|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Demokrasiye geçiş
Yunus Nadi (Abalıoğlu) da, İtalyan faşizmine övgüler diziyordu: "Faşizm, Mussolini'nin şahsında tıpkı bir ok gibi fırlayan bir fikrin bükülmez bir kol ile tatbikat sahasına geçirilmiş bir şeklidir." (İsmet Paşa ile Mussolini, Cumhuriyet/3/6/32)
Bu kafada olan yazar ve fikir adamlarının sarıldığı CHP'nin bir "muhalefet fırkası"na izin vermesi beklenemezdi! Zira, Ali Fethi Okyar'ın partisini, kendi kendine feshe karar vermesi ile, Türkiye yeni bir kaosa sürüklenmiş, irticaî güçlerin hâlâ "temizlenmemiş olduğu" gerekçesi ile, tek partinin hakimiyeti sürüp gitmiştir. Öyle oldu ki, ülkenin her kurumu, her topluluğu, tamamen CHP'nin altı ilkeyi hayata hakim kılmak için, seferber olmasını gerekli görmüştü. Nitekim, 20 Aralık 1936'da CHP'nin İstanbul il kongresi aktedilecekti. Bunun üzerine, valilik makamından, İstanbul Müftülüğü'ne yazılan bir yazı ile, Müftü Mehmet Fehmi Ülgener'in de katılıp, "kongreyi aydınlatacak şekilde hazırlıklı olması" istenmekteydi. Bu durum bile, "devletin etkisinde ve kontrolünde bir din" anlayışına en canlı örnektir. Yalnız, Edirne Mebusu ve devrimci M. Şeref (Aykut) bile, "Kamalizm"in bir "din olup, onun en büyük ve ana vasıflarından birisi de devrimci olmasıdır" (Kamalizm, 1936, sh: 3) diyerek, yeni hedeflerini gösteriyordu. Amma, 40'lı yıllarda, "Hz. Muhammed'in Hayatı" adlı eser, basılmasının ardından yasaklanmasına rağmen, Millî Eğitim Bakanlığı Ernest Renan'ın "İsa'nın Hayatı"nı basacak kadar da cesurca davranıyordu! Onbeş yıl, böyle bir sessizlikle geçirilen yıllardan sonra, İkinci Dünya Savaşı'nın son bulması ile, dünyada baş gösteren faşist ve Nazi yönetimlerinin imhası, bizde de yeni bir yansıma bulup, demokrasiye bir adım atılmış oldu ki, CHP'ye karşı, CHP'nin içinden bir "muhalefet" zuhur ederek, Demokrat Parti'ye doğru adım adım yaklaşmaya başladı. Her ne kadar, A. Faik Barutçu, "Demokrasi yolunu İnönü açıyor, onun dönemiyle gidilen yön değişmiştir" demişse de, millet bir uyanış, bir silkiniş havası içinde, dünyadaki gelişmelerden de etkilenerek, bilinç altında CHP'ya karşı bir "muhalefet" yöntemini geliştirmiştir. Savaş bitmiş, Türkiye de, "istila korkusu"ndan kurtulmuş, seçime gitmişti. CHP, bu sefer, Serbest Fırka'ya yaptığını yapamamış, bütün seçim oyunlarına rağmen, DP, TBMM'ye elli kadar üye sokmuştu. Bunu, CHP'li Prof. Dr. Fahri Ecevit (Başbakan Ecevit'in babası), kürsüden şöyle gündeme getiriyordu: "DP'liler Rus tehlikesini küçültmek, askeri terhis edeceklerini söylemek, ezanı Arapça okutmaya söz vermek gibi kötü propagandalar yaptılar." Artık, CHP, kendini savunmak için, eski defterleri açıp "irticacılık ticareti"ne başlamayı, iktidarda kalmak şeklinde anlıyordu. İstiklal Mahkemeleri'nin eski üyelerinden CHP'li Süreyya Özgeevren, DP'lileri şöyle itham ediyordu: "Demokratlar şeriatın yabancı bayrağı altında, şeriatçılardan tutunuz da beynelmilel yıkıcılara kadar her türlü istek ve inanç sahiblerine partilerinde aynı yeri vermekte tereddüt etmediler." DP'liler; "Yalan!.. Yalan!" diye tepki göstermişlerse de CHP karşı tavrına ısrarla devam etmiştir. Celal Bayar bile, bu ithamlar karşısında, partinin kongresinde, şöyle cevap veriyordu: "Laiklik dinsizlik değildir. Şunu da söyleyeyim ki, Türk ulusu Müslüman'dır, Müslüman kalacaktır. Tanrısına Müslüman olarak gidecektir. Bu nedenle de din öğretimi önemlidir. Biz dinin siyasete alet edilmesine şiddetle karşıyız. Gericiliğin de şiddetle karşısındayız." Bu durum, giderek çatışmaya vardı ve CHP, sandıktan çıkmasını engellediği DP'ye karşı saldırıya geçti. Başbakan Recep Peker'in ihtilalci mantığı ile, Adnan Menderes'e, TBMM kürsüsünden "Psikopat!" diye hitab etmesi iktidar ile muhalefetin köprüleri atmasına sebep olmuştu. 1947 yılı bütçesi görüşmelerindeki bu tartışmalara, aynı şekilde DP tepkisini gösteriyordu. Mareşal ve Millet Partisi
CHP'ye karşı direnip iktidar olan DP'den başka birçok parti daha kurulmuş, yalnız Millet Partisi bir varlık göstermiştir. Diğer ideolojik, Sosyalist, İşçi ve Emekçi, Liberal, Sosyal Demokrat, Köylü, İşçi, Çiftçi, Ergenekon, Arıtma, Görev, İslam Koruma, vb gibi adlar taşıyan partiler bir varlık gösteremeden siyaset sahnesinden silinip gitmişlerdir. CHP'ye olan halkın tepkisi, DP'ye odaklanıp, iktidardan düşmesine yetmiştir. DP de, sempatik tavrı ile iktidara yürümüştür. Amma, en köklü siyasal hareketi de Millet Partisi ile İslam Demokrat Partisi göstermesine rağmen, İslam Demokrat Partisi, kuruluşu ile birlikte Siyasî Partiler Kanunu'na aykırılık yönünden, açılan dava sonunda kapatılmıştır. Millet Partisi, programı ile, bir bakıma Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası gibi, "din kurumlarına ve millî ananelere hürmetkâr" olduğunu ifade ile, partinin prensiplerinin 8. maddesini itmam etmiştir. Partinin "fahrî genel başkanı" Mareşal Fevzi Çakmak'ın olması, halk katmanında çok büyük etki yapmış, fakat Nisan 1950'de vefatı ile, bu parti "tek başına iktidar olma şansı"nı kaybetmiştir.
|
|
|
|
|
|
|