T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Ya Kanun-i Esasi ya ölüm

Meşrutiyet'in getirdiği hürriyetten Rum, Ermeni, Bulgar Arnavut ve Arap ihtilal cemiyetleri faydalanmış, uhuvvet-adalet-musavat sloganları altında çalışmışlardı.

İçinde bulunulan durum ve Sultan Hamid'i haklı kılan devletin bekası ve sürekliliği idi: "İlk Meşrutiyet Meclisi'nin Hristiyan mebusları Türkiye'nin bir an önce parçalanması için Ruslar'la savaşa şiddetle taraftar olmuşlardı. Ve hakikaten de imparatorluğun dağılmasına ramak kalmıştı. Sultan Hamid, bunu gördükten sonra, zaten Meşrutiyet'i devam ettirseydi, hata etmiş olurdu. Gayr-ı müslim mebuslarla birlikte dışardan körüklenen Arap ve Arnavut milliyetçilerine de set çekmek üzere Meclis'in kapatılması Sultan Hamid'in en büyük başarı ve hizmetidir." (N. Atsız Türk Ülküsü, İstanbul/1956, sh: 141-142)

Yalnız, "köklü bir içtimaî inkılap" isteyenler, boş durmamış Sultan Hamid döneminde, olanca eforlarını dış destekler sayesinde harcayıp, nerede ise Sultan Hamid'in dînî kitaplardan "hilafete ait hadisleri" çıkartıp, mevcut olanları da yaktırmış olduğu yolunda propagandalara giriştiler. 1870'te açılan ve bir müddet sonra da kapatılan Darü'l-Fünün ile Mekteb-i Tıbbiye'deki fikir akımları, "Jön Türk" hareketi olarak, her türlü azınlık güçleri ile birlikte hareket etmiş, sonuçta da, padişahı tahttan indirecek olan "kabadayılar", sokaklardan gelip geçerken şu nakaratı tekrardan çekinmemişlerdi:

"Türk, Musevî, Rum, Ermenî Gördük bu rez-i rûseni."

Batı'daki sosyalist, kapitalist ve liberalist akımları da irdeleyerek, "Müslüman düşünür"lerden çok, oryantalist akımları da aralarına alıp, "ilmiye sınıfı" denen medreseli hocaları da yanlarına çekmişlerdi.

Batılılar'ın "Şark Meselesi" giderek, açıklık kazanıyor ve "Hasta Adam"ın sonu, yeni bir "Meşrutiyet" idaresi ile ivedilik kazanıyordu.

Yalnız, İkinci Meşrutiyet'in ilanını müteakip Manastır'da Harbiye Mektebi Müdürü Vehib Paşa (Bey) tarafından, "Hürriyet" adı verilen meydanda, top arabası üzerinde okunan nutuk, "merkezî otorite"nin ne halde olduğunu gösterir en canlı belgedir.

Bu nutuk, birkaç paragrag alarak, "ilân"ın hangi beyannameye dayandığı ve daha sonra hangi mecraya doğru akıp gittiğini anlamak bakımından en iyi bir delildir:

"Muazzez vatandaşlar, mukaddes kardeşler!

"...(Ümmetim, dalalet üzere ictima etmez) hadis-i şerîfi en kuvvetli rehberimizdir. Adalet, müsavat, hürriyet, esas mesleğimizdir. Cenab-ı Hakk'a sayısız hamd ve senalar olsun ki, insan gibi yaşamak, Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile amil olmak zamanını idrak ettik. Artık Cennetmekan Kanunî Sultan Süleyman zamanından beri padişah ile millet arasına çekilen kafesi kıracağız. Padişahımızın etrafını saran hain, rezil, kötü niyetli, sefil ve alçak herifler kahrolsun! Aç ve bî-ilaç olarak San'a zindanlarında, Diyarbakır, Erzurum, Akka kalelerinde, Fizan'da sefil ve sergerde olan ümmetin özgürlük taraftarlarının saadet, hürriyet ve ikbalini dileriz."

................

"Ey vatandaşlar!"

"Ya Kanunî Esasî, ya ölüm!..."

"Ey Ohri kahramanları, ey Resne aslanları, ey Manastır yiğitleri! Dünyada misline tesadüf edilmeyen bir asalet ve necabetle millî vazifelerinizi ifa ettiniz. Sizi bağrımıza basar, sonu gelmez teşekkürlerimizin kabulünü rica ederiz.

Yaşasın vatan, yaşasın millet!"

Çok partili hayatla tanışma

İkinci Meşrutiyet'le dört seçim ve 24 hükümet değişikliğinin oluşacağı sürecin başlangıcı olarak 14 Temmuz (24 Temmuz) 1908'de Meclis açılır ve böylece birçok parti-fırka ile, Osmanlı toplumu yeni bir döneme girer.

Böylece, Garpçılık, İslamcılık ve Türkçülük akımları da yer yer siyasî fırkalar ile, etkinlik kazanmaya çalışır.

Amma, sosyalist fırkalar, Jan Jores ve Güstav Lö-Bon'la hayat bulmak isterken, materyalistler de Lüi Bühner'den medet umarlar.

İslamcılar, "Sebilürreşad" ile "Beyanü'l-Hak" ile, Türkçüler "Türk Yurdu" ile ve Garpçılar da Dr. Abdullah Cevdet'in "İctihad" dergisi ile üstünlük sağlamak isterler.

Bunun yanında, matbuatın sermaye kısmını da Artin Efendi, Aznavur Ohannes Efendi gibi "azınlık" güçleri temsil ediyordu.

Her ne kadar İttihat ve Terakki'ye karşı bir Hürriyet ve İtilaf, "ana muhalefeti" var idiyse de, birtakım kulüp ve cemiyetler de etkin rol oynuyorlardı:

Osmanlı Meşrutiyet Kulübü, Nesl-i Cedit Kulübü, Türk Ocakları, Mason Teşkilâtı... vs. Irkçı ve azınlık kökenli bir takım cemiyetler de vardı:

Rum, Bulgar, Ermeni komiteleri, Arnavut Başkim kulüpleri, Arap ihtilal cemiyetleri geniş bir "uhuvvet, adalet ve müsavat" sloganları altında çalışıyorlardı.

İhtilal cemiyetleri birleşiyor

1897'de Theodor Harzl, Basel'de ilk Siyonist beyannameyi ilan edip, Sultan Hamid'den Filistin'de istediği toprağın karşılığı olarak teneke dolusu altınları teklifinin yüzüne çarpılması kadar, Jön Türkler'in 1902'de başlayıp, 1907'de nihaî organizeye varan ihtilâl cemiyetleri, Paris, Cenevre ve Kahire'den hareketle, "her türlü doktrinel farkları geçici olarak unutarak" yola çıkmış ve "istibdadı yıkmak" için birlikte yeni bir stratejiyi uygulamaya geçmiştir. Öyle ki, değil sadece Osmanlı toprakları içinde, Paris, Londra ve Cenevre gibi şehirler olmak üzere İttihat ve Terakki Cemiyeti haline gelene kadar, Osmanlıca, Arapça, Rusça, Fransızca ve İngilizce olmak üzere, 120 kadar gazete ve dergi çıkartıp, fikrî ve ideolojik hareketlerini siyaset sahnesine çıkarmak için çalışıp durmuşlardır. "Özgür ve Çağdaş Türkiye" adı üzere çıkan dergi ve gazetelerinde, genellikle de "İslam, İslamiyet, İcma-i Ümmet, El-Hilafe ve Ezan" gibi adları dergilerine verip, dînî cemaat ve tarikatleri de yanlarına çekmenin motodolojisini uyguluyorlardı.


Devam Sayfaları
« 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 »


 
SADIK ALBAYRAK
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED