AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D İ Z İ
Hem Şam'ın şekeri
hem Arap'ın yüzü

Suriye'ye giderseniz, oradaki insanlarla konuşursanız, 'Ne Şam'ın şekeri ne Arap'ın yüzü' deyiminin gerçeği yansıtmadığını gözlerinizle görürsünüz.

İnsanlar, mekanlardan önemlidir. İnsan sıcaklığı olmasa, insanın bakışı olmasa, mekanların anlamı kaybolur gider. Suk-u Hamidiye'de esnafla konuşurken, piknik yapan ilkokul çocuklarının saçlarını okşarken, Kunaytıra'da, cuma tatilini yıkılmış evlerinin önünde geçiren ailelerin sofralarına konuk olurken, 'insan'ı hissetmek, binalara bakmaktan çok daha güzel. Suriyeliler, bize benziyorlar. Yani, "Ne Şam'ın şekeri, ne Arap'ın yüzü" sözünün gerçek bir karşılığı yok. Hem, Suriye'nin tatlıları da çok güzel. Bir sözün içinde iki haksızlık birden yapmak yerine, "Hem Şam'ın şekeri, hem Arap'ın yüzü" diyebilirsiniz.

Anadolu insanı nasılsa, Suriyeliler de öyle. Türkiye'den gelen bir konuk, oradaki insanlar arasında kendisini evinde hissedebilir. Üstelik, Türkiye ile Suriye'nin 'siyasi' yakınlaşma sürecinde, bu 'dostluk' hem insan davranışlarına, hem sözlere, daha çok yansıyor. Sofrasına konuk olduğumuz Ahmed, "Biz aynı milletiz" diyor, "Başımızın üzerinde yeriniz var." Eşi, bize kahve sunuyor. Yeter diyoruz, tekrar sürüyor cezveyi ocağa. Çocuklara 'büyüyünce ne olmak istediklerini' sorduğumuz zaman, önce 'doktor' diyorlar buradaki gibi. Mühendislik de gözde bir meslek. Ama, polis olmak isteyenlerin çokluğu dikkatimizi çekiyor. Belki de, polisin bu ülkedeki otoritesinin, gücünün bir işareti.

Hayat ucuz, ama ücretler çok düşük

Suriye'de hayat, bizdekine göre biraz daha ucuz. Ancak ücretler çok düşük. Üniversitede tanıdığım filoloji öğrencisi Ali'ye ücretleri soruyorum. Bir öğretmenin maaşı 1200 Suriye Lirası. Bu da yaklaşık 250 dolara karşılık geliyor. Polislerin maaşı öğretmeninkinden çok yüksek değil. Ancak Suriye'de, polisin fazladan geliri olduğunu herkes kabul ediyor. Otelde çalışan sıradan işçinin maaşı, 100-150 dolar arasında. Ancak, telekomünikasyon gibi sektörlerde, aylık ücret 5-10 bin dolara kadar çıkabiliyor. Ücretlerin az olması, çalışabilir durumda olan pekçok kimseyi iki işte birden çalışmak zorunda bırakıyor. Ali, öğrenci olduğu için, tek işte çalışıyor. "Öğrenci olmasaydım, ben de iki işte çalışırdım" diyor.

Bilal-i Habeşi'den Eyyubi'ye

Şam'ın orta yeri, Emeviye Camii'dir. Ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği mekanlardan biridir burası. Yahya Aleyhisselam'ın makamı, bu caminin içindedir. Sahabe-i Kiram'dan Ebu'dderda hazretlerinin kabri, Kudüs'ün ikinci fatihi Sultan Salahaddin Eyyubi'nin türbesi, bu caminin çevresindedir. Bazı Hristiyan mezheplerinin inancına göre, İsa Aleyhisselam, yeryüzüne, bu caminin kıble tarafındaki minaresinin bulunduğu yerden inecektir. Ayrıca, Hz. Hüseyin Efendimiz şehid edildikten sonra, başının, Emeviye Camii'nin içinde kalan bir yere konulduğu rivayet ediliyor. Bütün bunlar, Emeviye Camii'ni Şam'ın odak noktası haline getiriyor.

Efendimiz'in müezzini Bilal-i Habeşi'nin ve Emirü'l Mü'minin Hz. Ali'nin kızı Hz. Zeyneb'in kabirleri de bu şehirde. Yani Şam, geçmişi anıp ibret almak, geçmişin acılarıyla hüzünlenmek isteyen Müslümanlar için zengin bir şehir.

Şam'a en çok İranlılar ilgi gösteriyor

Şam'ın ziyaret yerlerine en çok İranlılar ilgi gösteriyor. En kalabalık gruplar, İranlılar. Son zamanlarda esen 'dostluk rüzgarı' Türklerin ilgisini de arttırmış. Büyük şehirlerin yanısıra, Gaziantep, Şanlıurfa gibi şehirlerden buraya kısa süreli turlar düzenleniyor.

Emeviye Camii'nin içindeki ziyaret yerlerinde, İranlı gruplar, mollaların rehberliğinde dua ediyorlar. Kimi zaman ağıtlar okuyorlar. Yahya Aleyhisselam'ın makamının sağ tarafında 5 âmâ, isteyenler için Kur'an-ı Kerim tilavet ediyor. Ama benim ilgimi en çok, caminin bir köşesinde, isteyenlere kıraat öğreten bir yaşlı adam çekiyor. Yanlarına oturup, dinliyorum derslerini. Gençler, gelip, Kur'an-ı Kerim'den bir sure, ya da bir sayfa okuyorlar huzurunda. O da, hatalarını, tecvid kaidelerine göre düzeltiyor. Gençlerin, adabına uygun bir şekilde tilavet edemedikleri yerleri, düzeltip tekrarlattırıyor. Adını soruyorum. Mahmud Süleyman diye tanıtıyor kendisini. Biraz da ben okuyorum huzurunda. Benim de hatalarımı buluyor.

Vahideddin de burada yatıyor

Burası, Süleymaniye Külliyesi. Türkiye'den gelen ziyaretçiler için, buranın ayrı bir anlamı var. Yapı, İstanbul'dan aşina olduğumuz mimariye uygun bir tarzda yapılmış. Ortada cami, çevresinde medrese hücreleri ve çarşı. Osmanlı'nın son sultanı Vahideddin'in kabri de, bu camiin haziresinde yer alıyor. Ziyaretçiler, Sultan'a ve burada yatan diğer mü'minlere dualar ediyorlar. Külliye'nin avlusu ve çevresindeki medreseler, bugün askeri müze olarak kullanılıyor. Müzede, Ortaçağ'dan 1973 Arap-İsrail savaşına kadar, kullanılmış silahlar, zırhlar, savaş gereçleri sergileniyor. Ruslara ait bir uzay kabini, dikkatimi çekiyor. Ben uzaktan bakarken, orada bulunan bir Türk grup, aracın başına toplanıyor. Grup içinden biri, "İşte arkadaşlar" diyor, "Bu araçla, Osmanlı uzaya çıkmış." Bana eşlik eden üniversite öğrencisi Ali'ye soruyorum. Bu aracın, Ruslara ait olduğunu, Suriye topraklarına düştüğünü ve burada sergilendiğini anlatıyor. Orada, hâlâ, ecdadımızın nasıl uzaya çıktığını konuşan ziyaretçilerin keyfini kaçırmak gelmiyor içimden. Yoluma devam ediyorum.

KUNAYTIRA, 'ŞEHİT' ŞEHİR

Bugünkü programımızda, İsrail işgali altında olan Golan bölgesi yer alıyor. Biz Golan diyoruz. Ancak yerel telaffuzda tamı tamına 'Cevlan' diye söylüyorlar. Bizdeki 'cevelan' yani gezinti, dolaşma, kelimesiyle hemen hemen aynı anlama geliyor.

Golan'ın tamamı, 1860 kilometrekare. Ürdün'e, Lübnan'a ve İsrail'e yakın. Bölgede, en çok yağmur alan yerlerden biri. Yılda metrekareye 750-1000 metreküp civarında yağmur düşüyor. Suriye'ye ait olan bu topraklar, 1967'de İsrail tarafından işgal edilmiş. 1973 savaşında Suriye, bu toprakların üçte birini geri almış. Ancak, İsrail, geri çekilirken, Golan'daki Kunaytıra kasabasını yerle bir etmiş.

Kunaytıra, bugün bir 'ölü şehir.' Tamamı yıkılmış, yerle bir edilmiş evler ve binalardan oluşuyor. 1973'te buranın sakinlerinden olup da, bugün Suriye'nin başka şehirlerinde yaşayan insanlar, fırsat buldukça Kunaytıra'ya gelip, eski evlerinin bulunduğu yerlerde eşleriyle, çocuklarıyla piknik yapıyorlar. Böylece, eski günleri unutmadıklarını, bir gün mutlaka kendi topraklarını geri almaları gerektiğini, çocuklarına öğretmiş oluyorlar.

BİTTİ

1. Bölüm: Bize Araplardan daha yakınsınız


30 Mart 2005
Çarşamba
 
Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Sağlık | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk

Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED