T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Osmanlı mozayiğinin meşrutiyet isyanı...

Selanik'te 5 dilde "Silâh başına, arş İstanbul'a!.." nutukları ardından, muhtelif unsurlara mensup pek çok gönüllü hürriyet ve meşrutiyeti savunmak için taburlara katılmaya koşmuştu.

"Türk İnkılap Tarihi/1-186, Ankara/1983" adlı eserinde, Hikmet Bayur, "Osmanlı askerî inkı labı"nın kılık değiştiren ana temellerini, şu olayla belgeler:

"Sultanahmet ve Ayasofya Meydanı'nı dolduran askerlerden bir heyet Meclis'e girer. Kendilerinden ne istedikleri sorulunca, "Şeriat!" derler. Şeriata dair saygı gösterildiği kendilerine bildirilir ve "Besmele" ile başlayan bir kağıt gösterilir. Bunun üzerine çavuşlardan biri:

"-Evet, ama bizim talimatnameler de besmele ile başlar, fakat Almanca'dan terceme edilmiştir." der. Bunu söyliyen kılık-kıyafet değiştirmiş bir subay'dır."

"Tanin" gazetesinin verdiği nüfus oranlarına bakarak, 11 Temmuz Meydanı'nda toplanan insanların köken itibariyle, Selanik'te ortaya koyduğu tabloyu görelim:

Müslüman: 51.125, Rum Patrikhaneye: 326.000, Ekzarhaneye: 229.000 ve Musevî: 52.645. Müslümanlar'ın böyle bir konumda olduğu Selânik'te, İstanbul'a hareket için yapılan mitingdeki "manzara"yı, en iyi şekilde, tahlil ve tevsik eden Yunus Nadi, (İhtilal ve İnkılab-ı Osmanî/1325, 130-132) olmuştur.

5 dilde nutuk

Diyor ki:

"On bir Temmuz Meydanı'nın, bu geniş hürriyet meydanı bugün kazandığı lahuti manzara cidden her türlü tasvirin üstündedir. İnsan bu geniş alana varıp da her yerin hür Osmanlılarla dolu olduğunu, 20-30 bin kişinin orada toplandığını görünce bütün kalbiyle artık Osmanlılar'ın tekrar esaret zincirine girmeyeceğine, hür olarak ölmeyi, esir olarak yaşamaya tercih ettiğine bütün kalbi ile itimat eder. Evet, bugünkü manzara o kadar ulvî, o kadar vatanperveranedir. Saat 8'i geçerek miting başlamış, Fazlı Necip Bey tarafından mitingin toplanma sebebini içine alan bir konuşma yapılarak sonra da ulema adına müderris Recep Efendi tarafından bir nutuk irad edilmiştir. Ardından Arnavut vatandaşlarımız adına Abdul Efendi Arnavutça, Tumak Efendi Bulgarca bir nutuk söylenmiş, bundan sonra Mebus Karaso Efendi'nin Türkçe ve Yahudice irad ettiği nutuklar şiddetli alkışlara mazhar olmuş, Nikola Efendi'nin Sırpça, Gorki, Apano Efendi'nin Ulahça nutukları irad olunurken bütün halkta heyecan ve hamiyet feveranı yükselmiş, yükselmiştir."

"Selanik'te "Silâh başına, arş İstanbul'a!.." cümleleriyle son bulan nutukların ardından ihtiyat ve redif askerler silahlarını omuzlamak için koşmuşlar. Muhtelif unsurlara mensup pek çok gönüllü de hürriyet ve meşrutiyeti savunmak için taburlara katılmaya koşmuştur."

"Selânik Başkim Kulübü'nün vuku müracaatı üzerine bütün hürriyetçi Arnavut ve Taşnaklar'ın harekete hazır oldukları haberi gelmiştir. Bütün bu askerlere, mahallî depolardan silah ve cephane dağıtılmıştır."

İşte bu durum, İstanbul'a doğru bir hareketi çabuklaştırmış ve "Hareket Ordusu" da, gelip Sultan'ı tahttan indirip, asileri asıp, bir kısım zevatı da sürgüne gönderip, yeni bir "totaliter düzen"i kurup, İttihat ve Terakki'ye ülkeyi teslim etmiştir.

Nitekim, çok geçmedi, Sultan Hamid, Selanik'teki "Alatini Köşkü"ne sürdürüldü ve Bulgarlar, Yunanlılar ve Sırplar, Balkanlar'dan Osmanlıyı atmak için savaş hazırlıklarına başladığı böyle bir karmaşada Meclis-i Mebusan'da da, memurların maaşları konuşulur. Bu arada, bütçe adına söz alan mebus Vartekes Efendi;

"-...B.... yesinler, bütün memurları Sarayburnu'ndan denize atmalı..." demesi, Meclis'te kimin kimi temsil ettiği hakkında bir fikir verir kanısındayız.

İttihatçıların baskıları başladı...

Elmalılı Hamdi (Yazır) Antalya'dan Mustafa Sabri Efendi, Tokat'tan mebus intihab edilmişse de, İskilipli Atıf Efendi, Çorum'dan seçilmesine İttihatçılar engel olmuşlardı. Çünkü, İttihatçılar, öyle bir terör estirmişlerdi ki, Divan-ı Harb'te, Derviş Vahdeti ile 12 arkadaşını idam ettirirken, hiç bir suçu olmayan, Tekirdağ eski naibi Dağıstaslı Ömer Ziyaeddin Efendi'yi de "müebbeden" cezaya çarptırmışlardı.

Ve "Beyanü'l-Hak" adlı ilmî dergi çevresinde toplanan ulemayı da korkutup, derginin iki yıl içinde kapanmasına sebep olmuşlardı. Ortada sadece kendi seslerini üfleyecek, borazanlıklarını yapacak "müsbuat"a hayat hakkı tanımışlardı!

Hatta, tayin ettikleri sadrazam Said Paşa, bir müddet sonra Sadrazamlıktan istifa edince, Sultan Reşad ona:

"-Paşa, size emniyetleri vardır, niçin istifa ettiniz?" diye sorunca, başını öne eğip, bir müddet düşündükten sonra:

"-Onların bana emniyetleri var ama benim onlara emniyetim yoktur" demesi kadar halin beyanı olacak bir cevap olamazdı.

Her ne kadar, ilmiyeden kurulu bir kısım cemiyet ve partiler, ilk aşamada şamata etmişse de, daha sonra, yeni gelen Sultan'ın da tamamen bu genç subayların "oyuncağı" olduğunu gördüklerinden, siyasete soyunup, illerinden mebus olmayı denemişlerdi. Bu denemeyi de Hürriyet ve İtilaf Fırkası'ndan namzet olarak sağlamak istemişlerdi.


Devam Sayfaları
« 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 »


 
SADIK ALBAYRAK
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED