T ü r k i y e ' n i n   B i r i k i m i

D İ Z İ

Bir mason nasıl şeyhülislam oldu?

İslamcılığın önemli düşünürlerinden Said Halim Paşa sadrazam olduğunda en çok desteği şeyhülislamdan alması gerekirken bu desteği bulamamıştı.

Sadrazam Said Halim Paşa, üçlü çetenin, yani "Triuvira"nın etkisinde, ne yapacağını şaşırmış, o "İslamcılık" fikirleri de işe yaramamış bir halde, "sadrazamlık"ta bulunurken, en çok desteği "şeyhülislam"lardan alması gerekirdi. Amma İttihatçı-Jön Türkçü kadro, maalesef buraya da el atmış, "ilmiye kulübleri" ile, herkesi kendi siyasal çemberine alacak şekilde, herkesten "hiçbir siyasî fırka ile ilişkim yok ve hiçbir şekilde memuriyette bulunduğum sırada siyasetle iştigal etmeyeceğim" diye imzalı yazı alıyorlardı.

Bu durumda, Şeyhülislam Hayri Efendi, Enver Paşa'nın baskısı ile, kadılık/yargı işlerinden el çekip, sadece ilmiyenin işleri ile uğraşmalarını telkin etmesi sırasında;

"-Bütün bu işler Türkçüler'in fikirlerinin bir eseridir" diyerek, bir bakıma Ziya Gökalp ve benzeri Takin Alp takma adını kullanan Moiz Kohen'lere dikkatleri çekmek istiyordu.

Sultan farmason istemiyordu

Kim, Şeyhülislam olacak? Ali Fuad Bey, Hayrî Efendi'nin yerine gelmesini salık verdiği isimleri, Sultan Reşad'a arzeder. Sultan der ki:

"-Musa Kazım Efendi'nin önceki şeyhülislamlığında farmason olduğuna dair Saray'a pekçok kağıtlar geldiğinden o olmaz. (Seydişehirli) Mahmut Es'ad Efendi, Avrupa'da karıları koltuğuna takarak sokaklarda gezmiş, o ö... herifi de istemem. Necmeddin Molla ile Evliya Efendi'nin hangisi münasip ise onu intihab etsinler. Git sadrazama söyle!"

Said Halim Paşa'ya söylenir, olay partinin genel merkezinde müzakere edilip, öyle karar verileceğini ifade eden Sadrazam'ın dediği çıkar ve İttihat-Terakki'nin genel merkezi, "farmason" Musa Kazım Efendi'nin tekrar meşihat makamına getirilmesinde ısrarlı olduğu, Saray'a bildirilir.

Musa Kazım'ın Topkapı dışındaki köşküne gidilir. Musa Kazım Efendi, amele kıyafetiyle Köşk'ünün bahçesinde, soğan yerken bulunur; elbiseleri değiştirilip otomobile alınır ve Saray'a getirilir. Ağız kokusu giderilmediğinden etrafındaki adamlara hayli rahatsızlık verir.

Hayri Efendi, A'yan (senato) azalığına tayin edilir, fakat, Tal'at Bey (Paşa) buna sıcak bakmaz. Baş etkeni de Maarif Nazırı Şükrü Bey'le, Hayri Efendi'nin medreselerin ıslahı ve yeni bir şekil almasındaki farklı yaklaşımları olmaktadır.

Ulemadan siyaset yapmayacağına dair yazı

"Memuriyette bulunduğum müddetçe gizli açık siyasi cemiyetlerden hiçbirine intisab ve kulüblerine devam etmeyeceğimi, şayet böyle bir cemiyete intisabım tebeyyün ederse azl ve infisalim hususunda verilecek karara itirazsız uyacağımı taahhüt ve te'min ve ism-i pak-i Hüda'ya yemin eylerim"

'İstanbul'dan çıkılmaz'

Sultan Reşad'la birlikte hareket edeceği haber verilen Sultan Abdülhamid, padişaha asla İstanbul'dan ayrılmaması gerektiğini, bir kerre ayrılırlarsa, bir daha geri gelemeyeceğini ihtarla, bir anısını anlatır: "-Benim zamanımda da Rusya muharebesi sırasında (o meşhur 93 muharebesi) Bakanlar Kurulu, hükümetin Gelibolu'ya nakline karar vermişlerdi. İhtiyar bir Namık Paşa vardı, onu göndererek bu kararlarını bana bildirdiler. Ben de bir temanna ederek; "Buyurun! Ben şuradan şuraya gitmem; diye, kati şekilde muhalefet gösterdim." Bu sefer de aynı oldu ve hilafet makamı terkedilmedi."

İsrafa kızdı, istifa etti

Şeyhülislam Ürgüplü Hayrî Efendi'nin köşk ve saraylarda sürüp giden israftan rahatsız olacak ki, Sultan Reşad ile, pirinç yerine bulgur yemesi yanında, Enver Paşa'nın yalısının arkasındaki köşkte verdiği yemekten sonra; istifa eder. Sebebi sorulduğunda da: "-Gördünüz o masraflar, ihtişamlar neyle oluyor! Ben artık onlarla birlikte olamam" demiştir.

Ayan seçme kavgası

Talat Bey, saraya gelip "-Hayrî Efendi'nin a'yan azalığına tayinini tebliğ etmişsiniz. Bizce ayanlığın önemi olduğundan bundan sonra bize bilgi vermeden tebliğ etmeyiniz. İki üç ay tecrübe edelim, Hayri Efendi'nin bize karşı ne vaziyet alacağını görelim. Ondan sonra yaparız. Hem kendisinin beş yüz lira parası bulunduğundan birkaç ay onunla idare eder" der.

Nitekim, Hayri Efendi de, "medreselerin ıslâhı"ndan ötürü, Maarif Nazırı ile araları açık olduğundan:

"-Ben onu Cenab-ı Hakk'a havale ettim" derdi!

Aynı şekilde, Sultan Abdülhamid de, İttihatçılar'ın memleketi batırmalarından ötürü, kahrolmuş, son demlerinde, hiçbir sağlık kontrolünü kabul etmez olmuş, duş alıp, hastalığının artmasından korkulduğu bir sırada, hiç çekinmeden: "-Bu dünyada benim azmime mani olacak bir kuvvet yoktur" deyip duşunu almış, sonra da göğsü sıkışarak, bir ikindi vakti ahirete göç etmiştir: 10 Nisan 1918.

Cenazesinde, baş imam Suzî Efendi, sürç-i lisan edip, Sultan Reşad'ın huzurunda, "Onun ruhuna Fatiha" demesinden dört ay sonra da Sultan Reşad ahirete intikal etmiş oldular. Sultan Abdülhamid'in, Sultan Fatih Türbesi'nin haziresinde gömülmesine ailece istenmesine rağmen, Enver Paşa karşı çıkıp, Sultan Mahmud Türbesi'nde gömülmüştür. Ki, İttihatçılar'ın, kini öyle idi ki, Sultan Hamid'in naaşına bile, dedelerinin yanında gömülmekteki tercihlerine karşı tepkisini sürdürüp gidiyordu.

Sultan Abdülhamid öldü, Sultan Reşad öldü, yerine Sultan Vahidüddin geçti. Amma, işler bir türlü felaket, izmihlalden geri kalmıyordu! Osmanlı ülkesi, batıyordu.


Devam Sayfaları
« 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 | 16 | 17 | 18 | 19 »


 
SADIK ALBAYRAK
Ana Sayfa | Gündem | Politika| Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon| Hayat| Arşiv
Bilişim
| Aktüel | Dizi | Röportaj | Karikatür

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED