|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
80 yıllık Türk pasaportu özlemini Türk vatandaşlığına kabul edilerek dindiren Osmanlı hanedanının hayattaki en kıdemli mensubu Prens Ertuğrul Osman, sürgündeki yaşamının yanısıra ailesine ilişkin bilinmeyen pekçok gerçeği, Yeni Şafak'a anlattı.
Osmanlı Hanedanı'nın son Osmanlı kimliğini taşıyan Sultan II. Abdülhamid'in torunu Ertuğrul Osman, Türk vatandaşlığına kabul edilmenin mutluluğunu yaşıyor. Ertuğrul Osman sürgündeki yaşamının yanı sıra ailesine ilişikin bilinmeyen pek çok gerçeği Yeni Şafak'a anlattı. Sultan II. Abdülhamid'in oğlu Şehzade Mehmed Burhaneddin Efendi'nin oğlu olan Ertuğrul Osman, 1912 yılında Yıldız Sarayı'nda dünyaya geldi. 12 yaşında babası ile önce Avrupa'ya sonra Amerika'ya giden Ertuğrul Osman Viyana ve Paris'te diplomatlık eğitimi aldı. 1933 yılında babası ile Amerika'ya giden Ertuğrul Osman, ilk evliliğini 1947 yılında New York'ta Gulda Twerskoy ile yaptı. 1949 yılında Şehzade Mehmed Burhaneddin Efendi'nin vefatından sonra, 1952 yılında merkezi Kanada'da olan maden şirketini kuran Ertuğrul Osman, özellikle Güney Amerika ülkeleri ile çalışan şirketini New York'taki bürosundan yönetiyor. Ertuğrul Osman, babası Şehzade Mehmet Burhanettin'in cenazesinin bulunduğu geminin İstanbul'a sokulmayışını hiç unutmamış. 6 asır Osmanlı İmparatorluğu'nu yöneten bir hanedanın sürgünde vefat eden mensubuna reva görülen bu muamaleyi Ertuğrul Osman şöyle anlatıyor: "Babam Şehzade Mehmet Burhanettin, Sultan II. Abdülhamid'in sekizinci çocuğuydu. Avrupa'da seyahatte iken cumhuriyetin ilanı üzerine vatana dönememiş. Babam çok zeki, herşeyden anlayan, güzel söz söyleyen bir şehzade idi. Fevkalade piyano çalar, resim yapar, son derece sanatkar bir ruha malikti. Öyle ki daha yedi yaşında iken bir marş bestelemiş ve büyükbabam bunu bastırarak kendi alayına, Bahriye Muzıkası'na vermiş. 1949'da vefat ettiğinde cenazesinin bulunduğu gemi İstanbul'a sokulmadı. Gemiyi karaya yanaştırmadılar, yolcuları indirdiler, cenaze gemide kaldı. Babamın cenazesini Türkiye hükümeti kabul etmedi. Cenaze Beyrut'ta askeri törenle karşılandı. Şam ve Lübnan hükümeti mezarı hazırladı ve babam Şam'da defnedildi." Kraliyet ailesiyle akraba Ertuğrul Osman'ın yaşamı, Osmanlı hanedanı ile benzer bir akibeti paylaşan Afgan Kraliyet ailesinden Prens Abdulfettah Tarzi'nin kızı Zeynep Tarzi ile çakışır. Tarzi, anne tarafından bir Osmanlı ailesine mensuptur. Ertuğrul Osman ve Zeynep Tarzi 1991 yılında New York'ta evlenirler. Sabık Afganistan Kraliçesi Süreyya'nın akrabası olan Zeynep Hanımın annesi, Türkiye'nin ilk kadın doğum uzmanı ve İstanbul'un çeşitli semtlerine dağılmış doğum klinikleri ile laboratuarların kurucusu ve sahibi Pakize Tarzı'dır. Pakize Tarzi'nin babası Osmanlı döneminde Ziraat Bankası'nın Suriye Umum Müdürlüğü'nü yapan Babası İzzet Saltık Bey'dir. Halep'de doğan Pakize Tarzı, Boğaz'ı yüzerek geçen ilk kadın olarak da tanınıyor. Aile Osmanlı Devleti'nin yıkılması ve Şam'ın düşmesinden sonra, Adana'ya göç eder. Zeynep Hanım anne tarafından Afgan kraliyet ailesi mensubudur. Afganistan Kral Amanullah'ın karısı Kraliçe Süreyya ve sabık Afgan Kralı Zahir Şah ile akrabadır. Kırgın değiliz 1924 yılında hanedan mensuplarının Türkiye'den ayrılmaları sonrasında, ailenin mensuplarının çok büyük sıkıntılar yaşadığını belirten Ertuğrul Osman, "Fakat hanedanın hiçbir mensubu Türkiye'ye karşı kırgınlık hissetmemiştir. Bizler bugüne kadar siyasetten uzak durduk. Daha da mühimi, hiçbir zaman saltanat iddiasında bulunmadık. Ben İstanbul'da doğdum ve sonra yurtdışına çıktım. Ancak, Türkiye şimdi pasaportumu verdi bana. Pasaport verilmeden önce de Türktüm, şimdi de Türküm ve Türk olarak öleceğim" diyor. Ermenileri korumuştu "Bugün Sultan II. Abdülhamit ile yüz yüze görüşen benden başka kimse yoktur" diyen Osman Ertuğrul konuşmasını şöyle sürdürdü " Cumhuriyet devrinde II. Abdülhamit kadar karalanmış başka bir kişi yok. Dedemin istibdat ve baskıyla anılmasından rahatsızlık duyuyorum. Bu haksız ithamlar Sultan'ı karalamak isteyen İttihat ve Terakki ile dış güçler tarafından ortaya atıldı. Sultan II. Abdülhamid Ermenileri katletmediği gibi, onları korumaya çalıştı. Yine de Avrupa'nın kışkırtmasıyla bu damgayı yedi." 2. Bölüm: Vahdettin'in fedakarlığı iç harp çıkmasını önledi
|
|
|
|
|
|
|