursi talebelerine mezarının gizli tutulmasını ve birkaç kişi dışında kimsenin bilmemesini vasiyet etmişti. Talebeleri de bu vasiyete hep uydular.

Mezarı sırrını koruyor

Kaderin bir garip cilvesiyle, dönemin askeri yönetimi de Said Nursi'nin naaşını Urfa'daki mezarından çıkartırıp, meçhul bir yerde defnettiler. Böylece deyim yerindeyse bu vasiyetin gereğini yerine getirdiler. Cumhuriyet dönemi dahil yakın tarihimizde, Said Nursi'den başka, mezarından çıkarılarak meçhul bir yere naaşı nakledilen bir kişi bilinmiyor. Said Nursi'nin naaşının uçaktan Akdeniz'e atıldığı da ileri sürülmesine rağmen, yakınları ve talebeleri bunun doğru olmadığını, naaşın Isparta'da defnedildiğini belirtiyorlar. Bir başka rivayete göre, Said Nursi'nin naaşı Isparta Yenice Mahallesi Mezarlığı'ndan en yakın birkaç talebesi tarafından çıkarılarak Emirdağ ya da Barla'da defnedildi. Rivayetler muhtelif, ancak Said Nursi'nin mezarı hala meçhul.

Türkeş: Nakil emrini MBK vermedi

Said Nursi sağlığında mezarının istinatgah olarak kullanılmamasını şiddetle tavsiye etmesine rağmen, mezarı adeta türbeye dönüştürüldü. Dönemin DP Hükümeti, bu konuda endişe duymasına karşın halkın tepkisinden çekindiği için bir şey yapamadı. Said Nursi'nin naaşı 27 Mayıs 1960'daki askeri darbeden sonra Milli Birlik Komitesi tarafından verilen talimat üzerine kabrinden çıkarılarak meçhul bir yere götürüldü. Said Nursi'nin naaşının kaldırılması emrini 27 Mayıs'ın Devlet Başkanı yaptığı Org. Cemal Gürsel'in vediği öne sürülüyor. Emri yerine getiren Cemal Tural'dı. Olayın ayrıntıları 35 yıl sonra, o dönemde Milli Birlik Komitesi Üyesi olan MHP Lideri Alpaslan Türkeş tarafından anlatılacaktı. Said Nursi'nin kardeşi Abdulmecit Ünlükul da nakil olayı hakkında ilginç bilgiler verecekti. 1963'de Hindistan'dan sürgünden döndükten sonra siyasete atılan Türkeş, Said Nursi'nin kayıp mezarı hakkında sorulara muhatap kaldı. Uzun yıllar suskunluğunu koruyan MHP Lideri Türkeş, gazeteci Hulusi Turgut'a 1995 yılında anlattığı anılarında kayıp mezarla ilgili açıklamalarda da bulunuyordu.

Kızıloğlu gündeme getirdi

Türkeş, kayıp mezar ile ilgili yaptığı açıklamalarda nakil olayının Milli Birlik Komitesi toplantısında gündeme geldiğini belirtiyordu. Konuyu gündeme getiren askeri yönetimin İçişleri Bakanı emekli general İhsan Kızıloğlu'ydu.

"İhsan Paşa elinde bir dosya ile geldi. Bir konuda bilgi vermek istediğini söyledi. Paşanın Komite'ye anlattıklarına göre, 27 Mayıs'tan önce, Urfa'da vefat edip, oraya defnedilen Said Nursi'nin kardeşi, kendilerine bir dilekçe vermiş, ismi Mehmet olabilir, ama soyadı, kardeşinin soyadına benzemiyordu. Dilekçe sahibi, 'Ben Konya'da oturuyorum, oysa ağabeyimin mezarı Urfa'da. Sık sık ziyaret etmek istiyorum, ama iki şehrin arası uzak olduğu için her zaman ziyaret imkanı bulamıyorum' demiş. Paşa bize bunları anlattıktan sonra, 'Said Nursi'nin kardeşi kabir nakli istiyor' dedi. Dilekçe MBK'da Kızıloğlu tarafından okundu ve üyelere gösterildi" diyen Türkeş, "Komitenin izin vermesi halinde, Cemal Gürsel Paşa'ya da arzedileceğini belirtti. Milli Birlik Komitesi kabrin nakline izin verdi. Gelişmeler hakkında, İçişleri Bakanlığı tarafından bilgi sunulması da hatırlatıldı. Olayın bize yansıyan şekli budur. Biz olayı böyle biliyoruz. Kızıloğlu'nun verdiği bilgi dışında bir ayrıntı alamadım. Zaten 13 Kasım oldu, biz yurt dışına çıkarıldık. Olayın komiteye sunulan kısmını biliyorum" şeklinde konuşuyordu.

Dilekçe zorla imzalatıldı

Kayıp Mezar olayının Türkeş'e yansımayan bir başka yüzü vardı. Türkeş'in dilekçe sahibi olarak sözünü ettiği Said Nursi'nin kardeşi, Konya'da öğretmenlik yapan Abdulmecit Ünlükul'du. Nakil için herhangi bir talebi olmamıştı. İşin gerçeği, Ünlükul, askeri yönetimin talimatıyla hazırlanan dilekçeye imza atmak zorunda kalmıştı. Türkeş'in dile getirdiği dilekçe metni anlattığı gibiydi. Necmettin Şahiner'in 1988'de neşredilen "Bilinmeyen Yönleriyle Bediüzzaman Said Nursi" isimli kitabında dilekçeyi imzalatanlar Konya'ya gelen Urfa valisi Necdet Yalçın ve General Cemal Tural olduğu belirtiliyor. Ünlükul şöyle anlatıyordu:

'Kağıdı lütfen imzalayın'

"Temmuz ayının başlarında ve abimin vefatının beşinci ayıydı. Öğle namazı vaktinde Birinci Şube Şefi İbrahim Yüksel geldi. Sizi vali bey çağırıyor dedi. Vilayete gitik. İçeri girdiğimizde 3 general vardı. Biri Cemal Tural, biri de Refik Tulga idi. Tulga II. Ordu Komutanı ve Geçici Konya Valisi'ydi. Tural bana, 'Abinizin kabrini şark ahalisi ve güney sınırımızdan kaçak gelip ziyaret edenler var. Nazik bir durumdayız. Sizin de iştirakiniz ile kabrini İç Anadolu'ya nakledeceğiz. Şu kağıdı lütfen imzalayın dedi ve benim ağzımdan yazılmış bir dilekçe uzattı. 'Benim böyle bir isteğim yok, ne olur hiç olmazsa kabrinde rahat etsin' dedim, ancak imzalamaya mecbursun biz zor durumda bırakma dediler."

Askerler önce çok korktular

Ünlükul, 12 Temmuz günü Askeri uçakla Diyarbakır'a, oradan da başka bir uçakla Urfa'ya gittiklerini belirterek, Said Nursi'nin naaşını çıkardıklarını belirtiyordu. "Beni askeri vasıtayla yine askeri bir binaya götürdüler. Akşam olduktan sonra beni bir jiple bir yüzbaşı refakatinde ve bazı erlerle beraber Halilurrahman Dergahı'na götürdüler. Caminin avlusunda iki tabut vardı. Bazı askerler dolaşıyorlardı. Yanıma bir doktor geldi, 'fazla merak edip üzülmeyin, üstadı Anadolu'ya naklediyoruz. Onun için sizi buraya getirdiler' dedi.

Doktorun bu sözleri üzerine sinirlerim tamamen bozulmuştu, ağlıyordum. Doktor askerlere 'Bu tabutu açıp, öbür tabuta alacağız' diyor fakat erler çekiniyor ve korkuyorlar. 'Biz yapamayız, çarpılırız' dediler. Fakat doktor, 'kardeşlerim, biz emir kuluyuz, ne yapalım mecburuz' dedi. Hep beraber tabutu açtık" diyen Ünlükul, "Bütün işler bittikten sonra bir askeri cemseye bindim. Doğru uçağın yanına. Caddelerde süngülü askerler geziyordu. Az sonra Afyon'a indik. Oradan da bir ambulansla Isparta'ya doğru hareket ettik. Önümüzde arkamızda askeri vasıtalar refakat ediyordu. Sabaha karşı Isparta'ya vardık. Önceden hazırlanmış mezara üstadı defnettiler" şeklinde konuşacaktı.

1926'dan 1960'a kadar sürgünde yaşayan ve bir otel odasında son nefesini veren, sevenlerinin 'Bediüzzaman' dediği Said Nursi'nin 83 yıllık hayatı ibret vericiydi.

KAYIP MEZAR SIRRINI KORUYOR

Abdulmecit Ünlükul, Said Nursi'nin mezarı hakkında, ağabeyinin birkaç talebesi dışında kimseye bilgi vermedi. Bu talebelerden biri merhum Bayram Yüksel'di. Said Nursi'nin bir çok kez Yüksel'e, "Kabrimi sen bekleyeceksin" demişti. Kabrinin bir istinatgah ya da ziyaretgah haline getirilmemesini, bu nedenle yerinin dahi bilinmemesini vasiyet ettiği için naaşı talebeleri tarafından Isparta'daki mezarından gizlice kaldırılarak başka yere defnedildi. Mezarın Emirdağ ya da Barla'da olduğu tahmin ediliyor. Bir başka rivayete göre Said Nursi turistik bir belde olan Davraz Dağı eteklerinde yatıyor. Son iddiayı güçlendiren ise Said Nursi'nin Emirdağ Lahikası'nda yer alan şu sözleriydi: "Marangoz merhum Barlalı, harika sadakatli Mustafa Çavuşun tam yerine geçen Medrese-i Nuriyenin tam çalışkan kahramanlarından marangoz Ahmedin benim için Savanın Davraz Dağında berzahi ve uhrevi bir menzil, bir mezar düşünmesi ve yazması, beni çok sevindirdi ve hazinane ağlattırdı."

Ne merhum Bayram Yüksel ne de diğer talebeleri Said Nursi'nin mezarı konusunda tek bir cümle etmediler. Hatta kayıp mezar tartışmalarından ve bu konuda yapılan araştırmalardan da rahatsız oldular.

KABRİNİN GİZLENMESİNİ VASİYET ETTİ

Naaşı bilinmeyen bir yere nakledilen Said Nursi sağlığında talebelerine ve sevenlerine, öldüğünde kabrinin yerinin bilinmemesini tavsiye etti. Onun için kendi cismi değil Risale-i Nur önemlidir. Yaşatılması ve korunması gereken en önemli dava budur. Emirdağ Lahikası'nda Said Nursi, kabriyle ilgili olarak şu vasiyette bulunuyor:

Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevi dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir. Risale-i Nur'daki azami ihlas ile bütün bütün terk-i enaniyet için buna bir manevi sebep hissediyorum.. Kendini Risale-i Nur'a vakfetmiş olan, yanımda bulunanlardan nöbetle birer adam kabrimin yakınında olup, bu manen, lüzumsuz ziyarete gelenlere bildirsinler. Benim kabrimi gayet gizli bir yerde, bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor. Bunu vasiyet ediyorum. Çünkü, dünyada sohbetten beni men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu surette beni mecbur ediyor.

Bu dehşetli zamanda, eski zamandaki firavunların dünyevi şan ve şeref arzusuyla heykeller ve resimler ve mumyalarla nazar-i beşeri kendilerine çevirmeleri gibi, enaniyet ve benlik, verdiği gafletle, heykeller ve resimler ve gazetelerle nazarları, mana-yı harfiden mana-yi ismiyle tamamen kendilerine çevirtmeleri ve uhrevi istikbalden ziyade dünyevi istikbali hayal edinmiş olmaları ile, eski zamandaki lillah için ziyarete mukabil, ehl-i dünya kısmen bu hakikate muhalif olarak mevtanın dünyevi şan ve şerefine ziyade ehemmiyet verir. Öyle ziyaret ediyorlar. Ben de Risale-i Nur'daki azami ihlası kaçırmamak için ve o ihlasın sırrıyla, kabrimi bildirmemeyi vasiyet ediyorum.

Hem şarkta, hem garbda, hem kim olursa olsun, okudukları Fatiha'lar ruha gider. Dünyada beni sohbetten men eden bir hakikat, elbette vefatımdan sonra da o hakikat bu suretle beni sevap cihetiyle değil, dünya cihetiyle men etmeye mecbur edecek.




Devam Sayfaları
1 | 2 | 3 | 4

Künye
Temsilcilikler
ReklamTarifesi
AboneFormu
MesajFormu
 

A. Muradoğlu
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED