AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
Vahdettin'in fedakarlığı
iç harp çıkmasını önledi

Vahdettin'in Anadolu hareketine hep destek verdiğini ifade eden Ertuğrul Osman, "Eğer Sultan Vahdettin yurt dışına çıkmasaydı iç harp olurdu. Bu nedenle o, fedakarlık yaparak vatanından ayrılmayı tercih etti" dedi.

Osmanlı hanedanı mensubu Ertuğrul Osman, babasının amcası Sultan Vahdettin'in İstanbul'u terketmesi konusundaki iddiaları da cevapladı. Vahdettin'in Anadolu hareketine destek verdiğini ifade eden Ertuğrul Osman şöyle konuştu:

"Sultan Vahdettin, eğer fedakarlık yaparak yurtdışına çıkmasa idi iç harp çıkardı. O, Anadolu hareketini başlangıcından itibaren destekledi. İleriki safhalarda birtakım gelişmelerden sonra, içeride kalması halinde iç savaş çıkabileceği düşüncesi ile fedakarlık yaparak vatanından ayrılmayı tercih etti. Vahdettin, başından beri Mustafa Kemal Paşa'ya destek veriyordu. Mustafa Kemal, Sultan'ın bilgisi ve emirleri ile hareket ediyordu. İstanbul'daki işgal kuvvetlerine karşı, 'Biz Anadolu'daki hareketi desteklemiyoruz' demesine rağmen, sürekli olarak Anadolu'daki gelişmelerden haberdar oluyor, maddi ve manevi destek veriyordu. Yani Anadolu'daki hareketin güçlenmesi ve tesirli hale gelmesi için zaman kazanmaya çalışıyordu. Hatta Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkabilmesi için, İngilizlerden ve Fransızlardan izin bile almıştı."

Uzun yıllardır New York'ta yaşayan Ertuğrul Osman ABD'nin Ortadoğu politikalarını ve Türkiye'nin bölgedeki etkinliği üzerine de değerlendirmelerde bulundu. Türkiye'nin mevcud konumu ile büyük bir öneme sahip bulunduğunu belirten Ertuğrul Osman, bloklaşan dünyada Türkiye'nin de bir blokta yer alması gerektiğini söyledi.

Türkiye bir bloğa girmek zorunda

" Osmanlı'nın yıkılışı herhangi bir bloğa ait olmadığı için hızlandı. Türkiye ya İslam bloğu ya da Avrupa'ya girmek zorunda" diyen Ertuğrul Osman konuşmasını şöyle sürdürdü: "Türkiye İslam dünyasının başına geçebilir. Ama İsrail'le ahbaplığımızdan dolayı, şu anda bu beklenti zor. Amerika ile ilişkilerimiz ise ortada. O yüzden Avrupa'ya mecburuz. Ancak AB olmadığı takdirde, Türkiye'nin İslam dünyasının başına geçmesi halinde çok olumlu gelişmeler olabilir. AB'ye girmekle Türkiye bir anda güllük ve gülistanlık olmayacak. Ekonomi bir anda düzelecek gibi bir beklentide olmak son derece yanlış."

Amerika'nın politikalarını 'tam bir sömürgecilik' olarak nitelendiren Ertuğrul Osman "Ortadoğu'ya barış ve demokrasinin gelmesinin birinci şartı, İsrail'in Filistin topraklarından çıkmasıdır. Amerika'nın Ortadoğu'da düşündüğü gibi bir demokrasi olamaz. Çünkü o bölgeyi sömürgeci zihniyeti ile yönetmek istiyor. Petrolünü alıp kullanacağım diyorlar. Öte yandan İsrail'e daha geniş toprak isteniyor. Türkiye'nin bu bölgede fonksiyonu çok önemli ve Türkiye savaşın dışında kalmakla çok iyi bir politika izledi" diyor.

Bush'un sonraki hedefi İran ve Suriye

Ertuğrul Osman, Amerika'nın politikalarını İsrail'in belirlediği ve desteklediği iddialarının doğru olmakla birlikte; Beyaz Saray ve Pentagon'un İsrail çıkarlarına uygun politikalarının belirlenmesinde Hristiyan Evangalistlerin rolünün de büyük olduğu görüşünde.

"Evangalistler Yahudileri haklı görüyorlar ve onların memleketlerine yani İsrail'e dönmeleri gerektiğini düşünüyor ve destekliyorlar. Bush zaten Irak savaşı başlangıcında Haçlı seferi yaptıkları ifadelerini kullandı" diyen Ertuğrul Osman, "Bu iş Irak'la bitmeyecek tabii. Hedeflerinde İran ve Suriye de var" şeklinde konuşuyor.

Keramet pasaportta olsa gerek!

Ertuğrul Osman ve Zeynep Tarzi Osman daha önce de Türkiye'ye gelmelerine rağmen, bu derece ilgi görmemişlerdi. Tek fark, İçişleri ve Dışişleri Bakanlıklarının son aylarda ortaklaşa yürüttüğü bir çalışmayla 'Osman Efendi' olarak bilinen ve hayatının son seksen yılını 'pasaportsuz' geçiren Ertuğrul Osman'ın pasaport almış ve Türk vatandaşlığına geçmiş olması idi. Türk vatandaşlığına geçme ve pasaport verilmesi süreci, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'In geçen ocak ayında ABD gezisinde Ertuğrul Osman ve eşiyle New York'taki Waldorf Astoria Oteli'nde kahvaltı etmeleri ile başlamıştı. İlk kez 1992 yılında Türkiye'ye gelen Ertuğrul Osman, ancak uluslararası seyahat belgesi ve özel izinle ülkeye girebiliyordu. Görüşmeden sonra Ertuğrul'un istekleri doğrultusunda eşi Zeynep Tarzi tarafından, Türk vatandaşlığı için şubat ayında yapılan başvuru, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün doğrudan talimatı olmasına rağmen, uzun sure bürokrasiye takıldı. Sonunda İçişleri ve Dışişleri Bakanlarının yürüttüğü çalışmayla pasaport İçişleri Bakanlığı tarafından onaylandı. Ertuğrul Osman ve eşi Zeynep Tarzi Osman, Türkiye'ye giriş yaptıkları Atatürk Hava Limanı'nda basının büyük bir ilgisiyle karşılaşınça çok şaşırmışlar. Bu ânı Ertuğrul Osman şöyle anlatıyor: "Biz havaalanına indiğimiz zaman, ellerinde fotoğraf makineleri, kameraları ve mikrofonları ile bir gazeteci ordusunun bir anda belirmesi üzerine; 'Herhalde çok büyük bir şahsiyet geldi de, onun için buradalar' diye düşündük. Acaba kimdir bu kişiler diye sağımıza solumuza bakıyordu ki, meğer bizim için gelmişler. Halbuki biz daha önce de gelmiştik. Ama böyle bir şeyle karşılaşmamıştık. Keramet pasaportta olsa gerek."

Yarışların aranan adamıydım

"Yurtdışında çok sayıda at müsabakasına katıldım" diyen Ertuğrul Osman " İyi ata bindiğim için olsa gerek, at sahipleri benden atlarına binerek müsabakaya girmemi isterlerdi. Çünkü benim bindiğim at hep kazanırdı. Kazandığım müsabakar sonrasında çok sayıda kupa ve ödül aldım. Dedem Sultan Abdülhamid de babam Şehzade Menmed Burhaneddin Efendi de iyi ata binerlermiş" şeklinde konuşuyor.

Evimiz yandı

Amerika'daki evlerinin yandığını da söyleyen Ertuğrul Osman "Maddi değerini ve evi bir tarafa bırakın, bir asra yakın zamandır muhafaza ettiğimiz bütün belge, kitap, fotoğraf ve eşyalar da kül oldu ya ona yanıyorum. Sonra Zeynep Hanım ile bir otel odasına yerleştik. Ne yapalım böyle olacakmış. Çok şükür ki biz hayattayız" diyor.

" Mösyö, look, loook"

Zeynep Tarzi İstanbul'a ilk geldikleri yıl başlarından geçen bir olayı şöyle anlatıyor:

"Dolmabahçe Sarayı'nı gezmek istedik. Sade bir vatandaş gibi saraya giren Osman Efendi yoldaki halı üzerinde yürümesi gerekirken kenardan yürümeye başlayınca arkadan biri 'Mösyö, mister, mösyö looook look' diye bağırıp çağırmaya başladı. Ben daha fazla dayanamayarak gittim ve yavaşça 'Bu bey Sultan II. Abdülhamid'in torunu Osman Efendi'dir dedim ve bu sefer ne yapacağını şaşıran görevli benim itirazlarıma rağmen, hemen müdiriyete koşup haber verdi. Sonra o zamanki müdürün nazik alakaları ile sarayı en detaylı bir şekilde gezmiştik."

1. Bölüm: Babamın cenazesini İstanbul'a almadılar





3 Ağustos 2004
Salı
 
Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu


Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED