Yeni Safak Online...
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Albaraka Türk

D İ Z İ

Sanki İstanbul'dayız

Emevi Camii, Kapalı Çarşı, Selimiye Camii gibi, Osmanlı'nın izlerinin bulunduğu tarihî mekanları gezerken, kendimizi İstanbul ya da Bursa'daymışız gibi hissediyoruz.

Şam'ın tarihî mekanlarını gezmek için elçiliğimiz bize bir rehber tahsis etmişti. Sırasıyla Emevi Camii'ni, Hz. Yahya Peygamber'in makamını ve Selahaddin Eyyubi'nin kabrini ziyaret edip birer Fatiha okuduk. Sonra ilk şehit Türk pilotlarının kabirlerine gittik. Oradan İran'ın inşa ettiği Sitt Rukayye külliyesine geçtik. Sitt Rukayye'den bir ucu Emevi Camii'ne çıkan Kapalı Çarşı'yı gezdik. Hemen tamamında Osmanlı izleri bulunan bu eserleri ziyaret ederken kendinizi İstanbul ya da Bursa'da hissediyorsunuz.

Buradaki tarihî havayı teneffüs ettikten sonra Selimiye Camii'ne gittik. Bir cami ve avlusunda ticarethaneye dönüştürülmüş medrese binası. Sanki Bursa'daydık. Bir köşede esnaf oturmuş çay içiyordu, selam verdik biz de oturduk. Konuştukları Arapça dışında bir farklılık yoktu. Hava kararmak üzereydi hemen yakındaki Tekiyye Süleyman dedikleri Süleyman Tekkesi'ne geçtik. Orası da tıpkı Selimiye gibiydi. Dedim ya sanki Türkiye'de geziyorsunuz. Akşam namazını Süleyman Tekkesi Camii'nde kıldıktan sonra Turhan Bey'le Suriye Devlet Televizyonu'na geçtik. Sırasıyla yarımşar saatlik bir program çekimi yapıldı. Özel Konuk isimli programın konukları olduk.

ÇÖLDE SİZ DE KALSANIZ SİZ DE YAPARDINIZ

Perşembe günü 360 km. uzaklıktaki tarihi Tedmür (Palmiya) kentine gidecektik. 360 km.'nin tamamı çöl. Sabah 09.00'da rehberimiz Ahid Muhammed ile kaptanımız Zekeriya bizi kapıda bekliyorlardı. 360 km.'lik yola çıktık. Sağ sol uçsuz bucaksız çöl. Ancak kum çölü değil. Yer yer kıl çadırlar ve küçükbaş hayvan sürüleri göze çarpıyor. Genelde su yok. Yollarda traktörlerin römorkunda tankerler göze çarpıyor. Öğreniyoruz ki suyu yakındaki yerleşim birimlerinden taşıyorlar.

Suriye Türkiye'den et ithal ederken ve kaçak hayvan sokarken şimdi tersine dönmüş. Suriye hayvancılıkta kendine yeter bir ülke konumuna yükselmiş. Et ve süt sorununu nasıl çözdükleri çöl boyunca karşılaştığımız sürülerden çok iyi anlaşılıyor.

Yolun tam ortasında adı Bağdat Cafe konan bir dinlenme tesisinde durduk. Dışardan bakınca metruk bir yer gibi duruyor ama içine girildiğinde otantik bir mekan çıkıyor karşınıza. Her türlü içecek ve yiyecek emrinize amade. Medeniyet ile bedeviliğin birleştiği bir ortam. Jeneratör ile elektrik üretiyor, çanak anteni var dünyayı takip ediyor. Hemen arkasında cafe sahibinin hayvan sürülerini barındırdığı ağılları var. Cafe duvarında zeytinyağı tenekesinden yapılmış bir rebap vardı. Daha biz sormadan cafe sahibi genç rebabı eline alarak çalmaya başladı. Zeki bir genç. Nasıl yaptın bunu diye sorduğumuzda, "çölde vakit çok siz de kalsanız siz de yapardınız"cevabını verdi. Fakat cafe sahibinin müşteri azlığından şikayeti vardı. Turistik bir yol üzerinde ve her sene bu vakitlerde çok sayıda turist ağırladığını söylüyor. Ancak bu sene hiç turist yokmuş.. ABD'nin Suriye'ye karşı başlattığı politikaların turistleri uzaklaştırdığının farkında mıydı, bilmiyorum ama o krizi bizzat yaşayan bir Suriyeli idi.

BAL TAPINAĞI'NIN KALINTILARI BİLE HARİKA

Biz yola devam ettik. Tedmür tarihî kentinin bu denli büyük olduğunu doğrusu gidip yerinde görmeden anlamak mümkün değildi.

MÖ 2000 yılında inşa edilmiş Ba'l Tapınağı'nın kalıntıları geçmişte ne büyük medeniyetlerin yaşadığını göstermesi açısından çok ilgi çekiciydi. Bugün bile o büyüklükte ve o yükseklikte bina yok denecek kadar az. Tamamı taş ve kaldırıp konması bugün bile zor olan bir inşaat. Dahası taşlar üzerine yontulmuş sanat değeri yüksek resimler, şekiller.

Hele Tedmür şehrinin o muntazam yapısı. Akıllara durgunluk verecek kalitede. Kanalizasyon gibi alt yapıdan, tiyatro gibi sosyal etkinliklere varıncaya kadar bugün medeniyetimizde bulunan hemen bütün imkanları binlerce yıl ötesinde görüyorsunuz.

Abdulhamid vagonları

Şam tren istasyonu, Haydarpaşa Garı'nın bir benzeri . Muhteşem bir bina. Trenlerin hareket ettiği peronlarda Osmanlı'dan kalma çok sayıda vagon ve şimendifer var. Bunların arasında saltanat vagonları bile bulunuyor. Vagonlar ve peron otantik bir kahve olarak kullanılıyor. Kahvenin adını da Sultan Abdulhamid Vagonları koymuşlar.

Halid Bin Velid'i ziyaret ettik

Suriye'nin büyük şehirlerinden biri olan Hıms'ın en dikkat çekici yönü ise Hz. Peygamber'in Allah'ın kılıcı anlamına gelen Seyfullah adını verdiği büyük komutan Halid Bin Velid'in kabrinin burada bulunmasıydı. Vücudunun hemen her yanında kılıç ve ok yaralarına ait izlerin bulunduğu rivayet edilen Hz. Halid'in kabrini ziyaret etmeden geçemezdik. Hıms'a girince doğru Hz. Halid'in kabrini de içine alan camie gidip hem namazımızı kıldık hem de Hz. Halid'in kabrini ziyaret ettik.

Dolap niçin inilersin?

İçinden Asi nehrinin geçtiği Hama, insanının muhafazakarlığı ve nehir üzerindeki su dolaplarıyla meşhurdur. Taa Roma döneminden beri kullanıldığı bilinen su dolapları görülmeye değer. Hele o dolapların dönerken çıkardığı inilti. Dolapların iniltisini duyunca Yunus Emre'nin "Dolap niçin inilersin?" deyiminin gerçek manasını orada anladım. O su dolaplarından çıkan inilti bir canlının inlemesi gibi etkiliyordu insanı. Şehir tamamen tarih. Eski eserleri, su kemerleri, camileri köprüleri dolaplarıyla görülecek bir kent. İnsanının sıcaklığını ise anlatmaya hacet yok. Buralar Anadolu'nun bir uzantısı. Taşıyla toprağıyla, insanıyla kültürüyle arada dilden başka fark yok.


Devam Sayfaları
1 | 2 | 4



Künye
Temsilcilikler
AboneFormu
MesajFormu
 
Resul Tosun
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Röportaj | Karikatür | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED